İtalyan İnsan Hakları Federasyonu (FIDU) tarafından yayımlanan kapsamlı bir rapor, 15 Temmuz sözde darbe girişiminin ardından Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilen 162 bin 239 kamu görevlisinin bugün içinde bulunduğu koşulları ortaya koyuyor. “Uygulamada Medeni Ölüm” başlıklı rapor, 10 yıl sonra bile mağdurların iş hayatına dönemediğini ve toplumsal yaşamın dışına itildiğini gösteriyor.
Arrested Lawyers direktörü Ali Yıldız, ekonomist Dr. Mustafa Günaydın ve analist Mustafa Sağır tarafından hazırlanan rapor, 2025 yılının Ekim ve Kasım aylarında 1.629 KHK mağduruyla yürütülen akademik araştırmanın sonuçlarını aktarıyor.
Bulgulara göre, katılımcıların yüzde 70,9’u KHK statüleri nedeniyle iş başvurularının reddedildiğini ya da buldukları işlerden çıkarıldıklarını bildirdi. Araştırmaya katılanların yüzde 65,3’ü görevlerinden ihraç edildikten sonra sigortalı hiçbir iş bulamazken, yüzde 52,9’u devlet kayıtlarında “36/OHAL/KHK” koduyla karşılaştığını belirtti.
Beraat edenler de mağduriyet yaşıyor
Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, ceza davalarında beraat eden kişilerin de yaşadıkları mağduriyetlerin sona ermemesi oldu. Bildirilen davaların yüzde 48,3’ü beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanırken, bu kişiler iş bulma ve toplumsal hayata katılım konusunda aynı sorunları yaşamaya devam etti.
Rapora göre, idari yaptırım neredeyse otomatik olarak cezai süreçleri tetiklerken, cezai süreçten beraat etmek idari yaptırımın doğrudan veya dolaylı sonuçlarını ortadan kaldırmadı. Ceza yargılamasına tabi tutulanların yaklaşık üçte biri beraat etti ancak bu ne kamu görevine dönmelerini sağladı ne de özel sektörde iş bulmalarının önündeki engelleri kaldırdı.
“Kod 36”: Görünmez ama her yerde
Rapor, dışlanmanın ana mekanizmasını SGK ve İŞKUR kayıtlarında yer alan “36/OHAL/KHK” kodu olarak tanımlıyor. Bu idari kodlama, tapu müdürlüğünden noter kayıtlarına, sosyal yardım veritabanından banka işlemlerine kadar her kurumda kişiyi izleyen otomatik bir damgaya dönüşüyor.
Raporun önsözünü yazan FIDU Başkanı Profesör Antonio Stango, “Kara liste kodu 36/OHAL/KHK, işten çıkarılan kişileri her devlet veri tabanında, her işe alım sürecinde, her finansal işlemde takip eden bir damga” ifadelerini kullandı.
Aileler de etkileniyor
Rapora göre ihraçların etkisi yalnızca KHK mağdurlarıyla sınırlı kalmıyor. Katılımcıların yüzde 35,7’si birinci derece yakınlarının da ihraç edildiğini belirtirken, yüzde 29,7’si eş veya çocuklarının kendileri nedeniyle ayrımcılığa uğradığını ifade etti. Araştırmada, bazı ailelerin bankacılık işlemlerinde sorun yaşadığı, eşlerin işlerini kaybettiği ve çocukların bazı mesleklere kabul edilmediği örnekler yer aldı.
Hukuki değerlendirme
Raporun hukuki bölümünde ise, 32 olağanüstü hal kararnamesi AİHM ve Birleşmiş Milletler sözleşmeleri çerçevesinde değerlendiriliyor. KHK listelerinde bireysel delil değerlendirmesi yapılmadığına, savunma hakkı tanınmadığına ve orantılılık ilkesinin devre dışı bırakıldığına dikkat çekiliyor.
Rapor, geçici olağanüstü hal tedbiri olarak ilan edilen KHK’ların, kamu görevinden ömür boyu men, pasaport iptali, mesleki lisansların iptali ve özel sektöre istihdam yasakları gibi geri döndürülemez sonuçlar meydana getirdiğinin altını çiziyor. Ayrıca, Temmuz 2018’de OHAL resmen sona ermesine rağmen 7145 sayılı Kanun’la ihraç yetkisi 2022’ye kadar uzatıldığı hatırlatılıyor.

Raporun sonunda ise KHK sorununun çözümü için öneriler yer alıyor. Raporu kaleme alan uzmanların sunduğu öneriler şu şekilde:
Türk hükümetine öneriler:
- 36/OHAL/KHK idari kara liste sistemini derhal kaldırılmalıdır.
- Beraat edenler ve haklarında takipsizlik kararı verilenler için otomatik iade prosedürü yürürlüğe konulmalıdır.
- Yalçınkaya/Türkiye (Büyük Daire, 26 Eylül 2023) ve Yasak/Türkiye (Büyük Daire, 5 Mayıs 2026) kararlarına tam olarak uyularak derhal yeniden yargılama yapılması sağlanmalıdır.
- Tüm ikincil mesleki yasaklar kaldırılmalıdır.
- Aile üyelerine dek sirayet eden toplu cezalandırma pratiğine son verilmelidir.
- Siyasi ve medeni haklar tam olarak iade edilmelidir.
Türkiye’nin müttefikleri, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’ne öneriler:
- KHK’larla ilgili hak mahrumiyetlerinin kaldırılması, Türkiye ile olan tüm ilişkiler ajandasının somut bir konusu haline getirilmelidir.
- Avrupa Konseyi, Yalçınkaya ve Yasak davalarını yapısal uyum meseleleri olarak ele almalı ve buna göre konuyu üst kademelere taşımalıdır.
- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Türkiye raportörleri ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, KHK’larla işten çıkarılan kişilerin durumuna odaklanan özel bir ülke ziyareti gerçekleştirmeli ve bulgularını yayınlamalıdır.
- AB, AB-Türkiye ilişkilerindeki herhangi bir iyileştirmeyi, KHK’larla ilgili telafi tedbirlerinde ölçülebilir ilerleme sağlanmasına bağlı kılmalıdır.
- AB üye devletleri, işten çıkarılan ve sığınma veya uluslararası koruma talep eden kişilere yeterli koruma sağlamalıdır.
- Bağımsız sivil toplum kuruluşlarının belgeleme ve dava açma faaliyetlerini desteklemelidir.
- Türkiye örneğini, uluslararası hukuk kapsamındaki istisna (derogation) çerçevesini güçlendirmek için bir paradigma olarak ele almalıdır.
