Ergun Hoca da göçtü bu dünyadan!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Yaşanan süreç ve sıkıntılar nedeniyle insanlar yerlerini, yurtlarını terk etmeye zorlandı. Kurumları kapatıldı ve işsiz, güçsüz, dostsuz kaldılar. Pek çoğu Türkiye’nin boğucu, bunaltıcı atmosferinde ayakta kalmaya, gözünü kin ve nefret bürümüş insanlarla aynı ortamda yaşamaya çalışıyor. Nezahet ve nezaket timsali insanlar yakınlarının hakaretleri, çevresinin dışlamaları arasında beden ve ruh sağlığını korumak için uğraşıyor.

Yurt dışına çıkabilenler ise ayrı dertlerle mücadele ediyor. Dillerini, hallerini bilmedikleri, insanlarını tanımadıkları yeni ülkelerde bir yandan tutunmaya, geçinmeye çalışırken bir yandan da Hizmet etme çabasındalar. Belirli bir yaştan sonra yabancı bir kültüre, coğrafyaya alışmak kolay değil. Dil öğrenmek ayrı bir mücadele gerektiriyor. Gurbette vatan hasreti, memleket sevdası derinlerde bir yerlerde hep canlı kalıyor ve içten içe sızlıyor. Çaresizliği hissettiğin, yalnızlığı farkettiğin anlarda bir anda canlanıyor ve aklını, zihnini işgal ediyor.

Bizzat yaşadığı acılara, sıkıntılara, zorluklara ilave insanlar bir de dostlarının acısını hissediyor, sıkıntılarını paylaşıyor. Gün geçmiyor ki ağır zulme uğramış, yürek parçalayan bir hikaye duyulmasın. İşkenceden vefat edenler, yaşadıklarını kaldıramayıp canına kıyanlar, ailesi bölünenler, yuvası dağılanlar, anası babası hapiste çaresiz yavrular…  Haberdar olduğumuz her acı vaka yaşadığımız dertlere dert katıyor. Çoğu zaman kendi yaşadıklarımızı unutup dünyanın en güzel insanlarına yaşatılan ortaçağdan kalma eziyetlere, zulümlere üzülüyor, ağlıyoruz. Hüzün dolu hikayeler yüreğimizi dağlıyor. Gadre, zulme uğramış dostların, mazlum insanların durumu her birimizin yüreğine topak gibi oturuyor. Üst üste biriken ve giderek taşınmaz hale gelen acı hikayeler, can yakan tablolar insanlarda zamanla türlü hastalıklar şeklinde ortaya çıkıyor. Bu sürecin acılarına nice hassas yürek dayanamayıp kriz geçirdi. Bazılarının kalbine bedeni yük oldu, taşıyamadı; göçtü öte dünyaya. Kimi ağır hasarlara maruz kaldı, yataklara düştü. Sürekli olumsuzluklara muhatap olma, bebeklerin, kadınların başına gelenleri her daim dert etme nedeniyle pek çok duyarlı arkadaşımız kanser oldu, verem oldu; onulmaz hastalıklara tutuldu.

Ergun Hoca ile tanışıklığımız 1990’lara dayanıyor. İyi bir eğitimci başarılı bir kimya öğretmeniydi. Balıkesir’de, Afyon’da ve başka şehirlerde öğretmenlik, idarecilik yapmıştı. Ergun hoca Çukurova’dandı, Osmaniye Düziçi’liydi. Bildiğim kadarıyla epeyce arazileri olan, varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Zaman zaman ona “toprak ağası” diye takılırdık. Osmaniye’de hala arazileri vardı ve toprakla uğraşmaktan, tabiatla içiçe olmaktan büyük zevk duyardı. Herşeyi bırakıp köyünde toprakla, tarımla uğraşmayı hayal ederdi hep. Türkiye’de iken yazları gider köyünde bizzat çalışırdı.

Candan, samimi bir abimiz, arkadaşımızdı. Yüreğinin derinliklerinden gelen sıcak bir nefesle ve tatlı bir tebessümle “gardaaaşş!” diye hitap ederdi dostlarına. Güzel ve temiz giyinirdi. Güzel arabalara binmeyi severdi. Yıllar sonra bana twitterdan ulaştı, 2017 yılında tekrar irtibat kurduk. Yazdığım pek çok yazıdan sonra bana kanaatlerini belirtir, yazmaya cesaretlendirirdi. Bir defasında “neler yapıyorsun hocam?” dediğimde, o ağa duruşlu Ergun hoca samimi bir sesle: “Gardaş Allah’a şükür iyiyim, burda bir kurum var orda gece bekçiliği yapıyorum” demişti. Normalde seçici olan, zor beğenen Ergun Hoca’nın sesinde yaptığı iş nedeniyle hiç bir şikayet tonu, memnuniyetsizlik  edası yoktu. Son zamanlarda internetten kitap satarak iaşesini temin etmeye çalışıyormuş.

“Çoluk çocuk ne durumda? Onlar ne yapıyor?” diye sorduğumda: “Üç kızım var, hepsi Bilgisayarcı (IT). En büyüğü okulu bitirdi çalışıyor” demişti. Ben de: “Maşallah! Çocukların hepsini çağa uygun işlere yönlendirmişsin!” dediğimde. “Hocam kendi tercihleri” demişti. Daha sonra pek çok telefon görüşmesi yaptık. En son Ramazan içinde konuştuk. Hayatının gayesi, ideali haline getirdiği davasıyla ilgili dertlenir, insanların çektikleri, yaşanan bazı olumsuzluklar, arızalar nedeniyle derin ahh çekerdi.

Geçen hafta bir whatsaap grubundan hastaneye kaldırıldığını duydum. Geçmiş olsun dileklerimi iletmek için Pazartesi günü aradım, ulaşamadım. Ben de şifa dileğimi mesaj olarak bıraktım. Ama sanırım bu mesajımı göremedi. Dün gece öğrendim ki Ergun Hoca’nın kalbi bu kirli dünyada kalmaya daha fazla dayanamamış, durmuş. Zahir, bu süreçte insanların yaşadığı sıkıntılar, çektiği dertler, zulümler ağır geldi Ergun hocanın kalbine. Dertler onda kanser şeklinde göstermiş kendisini. Ramazan içindeki halsizliğini oruca vermis ve önemsememiş. Bayram sonrası rahatsızlığı devam edince doktora gitmiş, ama sinsi hastalık her yeri sarmış. 8-10 gün kadar yoğun bakımda kalmış ve perşembe gece de Hakkın rahmetine kavuşmuş. Allah af ve mağfiretiyle muamele etsin.

Etrafımız her geçen gün boşalıyor, dostlarımız arkadaşlarımız birer birer ayrılıyor aramızdan. Giderek yalnızlaştığımızı ve zorunlu Hicret yurduna doğru yol aldığımızı daha çok hissediyoruz. Dünyanın fani, içindekilerin boş olduğunu, hayatın gönül kırmaya, küçük hesaplar için veballere girmeye değmeyeceğini her ölümle tekrar hatırlıyoruz. Yakın dostlarımızın ani göçüşü ölüm hakikatini zıpkın gibi saplıyor içimize ve kanatıyor kalbimizi. Şu üç günlük dünyadan temiz, duru bir hayat yaşayarak göçmenin önemini tekrar kavrıyoruz.

Duydun mu gardaaş! Ergun hoca da göçmüş bu dünyadan!

1 YORUM

  1. Allah rahmet etsin ve mekan cennet olsun.
    Ey Allahım yardımın ne zaman?

    Vallahı sızler Sahabelerin arkasında yürüyen ve giden bir cemaatsınız….
    Bunu Rabbim herkese gösterecek inşallah….
    Hitlerin Yahidilere yaptığı bir soykırımla yüzyüzesiniz.
    Bakalım mevlam neyler, neylerse güzel eyler….

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin