Erdoğan’ın Nobel aldığı bir dünya!

YORUM | UĞUR TEZCAN

Avusturya’lı edebiyatçı ve oyun yazarı Peter Handke’nin 2019 yılı Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmesi eleştirilere konu oldu. Özellikle de bizimki gibi ne yazdığına değil, kimin yazdığına özel önem verilen toplumlarda Handke gibi Boşnak Soykırımına sözlü destek vermiş olan tartışmalı bir yazarın ödül almış olmasının aşırı tepkilere sebep olması gayet doğal. Hele topa bir de Erdoğan gibi son derece pragmatist bir siyasetçinin girmiş olması olayı daha da alevlendiriyor. Tabi, Erdoğan’ın bu tarz olayları siyasi getiri uğruna parlatması ateşin közünü birkaç saniyeliğine parlatmakla eşdeğer. Çünkü amaç; her zaman için ateşin çatırdayarak anlık parlama yapmasından gelecek olan kısa süreli imaj çalışması yapmak: ‘Vay be! Reis ne laf söyledi. İşte dünya lideri böyle olur!’ vs. dedirttikten sonra olay daha büyümeden hemen üzerine yatmak… Şimdiye kadar parladığı her hadise bu şekilde bir seyir izledi. Üzerine doktora tezi bile yapabilirsiniz bu hususun!

Öyle olmasaydı Bosna katliamı sorumlusu Sırpları iştahla ziyaret etmez, orada övgüler düzmez, onlarla et ticareti gibi ilişkilere girmezdi. Boş ve hamasi nutuklar atmak yerine mesela neden öncelikli olarak bu tarz ticari ilişkiler kesilmez tarzında sorular da sorul(a)maz bu ülkede zaten. Mevzu bahis olan şahsın İsrail’e meydanlardan ‘’terörist devlet’’ derken arka planda oğlunun ve damadının ticari gemilerini onlara yolluyor olması da ‘görmemiş gibi yap, Necmi!’ muamelesi görür çoğu zaman bu topraklarda…

Ödül haberi yayıldığında Erdoğan’ın, ‘’Nobel kendini tüketmiştir… Bundan önce de Türkiye’den kalkmışlar teröriste ödül vermişlerdir, anlayış budur… Bana verirlerse almam!’’ şeklindeki sözlerini duyduğumda hiç şaşırmadım. Tamamen ateşi anlık parlatmaya dönük söylemler bunlar. Aklıma iki soru düştü ardından: Erdoğan’a Nobel Barış Ödülü verildiği bir dünya nasıl bir dünya olurdu veya olur muydu öyle bir dünya; öyle bir noktaya gelinir miydi hiç?

Sonra da yanlış yollara girmeseydi, güç-makam-hırs bataklıklarının zehirli sularından içmeseydi; devletine hizmet etme sevdası ile kendisine destek veren devlet görevlilerinin desteği ile yaptığı faydalı işlere devam etseydi ne olurdu acaba diye geçirdim içimden. Öyle ya! Doğurgan, salih dengeler daha başka salih daireleri doğururlar ve artarak çoğalırlar. Oysa tıpkı yalan söylemekte olduğu gibi, kısır döngüler de hep kötülük ve bereketsizlik doğururlar ve insanın insanlığını tüketerek onu derin bir bataklığın içine çekerler.

Kimbilir hadiseler o düzlemde cereyan etseydi, bölgede oluşmasına vesile olabileceği pozitif gelişmeler sayesinde öyle bir ödüle layık olabilirdi Erdoğan. Böylece de, ciğere ulaşamayan kedinin, ciğere mundar demesi gibi, bugün olduğu gibi Nobel ödülü hakkında adamlarının çıkıp ‘’zaten lüzumsuz bir ödül’’ demesine gerek kalmaz, şahsının da ‘’zaten teröristlere veriyorlar’’ tarzında lüzumsuz bir ifadeye imza atmasına gerek kalmazdı.

Evet! Peter Handke’nin bir soykırıma sözlü destek vermesi, o soykırımı ‘’gerçek olmayan bir PR çalışması’’ olarak nitelemesi, bununla da hızını alamayıp asıl mağdurun Sırplar olduğunu savunarak soykırım gören Yahudilerden daha büyük mağduriyet yaşadıklarını iddia etmesi gibi konular tartışılabilir.

Zaten bu ödülü daha evvel başka tartışmalı kişilikler de almışlardı. Bunlardan biri eski ABD başkanı Barack Obama. 2019 yılında hem de henüz bir kaç aylık yeni bir başkan iken Barış ödülünü aldığında şahsım dahil bir çok kişi bunu siyasi bir ödül olarak görmüştük. Bazıları bunun sadece bir ‘’Sen George Bush değilsin’’ ödülü olduğunu iddia etmişlerdi.

Yanılmıyorsam CNBC’de geçen bir haberde zamanında Obama’ya ödül veren komitede olan bir kişi sonradan pişman olduğunu söylemiş ve ödülün verilme amacının Obama’yı başkanlığının başında faydalı projelere teşvik etme amaçlı olduğunu; ama bunun pek fayda vermediğini ifade etmişti.

Bundan sonraki dönemde ödülü Avrupa Birliği almıştı ki, bunu da eleştirenler olmuştu. Zira, bizzat Alfred Nobel’in, Barış ödülünün silahsızlanmaya hizmet eden kişilere verilmesini istediği bir ortamda en büyük silah üreticilerinden olan bir Birliğin barış ödülü almasını samimiyetsiz bulanlar vardı.

Daha önceki devrelere gidersek, 73 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Vietnamlı muadili ile birlikte ateşkes sağladıkları için Barış ödülüne layık görülmüştü. Kissinger’in savaşı bitiren mi yoksa azmettiren mi olduğu tartışılan bir konudur.

Sonra, 94 yılında yine çok tartışmalı bir kişilik olan Yaser Arafat bu ödülü almıştı ki onun liyakatı da eleştirilmeye son derece açıktır.

Bu konuda bir önceki tartışma, Barış ödülünü 91 yılında ‘’demokrasiye ve insan haklarına olan katkısından dolayı’’ alan Myanmar’lı (Burma) Aung San Su Kyi üzerinden yaşandı. Bundan bir kaç yıl evvel Arakanlı Müslümanlara yapılan katliamı aynı Handke’nin yaptığı tarzda savunan Aung, bugünlerde Myanmar ordusunun suçlarını Uluslararası Adalet Divanı’nın duruşmasında savunuyor ve uygulanan şiddetin ‘‘teröristlere karşı uygulanan gerekli tedbirler olduğunu’’ savunuyor!

Bütün bunları niye anlattım?

Çoğunuz Erdoğan’ın ‘verseler almam!’ şeklindeki ifadesini ilk duyduğunuzda belki güldünüz belki de sinirle karışık ‘hadi oradan canım, Erdoğan’a kim ödül verir ki!’ dediniz. Oysa siyasi ve politik mıknatısı kaymış öyle distopik bir dünyada yaşıyoruz ki; böyle bir gezegende her şey mümkün olabilir. Bugün Hizmet insanına soykırım uygulayan, Kürtlere yapılan eski zulümleri devam ettiren bir kişi belli dengelerin çıkarları gerektirirse Barış ödülü de alabilir. Onlara cesaret veren de zaten hep bu dengeler üzerinde yaptıkları ip cambazlıklarının çoğu zaman onlara kazanç olarak geri dönmüş olmasıdır.

Haddizatında her ne kadar ‘’verseler de almam’’ deseler de bu tarz kişilikler aslen bu tür ödülleri almayı hep arzu ederler. Kendi destekledikleri vakıflar üzerinden kendilerine ödüller verdirttikleri de malumunuzdur. Zira bu; onların arayıpta bulamadıkları imaj oluşturma-imaj düzeltme gayretlerinin doruk noktasıdır. Haber çıktığında buna işaret eden bir Twit atmış ve Erdoğan, Nobel Barış Ödülü’nü yakıp külünü verseler gene de almaya gider demiştim.

Hatta kendisi de başka bir imaj hastası olan ABD Başkanı Trump’ın başkanlık döneminin ilk başlarında Kuzey Kore ile silahsızlanma üzerinden yürüttüğü gayretlerinin, hep hedef tahtasına koyduğu Obama gibi, bu Barış Ödülünü almaya dönük gayretler olduğunu düşünmüşümdür.

Baştaki sorumuza geri dönelim. Dünya her köşe başında başka bir soykırımın ve insanlık dramının devam ettiği distopik bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Her tarafta ırkçı, faşist, ayrımcı eğilimleri olan liderler öne çıkıyor ve parlatılıyor. Belli dengeler ve çıkarlar uğruna destekleniyorlar veya yaptıkları hep görmezden geliniyor. Böyle bir dünyanın gidişatı Erdoğan gibi birisine de Barış ödülü vermeye son derece müsait. O nedenle, Erdoğan’ın Nobel Barış ödülü aldığı bir dünya tasavvuru hayal sınırlarını çok zorlayıcı, siyasal analizler gerektirecek kadar zor bir durum değil. Mantıklı bir dünyada bu ihtimale elbette gülünüp geçilir; ama mevcut dünyada her şey mümkün!

Trump, başkanlık seçimlerinde bugünkü ayrımcı, kaba, saldırgan vb. tavırlarını aynen sergiliyordu. O nedenle de iki bine yakın Amerikalı o başkan seçildiğinde Kanada’ya göç ettiler. Peki sizler, Erdoğan’ın Nobel Barış Ödülü aldığı bir gezegenden hangi gezegene kaçmak isterdiniz? Yoksa, Allah’ım artık dünyada işim bitti der, Azrail’e dua davetiyeleri mi gönderirdiniz?

Latife bir yana; demokratik mücadelenize ve sesinizi her yere duyurmaya devam ediniz!

Neme lazım!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin