Erdoğan’a ram olmak

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Saraya ve dolayısıyla rejime çok yakın İslamcı yazar Mustafa Albayrak, katıldığı bir televizyon programında, diğer katılımcı Barış Yarkadaş’la girdiği bir polemikte kontrolü kaybediyor ve şöyle diyor: “Tayyip Erdoğan’a ram olacaksınız. Tayyip Erdoğan’a itaat edeceksiniz. Türkiye’yi Tayyip Erdoğan yönetecek. Onun idaresi altında yaşayacaksınız. Herkes Erdoğan’a ram olacak. Onun başkanlığını kabul edeceksiniz”.

Türkiye belki 2005-2009 yılında Kopenhag Ölçütleri’nin asgari düzeyini yakaladığı birkaç yıl dışında her dönemde yarı otoriter veya otoriter rejimlere sahip oldu, baskıcı iktidarlar tarafından yönetildi. Ara dönemler, askeri darbeler, Kemalist tek parti dönemi gibi birçok deneyime sahip oldu. Fakat hiçbir devir, bugünkü İslamcı yönetici zümre ve onların destekçisi İslamcı taban kadar cesur olup, böyle cümleler kuramadı. Her dönem az buçuk da olsa hukuk, dış baskılar, iç istikrar gibi motivasyonlarla kendisine dikkat etti. Totaliter bir ağız kullanmadı. Tepkilerden korktu. Kışkırtıcı, aşağılayıcı güç manifestolarından mümkün olduğunca kaçındı. Özellikle de, siyasetçiler buna eğilim gösterse de, onların baş destekçileri bile, bu devrin kapanışı sonrası koşulları göz önüne alarak rasyonel ve dengeli hareket etmeye gayret etti. Fakat bugün çok başka bir dönem yaşanıyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Erdoğan kültleştirilen bir siyasetçi. İslamcı taban Erdoğan’ı bir kurtarıcı olarak görüyor. Onlara göre Erdoğan, Mustafa Kemal Atatürk’ün tam tersidir. Tasfiye edilen bir dönemin küllerinden doğmasını sağlayan dini-mitolojik, insan üstü bir varlıktır. Erdoğan, ayarları bozulan Türk-İslam tarihini kadim raylarına oturtan, cumhuriyetin felsefesini değiştirip onu eskiyle, Osmanlı-İslam DNA’sıyla yeniden inşa eden bir önderdir. Kemalistler için Atatürk kimse, İslamcı-mukaddesatçı kesimler de Erdoğan’a aynı açıdan yaklaşıyorlar.

Erdoğan ve tabanı, bundan dolayı ne enflasyonun artmasından, ne Türk Lirası’nın değer yitirmesinden, ne patlama yapan işsizlikten, ne de hayat pahalılığından ve alım gücünün düşmesinden dolayı bugünkü rejimi suçluyor. Erdoğan, Türk-İslam sentezi ideolojisini ustalıkla inşa etti ve Türkiye toplumunun kimliksel DNA’sını yeniden yazdı. Gerçeklerden söz etmiyorum. Algılardan söz ediyorum. Çünkü insanlar aynı şeyleri görse de, başka gördüklerinden farklı şeyleri algılayabilir. Tüm otoriter eğilimli siyasi hareketler algıları değiştirmeye oynuyor. Görmekte olduğunuz gerçekliği nasıl yorumlayacağınızı size usulca ve hissettirmeden endoktrine ediyor. Erdoğan, kendisini tüm bu projenin ete kemiğe bürünmüş (enkarne olmuş) tartışmasız lideri olarak kabul ettirdi.

Alternatif bir gerçeklik yarattı. İnsanların zorluklarla boğuşmasına bir anlam yükledi. Ama karşı çıkarsınız, ama doğru bulursunuz; bu mana düzeyi, İslamcı-mukaddesatçı ve nasyonalist hassasiyetlere oynuyor ve çekilen acıların bir tür milli mücadele olduğunu kulağınıza fısıldıyor. Erdoğan, bir tür inanç önderi oldu. Yani insanlar Erdoğan’ın liderliğinde salt bir siyasal figür görmüyorlar. Erdoğan onlar için bir Mehdi, bir halife, ümmetin lideri, mukaddesat atfedilen ve adeta Tanrısal bir misyonla şereflendirilmiş olan bir kült. Yaşanan süreçte Erdoğan’ın ve yakın çevresinin yaptığı siyasi hatalar ve karıştığı yolsuzluklar, yüz seksen derecelik dönüşler ve kirli ortaklıklar, otoriterleşme ve hukuk dışına çıka gibi ciddi sorunlar, taban için yok hükmünde. Onların algılarına göre bunlar sadece “ötekilerin” Erdoğan’a ve “davalarına” zarar vermek için tezgahladıkları uydurma suçlamalar.

17 Aralık 2013’e böyle yaklaşıyorlar. Gezi Parkı’nı bu pencereden bakarak okuyorlar. Sivil darbeyi bu nedenle göremiyorlar. 15 Temmuz 2016 kontrollü darbe girişimini bu nedenle sorgulayamıyorlar. Benim hipnoz ve bazılarının efsunlanma dediği topluluk psikolojisi, bu temellere dayanıyor.

Biz Erdoğan’ı ve bu rejimi eleştirenler, ona “ram olmakla” mükellefiz. Yani Erdoğan’a itaat ve biat etmek mecburiyetindeyiz. Ona boyun eğeceğiz. Eğer boyun eğmezsek, ona itaat ve biat etmezsek, ram olmazsak, üzerimize devletle gelecekler. Öyle de yapılıyor zaten. Hukukun dışına çıkılabilmesinin zemini, hukuk yerine devletin merkezine Erdoğan kültünü yerleştirmelerindendir. Tabanı Erdoğan ile devleti özdeşleştirmiş durumda. Devlete sadakat eşittir Erdoğan ve rejime sadakat olarak kabul ediliyor. Uzunca süredir Anayasanın yerini de Erdoğan’ın takdiri almış bulunuyor. Anayasa neticede bir kağıt parçasıdır ve reis için bağlayıcılığı olması düşünülemez.

Reis neyi uygun görürse tebaa ona göre pozisyon alır. Bugün Rusya yanlısı ise tebaa “yaşasın Putin” der. Yarın Biden zoruyla ABD ile ilişkiler ön plana çıkarsa, “eski müttefiklik ilişkilerinden” dem vurulur. Taban kaypak değil, sadece siyasi parametrelere göre hareket etmiyor, hepsi bu. Tabana göre bu bir ölüm-kalım mücadelesidir. Erdoğan onlar için Türkiye’dir. Türkiye’nin kaderi de AKP’nin kaderidir. AKP ise Erdoğan’dır. Hitler Almanya’sında da aynı denklem endoktrine edilmişti. Alman halkı savaşın son dakikalarına kadar bir mucize beklentisi içindeydi. Hitler onlar için sıradan bir fani değil, bir tür yarı tanrıydı. Kuzey Kore’de de bu tür bir liderlik tesis edildi. Sadakat sağlamanın ucuz ama etkili bir yoludur. Ortadoğu bu tür bir ortam için çok elverişlidir. Cahil ve eleştirel düşünceye kapalı, otoriteye boyun eğmeye daha aile içinde zaten programlanmış bir toplum! İşte Erdoğan’a ram etme düşüncesinin dayanak noktalarının ipuçları bunlardır.

Mesele şu ki, Erdoğan kendi başına “kişisel diktatörlük” kurmuş vaziyette değildir henüz. Henüz diyorum, çünkü görünen o ki kendi de, tabanı da böyle bir beklenti içerisinde. Ne var ki, 17 Aralık 2013 sonrası yapılan sivil darbenin esas gücü Erdoğan değildi. Arkasında çok karma bir takım var. Bir tür pragmatik koalisyon diyelim buna isterseniz. İçlerinde Avrasyacı derin yapılar, MHP gibi Erdoğan’ın tümüyle yörüngesine girmiş partiler, CHP ve İYİP gibi bazı amaç birlikleri (mesela “FETÖ” ile mücadele vs. konularda) olan partiler, Erdoğan ile ortaktır.

Şu sıralarda sıklıkla “Türkiye Erdoğan’dır” veya “hepiniz Erdoğan’a ram olacaksınız” türevi cümleler sarf etmeye başlayan İslamcılar bu nedenle hayra alamet değil. Durduk yerde cami duvarına işemeleri başlarına bela olacak gibi görünüyor. Fakat dozajı arttırmalarının bir nedeni var: Hiç olmadıkları kadar zayıflar. Bilirsiniz havlayan it ısırmaz. Seslerinin yüksek çıkmasının nedeni, etki kabiliyetlerinin azalması. Gittikçe kendilerini destekleyen seküler güçlere teslim olacaklar. Baraj çatlaklarla dolu ve her yerinden su sızdırıyor. Baraj yıkıldığında, İslamcıların ve Erdoğan çevresinin kimlere nasıl ram olacaklarını göreceğiz. Bir geçişle değil, bir çöküşle gidecekler.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin