Erdoğan, Şii Hilali ve Kerkük Petrolleri

YORUM | DENİZ AYHAN

25 Eylül 2017’de Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin yaptığı bağımsızlık referandumundan bu tarafa gerek Kürdistan’da gerekse de bölgede son derece önemli hadiseler vuku buldu. Bir tarafta bağımsızlık mefkuresi ile yola çıkan Mesud Barzani büyük bir hezimet yaşarken, diğer tarafta Kürt milliyetçilerinin adeta kutsal saydıkları Kerkük, İran’ın kontrolündeki Irak merkezi hükümetinin eline geçti.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki uluslararası askeri koalisyon, IŞİD’i uzun bir zamandır sözde hilafetin merkezi olarak kullandığı Rakka’dan ciddi anlamda temizlemeyi başardı. IŞİD adım adım geriletilirken boşalan devasa alanlara İran destekli Haşdi Şabi milisleri ve İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu’nun ilintili birliklerinin yerleştiği ve buralarda kontrolü ele geçirdikleri, bölgeyi yakından takip eden uzmanların tanıklığı ile ortaya çıktı.

Diğer taraftan bu hafta Çarşamba günü Rusya önderliğinde İran Devlet Başkanı Hassan Rouhani ve Erdoğan, Suriye’nin geleceğine dair Soçi’de ortak bir pozisyon belgesine imza atarak, Suriye’de İran’ın ve Rusya’nın Esad lehine ortaya koydukları geçiş süreci ve eylem çerçevesini kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşmanın ilişkili maddelerine bakıldığında Suriye’de Esad iktidarını korumak için bulunan Rus ve İran askerlerinin varlığına ilişkin bir atıf bulunmazken, Türkiye’nin olası sınır ötesi operasyonlarının ciddi şekilde sınırlandırıldığı görülebilir.

Peki Erdoğan yönetimindeki Türk dış politikasının gerek Suriye’de, gerekse Kürdistan’da kaybettiği bu mevziler pratik anlamda neye tekabül ediyor? Bu soruya iki şekilde cevap verilebilir: Birincisi, İran fiili olarak Tahran, Bağdat, Şam ve Beyrut Şii hattını hayata geçirip Akdeniz’e inmeyi başardı ve ikinci olarak, Erdoğan’ın aylardır kürsülerde ‘elimizde’ dediği Kürdistan’ın petrol vanasının İran’ın geline geçtiği görüldü.

Şii Hilali ve Akdeniz’e İnen İran

Kuzey Irak Kürdistan referandumunun hemen ardından Irak sınırında bulunan Albukemal beldesinin Tahran destekli Haşdi Şabi ve Irak ordusu tarafından IŞİD’in elinden alınması ile birlikte, İran Akdeniz’e inen kara yolu bağlantısını fiili olarak gerçekleştirmiş oldu. Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekirse, Albukemal operasyonunun hemen ardından Şii gönüllülerden oluşan Haşdi Şabi, Irak hükümeti tarafından yapılan yasal bir değişiklikle Irak’ın resmi savunma gücü ilan edildi. Hali hazırda çoğunluğunu Şiirlerin oluşturduğu Irak ordusunun yanı sıra Haşdi Şabi’nin de güvenlik bürokrasisine resmi olarak dâhil olması, Irak’taki İran etkisini arttırmış oluyor. Böylece İran, Tahran’ı Beyrut üzerinden Akdeniz’e bağlayacak olan Şii Hilali adlı stratejik hedefini de Irak’ta fiili olarak yönetimin bir parçasını oluşturarak gerçekleştirmeye yaklaştı.

Şüphesiz gerek Albukemal’in Tahran’ın kontrolüne girmesinde gerekse de İran’ın Suriye ve Irak’ta mobilize ettiği para-militer güçleri bu süreçte son derece etkili bir şekilde yöneten ve IŞİD’den boşalan yerlere konumlandırmayı başaran en önemli isim Kasım Süleymani oldu. Albukemal zaferinin ardından tebrikleri kabul eden Kasım Süleymani, İran ordusunun hemen her kademesinde görev yapan kilit öneme sahip bir komutan. Aynı zamanda İran’ın ülke dışındaki operasyonlarını yürüten Kudüs Güçleri’nin de lideri.

Kerkük Petrolleri Artık İran’a Akıyor

25 Eylül Kürdistan bağımsızlık referandumunun ardından Irak merkezi hükümetinin güçleri ve Haşdi Şabi güçlerinin Talabani’nin büyük oğlu Bafel Talabani ile vardıkları anlaşma sonucunda Kerkük’teki tüm petrol kuyuları Bağdat yönetiminin eline geçmişti. Türkiye referandumun hemen ardından Kerkük’ün kontrolünü ele geçiren Bağdat hükümeti ile bir anlaşmaya vararak eskiden olduğu gibi petrolün Kerkük-Ceyhan boru hattıyla Türkiye’ye akıtılacağını zannederken, işin bu kadar da kolay olmadığı İran’ın Kerkük petrolünü tankerler ile taşımaya başlaması ile daha da netlik kazandı.

Bu meseleye dair 14 Kasım’daki haberinde Reuters, Kerkük petrollerinin Irak ve İran arasındaki anlaşma gereği tankerlerle İran’daki rafinelere taşınması ve günlük 15 bin varil kadar bir ticaret hacmi oluşturulması kararı alındığını okuyucularına bildirdi. Hali hazırdaki varil sayısının yakın zamanda günlük 60 bin varile ulaşacağı birçok uzmanın ortak kanaati olmuş durumda. Bu çerçevede, iki ülke arasında günlük 650 bin varil ham petrol kapasitesine sahip bir boru hattı da inşa edileceği, benzer şekilde iki ülkenin yetkililerince muhtelif basın toplantılarında dile getirildi.

Böylesine bir hattın hayata geçmesiyle Irak ham petrolü bu güzergâh üzerinden önce İran’ın Kirmanşah bölgesindeki rafinerilere, oradan da Körfez’e taşınarak dünyaya ihraç edilecek. Böylece Türkiye bypass edilmiş olacak. Fakat, bilindiği üzere Barzani yönetimi merkezi Irak yönetiminin tüm itirazlarına rağmen 2014’te Kuzey Irak petrollerinin Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşınmasını hayata geçirecek bir anlaşmaya varmıştı ve bugüne değin bu anlaşmanın gerekleri Ankara ve Erbil arasında uygulana geldi. Fakat, Kerkük’ün İran etkisinde olan Haydar El Abadi yönetimi güçlerinin eline geçmesi, Kerkük petrollerinin dünyaya pazarlanırken Türkiye’nin bypass edilmesi sonucunu doğurmuş durumda. Türkiye’nin bu bölgede hem askeri hem de stratejik üstünlük noktasında önü alınamayan İran’a karşı Kerkük petrollerinin akış güzergahını Türkiye’ye çevirecek çok fazla diplomatik ve askeri seçeneği bulunmamakta.

Son tahlilde, Erdoğan liderliğindeki Türk dış politikasının Suriye’de ve Kürdistan’da İran’ın hedeflediği tüm projeksiyonları kabul etmek zorunda kaldığı ve her iki bölgede de çok ciddi mevziler kaybettiği son derece açık.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin