Erdoğan, Putin’in esaretinden kurtulmak için bu kez ABD’ye boyun eğecek!

HABER-ANALİZ | CUMALİ ÖNAL

Türkiye, Suriye’de diplomasi ve askeri alanda tarihi bir çöküş yaşıyor. Suriye politikasını, geleneksel teamüllerin dışına çıkarak, Rus Lider Vladimir Putin’le kurduğu korku temelli tek kişilik ilişki ile sürdüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya’yı güney komşumuz yapmakla kalmadı, Suriye’nin kuzeyinde ikinci bir Kürt devletinin temellerinin atılmasına da zemin hazırladı.

Son bir haftada Suriye’de yaşananlar Türkiye için tam bir kabus oldu. Önce Rus destekli Suriye rejim güçleri geçtiğimiz hafta Salı günü stratejik Han Şeyhun kasabasını ele geçirdi ve Türkiye’nin, sınırlarına en uzak noktada bulunan 9 numaralı Murek gözlem noktası ile direkt bağlantısı kesildi. Aynı gün, kim tarafından gerçekleştirildiği tam olarak bilinmese de Rusya ya da Rusya onaylı Suriye rejim güçleri tarafından gözlem noktalarına giden bir Türk askeri konvoyuna gözdağı saldırısı gerçekleştirildi.

İdlib’de işlerin kötüye gitmesi, Erdoğan’ı B Planı’nı devreye sokmaya itti. 6 yıldır arka cepte bekleyen Türk-Amerikan ‘güvenli bölge’ krizinin anlaşma ile sonuçlandığı bizzat Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından tarafından Çarşamba günü kamuoyuna duyuruldu.

Neredeyse Türkiye’nin hiçbir kritik şartını yerine getirmeyen anlaşmanın ilk adımı olarak Şanlıurfa’da operasyon merkezinin faaliyete geçtiği açıklandı. Aynı gün iki ülke askerleri Menbiç üzerinde ortak bir helikopter uçuşu gerçekleştirdi.

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin’e telefonda ulaşmak için çabaladığı sosyal medyaya yansıdı. Putin’le sonunda görüşen Erdoğan’ın ‘İdlib’deki gelişmeler Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit ediyor’ sözlerini sarfetmesi ve acilen Rusya’ya gideceğini açıklaması, İdlib’de neler oluyor sorularını beraberinde getirdi.

Ancak İdlib’deki felaketin boyutu, görev alanları İdlib ve sınır bölgeleri olan 5 generalin istifa etmesiyle daha da netleşti. Aralarında 1 Ağustos’taki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları sonrası Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan Adana’daki 6. Mekanize Piyade Tümeni ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı’na atanan, aynı zamanda İdlib operasyonlarını da yöneten Tümgeneral Ahmet Ercan Çorbacı’nın da bulunduğu  generaller, TSK tarihinde ender görülür bir şekilde istifa ettiler.

Görevleri savaşmak ve vatan topraklarını korumak olan askerler neden istifa ettiklerini açıklamasa da Savunma Bakanı Hulusi Akar, ellerine iki generalin istifa dilekçesinin ulaştığını ve bunu kabul ettiklerini belirtti.

Bugün Moskova’da Putin’le görüşecek olan Erdoğan’ın masaya ne süreceği merak ediliyor. Erdoğan’ın ziyareti öncesi Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Erdoğan’ın sözlerinin tersine Suriye rejiminin İdlib’e yönelik saldırılarının, Türkiye ile yapılmış olan hiçbir anlaşmayı ihlal etmediğini söylemesi Putin’in elinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Erdoğan’ın ABD desteği olmadan Rusya’ya karşı masada bir varlık göstermesi söz konusu değil. Bunun için de ya tutamayacağı bazı vaadlerin altına girmesi ya da S-400’lerden sonra SU-35 Rus savaş uçakları siparişi vermesi gerekiyor.

Ancak bu tür silah alımlarının da etkisinin ne kadar sınırlı olduğu S-400 krizi sona erdikten sonra Rusya’nın iki hafta önce yeniden İdlib’de sahaya inmesiyle ortaya çıkmıştı.

Erdoğan daha önce de Rusya’nın İdlib’e girmesini engellemek için daha sonra ismini Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) olarak değiştiren El Nusra Cephesi ve diğer El Kaide bağlantılı grupları bölgeden kovma ya da yok etme sözü vermiş, varılan bu anlaşma Erdoğan yanlısı medya tarafından diplomatik zafer manşetleriyle kamuoyuna duyurulmuştu.

Rusya cephesinde işler kötü giderken Erdoğan’ın ‘Menbiç’i vururuz’, ‘Menbiç’i vurmak için kimseden izin almayız’ sözleriyle tehdit ettiği ABD ile bir anda uzlaşması ve dün sarfettiği ‘Fırat’ın doğusunda önceliğimiz barış’ sözleri de, Rusya’ya karşı ABD’den medet umduğunu ortaya koyuyor.

Detayları tam olarak bilinmese de medyaya sızan haberlere göre ‘güvenli bölge’ anlaşması Türkiye’nin taleplerinden çok uzakta. Türkiye’nin tüm Suriye sınırı boyunca ve 35-40 km derinlikte istediği güvenli bölgenin en fazla 100 km genişliğinde ve 5 km derinliğinde olacağı belirtiliyor. Her ne kadar Türk yetkiler bu derinliğin gelişmelere göre artırılacağını öne sürse de ABD daha önceden en fazla taviz vereceği derinliğin 10-15 km olacağını ilan etmişti.

Fırat’ın doğusu ve Suriye’nin yaklaşık üçte birini kontrol eden YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin ‘güvenli bölge’ anlaşmasını memnuniyetle karşılaması, Erdoğan’ın anlaşmayı zafer olarak nitelemesine rağmen Türkiye açısından pek çok soru işaretini de beraberinde getiriyor.

Anlaşmaya göre YPG zaten yok edilmiyor ve sınırdan da çok fazla uzaklaştırılmış olmuyor. Bölgede Amerikan askerleri, Türk askerleriyle birlikte devriye gezecek ve sayıları eşit olacak.

Ancak asıl kafaları karıştıran konu, mevcut anlaşma ile Türkiye’nin kurulmasına karşı çıktığı muhtemel bir Kürt devletini nasıl engelleyeceği. Çünkü bir yanda Türkiye’den çok Kürtleri İŞİD ile mücadelede ortak olarak gören ABD, diğer yanda Kürtlere ABD’den daha fazla sempati besleyen Rusya.

Dolayısıyla daha sonraki süreçte Türkiye’nin elleriyle oluşturulan güvenli bölgenin tıpkı Çekiç Güç yoluyla 1990’lı yıllarda Kuzey Irak’ta temelleri atılan ve de fakto olarak varlığını sürdüren bir Kürt devletine benzer bir yapıya temel oluşturması riskini beraberinde getiriyor.

Şu ana kadar Türkiye’yi ikna etmek için büyük çabalar sarfeden ABD, Rusya’nın İdlib çıkışından sonra elini daha da güçlendirmiş oluyor.

1 YORUM

  1. Nasıl yani
    En iyi Kürt ölü Kürt müdür.
    Hadi devlet ve ırkçılar için böyle de.
    Sizde mi böyle düşünüyorsunuz.
    Neden Türkiye için Kürt’ler risk olsun.
    Onların yaşama ve devlet organizasyonu kurma hakkı yok mu?
    Terör mü?
    TC devletine bak derim.
    Böyle yorum yazmayın.
    İçinizdeki üstün ırk olma duygusunu çıkarın.
    Kaldıki sen yıllarca Kahire de kaldın. Artık bunu aşman lazım.
    Ne zamandan beri baska bir ülkeyi işgal bir hak olmus.
    Bize ne ordaki düzenden.
    Gelecek icin kahin miyiz.
    Suc işlenmeden öncesinden cevap verilip.
    Her iki taraftan insaların ölmesi vebaldir.
    Yazık çok yazık bu yorumunuz.
    Hiç objektif değil

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin