Erdoğan da ‘silah’ bırakacak mı?

ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM

Terör örgütü PKK’nın silah bırakıp kendini fesh ettiğini açıklaması ile tarihi bir viraj alındı. Ancak esas süreç şimdi başlıyor ve önümüzde çok önemli bir soru var; Erdoğan da ‘silah’ bırakacak mı ?

Hayır, ironi yapmıyorum. Aksine ‘kitabın ortası’ndan kabilinden bir soru soruyorum; amasız, lakinsiz ve dümdüz.

Öncelikle şunu not edip altını çizelim; PKK’nın ‘misyonunu tamamladığını’ belirtip kendini fesh etmesi tarihi bir olaydır. Barış kesinlikle desteklenmelidir. Yaklaşık 50 yıllık kanlı bir sürecin sonuna gelmiş olabiliriz. ‘Olabiliriz’ diyorum çünkü önemli bir aşamaya geldik ancak henüz son nokta konmadı.

Dahası önümüzde uzun ve tehlikelerle dolu bir yol var.

TARİHİ BİR AŞAMA

PKK terör örgütü, fesih kararının alındığı 12. Kongresi’ni 5-7 Mayıs tarihleri arasında Kuzey Irak’ta gerçekleştirildi. Güvenlik gerekçesiyle iki farklı noktada ve gizli yapılan kongrede karar oy birliği ile alındı. Fakat nihai bildirgenin açıklanması 12 Mayıs’a kaldı. Bu durum PKK kongresinden çıkan metnin İmralı ve Ankara’da da müzakere edildiğinin delili olarak görülmeli.

PKK’nın fesih açıklaması hem yerel hem de uluslararası basında enine boyuna ele alındığı için tekrar etmeyeceğim. Ancak fesih metninden öne çıkan bir kaç noktaya dikkat çekmek istiyorum zira bundan sonraki sürecin şifresi orada.

İlki ve en önemlisi Öcalan’a biçilen rol. Örgütten yapılan açıklamada, “Söz konusu kararların uygulanması Öcalan’ın süreci yürütüp yönlendirmesini, demokratik siyaset hakkının tanınmasını ve sağlam-bütünlüklü bir hukuki güvenceyi gerektirir.” ifadeleri kullanılıyor.

Bunun anlamı şu; PKK ve DEM Parti iradesini doğrudan Öcalan’a devrediyor. Bundan sonraki sürecin ana aktörü Öcalan olacak.

Söz konusu fesih kararında ‘kalıcı barışa ve demokratik çözüme güçlü bir zemin sunduğu, TBMM, hükümet, siyasi partiler, basın, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarını sorumluluk almaya zorlayacağı’ vurgusu yapıldı.

PKK ayrıca “uluslararası güçlere” de demokratik çözüme engel olmama ve yapıcı katkı sunma çağrısı yaptı.

Böylece MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te, “Öcalan örgütü lağvedip gelsin, TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun!” demesiyle başlayan süreçte çok önemli bir aşama geçildi. Siyaset arenasında temkinli bir iyimserlik hakim. Devlet Bahçeli doğal olarak gelinen aşamadan çok memnun. CHP lideri Özgür Özel sürece ihtiyatlı bir destek verirken, İyi Parti eleştirel açıklamalarla tepki gösterdi.

En çok merak edilen ise Erdoğan’ın vereceği tepkiydi. Zira AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk günden bu yana sürece hep mesafeli durdu. Nitekim dün sabah katıldığı programda bu konuya dair tek kelime etmedi. Kabine toplantısı sonrasında memnuniyetini dile getiren şeyler söyledi ama Bahçeli kadar sahiplenen bir dil kullanmadı.

ERDOĞAN’IN BAHANESİ KALMADI

PKK’nın silah bırakıp kendini fesh etmesi nihai nokta değil, sürecin önemli bir aşaması. Asıl zor dönem şimdi başlıyor. Çünkü başta Anayasa olmak üzere yasalarda değişiklikler yapılmak zorunda. Her şeyden önce hukuka dönülmeli. Çünkü fesih duyurusunda belirtilen koşulların yerine getirilebilmesi için Erdoğan’ın yargıyı silah olarak kullanmayı bırakması gerekiyor.

Süreci en iyi analiz eden isim olan Mümtaz’er Türköne’nin deyimiyle demokrasinin tıkanan tüm ana arterlerini açmak zorundasınız. Bir başka ifadeyle Erdoğan, son yılda adım adım inşaa ettiği ‘tek adam’ rejiminden kendi rızası ile vazgeçmek zorunda.

Artık sandıkta kaybettiği belediyelere ‘terör‘ bahanesiyle kayyım atayıp halk iradesini gasp edemez. Basına ve sivil topluma yönelik baskılara son vermek zorunda. Dahası bu saatten sonra Ekrem İmamoğlu’nu, Selahattin Demirtaş’ı, Osman Kavala’yı, Can Atalay’ı, Ümit Özdağ’ı, Mehmet Baransu’yu ve yüzbinlerce Gülen Cemaati mensubunu hapiste tutamazsınız.

Erdoğan rejiminin bu saatten sonra haklı demokratik talepleri ‘terör bahanesiyle‘ bastırma ve “AİHM kararlarını uygulamıyorum!” deme şansı da yok. Kısacası Erdoğan’ın bir bahenesi kalmadı.

İşte en kritik yer de burası…

Çünkü Erdoğan, 2013 büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası Türkiye’yi bambaşka bir yola soktu. Anayasayı, yasaları askıya aldı, yargıya ve medyaya darbe yaptı. Kürt sorununun büyümesine büyük katkıları olan Ergenekon sanıklarını cezaevinden çıkarıp onlarla birlikte 15 Temmuz kumpasını hazırladı.

Rejime biat etmeyen yargı ve güvenlik bürokratlarını KHK’larla ihraç edip yerlerine AKP ve MHP teşkilatlarından yandaşları doldurdu.

Erdoğan bir yandan parti devleti inşaa ederken bir yandan da istihbarata inanılmaz yatırım yaptı. Yargıya hesap vermemek için bu yola giren Erdoğan her geçen gün baskıyı arttırdı. Gelinen nokta da Türkiye’de Saray’a biat etmeyen herkesin ‘terörist‘ diye suçlandığı bir sistem kurdu.

Böylece benzerlerini Esad Suriyesi ya da Saddam Irak’ında gördüğümüz istihbarat devleti kurdu.

ERDOĞAN’IN SİLAHI YARGI VE POLİS OLDU 

Perinçek’in ‘siyasetin köpeği‘ dediği yargı bu dönemde Erdoğan’ın elindeki en büyük silah oldu. Erdoğan, DEM’in elindeki belediyelere kayyım marifeti ile çökerken de, sandıkta yenemediği Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve tutuklanmasında da yargıyı silah olarak kullandı.

Erdoğan’ın keyfi uygulamalarının en büyük mağduru Gülen Cemaati oldu. Yüzbinlerce Cemaat mensubu ‘terör’ soruşturmasına muhatap oldu.

Yeni doğmuş bebeklerden üniversite öğrencilerine, beli bükülmüş ihtiyarlardan kemoterapi alan kanser hastalarına kadar herkes tutuklandı. Koza İpek, Boydak veya Dumankaya gibi şirketlere çökülüp yağmalandı. Kısacası 15 Temmuz kumpasıyla inşaa edilen rejim de Erdoğan keyfi bir düzen inşaa etti.

İşte bu nedenlerle PKK’nın dünkü fesih kararı Erdoğan’ın önünde esaslı bir yol ayrımı demek. Çünkü gerçekten bir çözüm süreci olacak ve Türkiye yakıcı bir sorunu kalıcı olarak çözecekse amasız lakinsiz hukuka dönmek zorunda. En başta AİHM kararları uygulanacak. Muhalifler eften püften gerekçelerle tutuklanamayacak.

En önemlisi Erdoğan artık yargıyı bir silah olarak kullanıp hem muhaliflerini tutuklatamayacak.

Peki Erdoğan bunu yapabilir mi?

Yıllardır ilmek ilmek inşaa ettiği ‘tek adam’ rejimi ve parti devletini lağvedebilecek mi? Akın Gürlek gibi Saray cellatlarını terhis edebilecek mi? Özetle ‘terörsüz Türkiye‘ dedikleri sürecin önündeki en büyük engel bizzatihi Erdoğan’ın kendisi!

Sürecin başarılı olması için Erdoğan’ın da ‘silah‘ bırakması şart…

1 Yorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin