Enis Berberoğlu’nu tutuklamaya giden yol [Kemal Ay]

Hürriyet Gazetesi eski genel yayın yönetmeni ve CHP İstanbul milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanma gerekçesi 19 Ocak 2014’teki MİT TIR’ları olayına kadar uzanıyor. Ve o günden bugüne yaşananlar, gayrimeşru işler yaparken yakalanan bir iktidarın zorbalıkla haklı çıkmaya çalışmasının, basit hikâyesi.

MİT TIRLARI ETRAFINDA TÜTEN DUMAN

19 Ocak gecesi Hatay Kırıkhan mevkiinde seyretmekte olan TIR’lar, Kırıkhan savcılığının emriyle jandarma tarafından durduruldu. TIR’lara refakat eden kişiler, MİT tarafından görevlendirildiklerini, içeriğin de ‘devlet sırrı’ olduğunu belirtti. Bu sebeple de Kırıkhan savcılığı sevkiyatın içeriğine bakmadan araçlara yol verdi. MİT TIR’ları ifadesi böylece ortaya çıktı. Ancak kısa süre sonra TIR’lar bu kez Adana savcılığının emriyle Terörle Mücadele ekiplerince durduruldu. Yasa dışı silah sevkiyatı yapıldığına dair bir ihbar vardı ve savcı içeriğe bakmak konusunda ısrarcıydı.

Gelişmelerin devamını o gece Radikal gazetesi muhabiri olarak haberi izleyen Fatih Yağmur’un BBC Türkçe’ye anlattıklarından takip edelim:

“Savcının ısrarı üzerine MİT, acil kodla bölgedeki personeli, TIR’ın durdurulduğu alana yönlendirdi, emniyet personeli de il emniyet müdürünün talimatıyla geri çektirildi. Savcı Şişman, koruma polisiyle tek başına kaldı. Gelen MİT personelleri kol kola girerek TIR’ın arka kapısına sıralandı. Savcının ifadesine göre çatışma ihtimali de yaşandı. Savcı Şişman’ın ‘Canımı zor kurtardım’ dediği de belirtiliyor.” (Daha sonra MİT personeli ile güvenlik güçleri arasında ‘çatışmaya’ varacak kadar gerginlik yaşandığına dair fotoğraflar sızdı medyaya.)

Bunun üzerine TIR’lar yoluna devam ederek Suriye sınırını geçti. O geceden başlayan ‘propaganda’ TIR’ların içeriğinde gıda yardımı olduğu ve bu yardımın da Suriye’deki Türkmenlere gittiği üzerine inşa edildi. 17 ve 25 Aralık operasyonlarının üzerinden çok geçmemişti ve iktidar tabanını hâlihazırda “Cemaat darbe yapıyor” havasına sokmuştu.

Kısa süre içinde konuyu takip eden savcı ve hâkimlerin yerleri değiştirildi. Bir takım yasal düzenlemelerle (bkz. ‘özel yetkili savcılıkların kaldırılması’) yargı üzerindeki kontrol arttırıldı. MİT Kanunu gibi düzenlemeler, MİT’in her türlü yasa dışı işi yapmasına olanak sağladı.

TIRLARIN İÇERİĞİNİ İLK AYDINLIK YAYINLADI

Peki, gerçekten de TIR’ların içinde gıda yardımı mı vardı?

Olaydan sadece iki gün sonra, 21 Ocak 2014’te, Aydınlık Gazetesi “İşte TIR’daki Cephane” başlıklı sürmanşetiyle durdurulan araçların içinde top mermisi olduğunu duyurdu. Ancak ‘yoğun gündem’ içerisinde unutuldu. (Daha sonra Aydınlık yönetimi, “Biz Ergenekon sürecinde bedel ödedik” diyerek savundu kendini.) İktidar medyası Bayırbucak Türkmenleri konusuna yoğunlaştı, bazıları daha ileri giderek Suriye’deki muhalefete ‘silah yardımı’ yapmanın meşru olduğunu, bunu ortaya çıkarmanınsa ‘ihanet’ olduğunu savundu. İlginçtir, daha sonra AKP’de siyaset yapacak olan Tuğrul Türkeş dâhi Bayırbucak Türkmenleri iddiasını yalanlamış, MİT TIR’larında gıda yardımı olmadığını savunmuştu. Nitekim Rusya’nın da bölgeye doğrudan askerî müdahalede bulunmasıyla, Suriye’deki Türkmenlerin ‘hâmisiz olduğu’ anlaşıldı. Türkiye’nin Türkmenlerle ilgili bir politikası yoktu.

Mart 2014’teki yerel seçimleri ve Ağustos 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ‘kazasız, belasız’ atlatan Erdoğan ve AKP, 29 Mayıs 2015 günü Cumhuriyet gazetesinin manşetiyle konuyu yine önünde buldu. Gazete, “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” başlığı ile MİT TIR’larının içeriğinde mühimmat olduğunu ortaya koydu.

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar bir anda Can Dündar’ı linç etmeye girişti. Erdoğan, TRT canlı yayınında “Bu casusluk faaliyetinin içine o gazete de girmiştir. Haberi yapan bedelini ağır ödeyecek” sözlerini kullandı. O güne kadar “Cemaat’in iftirası” olarak pazarlanan MİT TIR’ları meselesinin Cemaat dışından birileri tarafından dillendirilmesi iktidarın canını sıkmıştı. Nitekim kısa süre içinde Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül hakkında soruşturma başlatıldı ve ikili Kasım 2015’te tutuklandı.

BASILI HABERE CASUSLUK SUÇLAMASI

Can Dündar ve Erdem Gül’le ilgili iddialar arasında “devlet sırrını ifşa etmek”, “casusluk” ve bir de “yalan haber” vardı. Dündar haklı olarak şu soruyu soruyordu: Adana Cumhuriyet Savcılığı “Gerçeği yansıtmayan, sahte görüntüler” yayımladığımız gerekçesiyle soruşturma açtı. Gerçek değilse neden devlet sırrını ifşadan soruşturma açıldı? Sırsa neden “sahte” denildi?

İşin daha ilginci, haberin çıktığı gün Başbakan Ahmet Davutoğlu silahların Özgür Suriye Ordusu’na gittiğini söylemiş, ertesi gün mitingde yeniden Bayırbucak Türkmenleri hikâyesine dönmüştü. AKP milletvekili Yasin Aktay da, ÖSO’ya silah yardımı olduğunu doğrulayan sözler sarf etmişti.

Can Dündar ve Erdem Gül iddialarından vazgeçmedi. O dönem Yeni Şafak gazetesinde yazan Ali Bayramoğlu gibi isimler bile “Haber bana gelse, ben de yayınlardım” diyecekti. Ancak gazeteye basılan bir bilgi için “casusluk” suçlaması yapmak artık adiyattan olmuştu. Dündar daha sonra Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla tahliye edilirken, bir duruşma esnasında silahlı saldırıya da uğrayacaktı.

CAN DÜNDAR’IN KİTABINDAN HAREKETLE…

Dündar, hapiste geçirdiği süre içerisinde bir kitap yazdı: Tutuklandık. Kitapta MİT TIR’ları haberiyle ilgili bir ayrıntı yer alıyordu: Haberin CHP’li solcu bir milletvekilinden geldiğini ‘itiraf’ etmişti Dündar. İstanbul Başsavcılığı bu bilgi üzerine harekete geçti ve Dündar’ın ‘HTS kayıtlarını’ incelemeye aldı. (HTS kaydı, baz istasyonu üzerinden iki telefonun aynı baz istasyonu bölgesinde bulunup bulunmadığını tespit ediyor. Yani illa yüz yüze görüşmenize gerek yok, diyelim birbirine paralel iki sokakta yürüdünüz kişiyle, HTS kaydına göre ‘irtibat’ kurabiliyor savcılar…)

Tabi bu arada Ağustos 2016’da Sözcü’den Soner Yalçın, Can Dündar’ın haberi Enis Berberoğlu’ndan aldığını, hatta bir gün sonra da Berberoğlu’nun “Cemaat’in CHP İmamı” olduğunu yazdı. Savcılar bunu ‘itiraf’ olarak da kayda geçmiş olabilirler zira dün Enis Berberoğlu’nun tutuklandığı haberi düştükten kısa süre sonra başta Sabah olmak üzere yandaş medya bu yazının üstünde durmaya başladı. “Adamın gol diyor!” hesabı…

DOKUNAN YANDI

MİT TIR’ları olayında, ihbarı değerlendirip TIR’ları durdurmaya giden savcı, soruşturmayla ilgisi olan askerî personel ve polisler tutuklu. Can Dündar ve Erdem Gül hapis yattı ve çıktı. Dündar, şu anda yurt dışında, ülkeye dönemiyor. Haberi ortaya çıkaran Fatih Yağmur önce Radikal’deki işinden oldu, ardından birkaç soruşturmaya ismi dâhil edildi ve şimdi o da yurt dışında. Haberi Dündar’a ‘sızdırdığı’ gerekçesiyle dün de Enis Berberoğlu tutuklandı.

Ancak Berberoğlu’na garezin tek sebebinin MİT TIR’ları meselesi olduğunu düşünmüyorum. CHP içerisinde, gazeteci kimliğinin de yardımıyla, gazete davalarıyla ilgilenen az sayıdaki vekilden birisi Berberoğlu. Doğan Grubu’ndan ayrıldıktan sonra Erdoğan’ın Hürriyet’e yaptığı baskıyı birinci ağızdan anlatmıştı (bkz. ‘Erdoğan’a karşı suskun kalmak ciğerime oturdu’).

Yani tam anlamıyla ‘dokunanın yandığı’ bir davaya dönüştü MİT TIR’ları. Burada iki şey can sıkıyor muhtemelen: Artık MİT TIR’ları bahsine ‘Cemaat iftirası’ diyememek ve Suriye’ye hem de MİT eliyle silah gönderildiğinin ortaya çıkması. Suriye’deki iç savaş sebebiyle Katar’ın ‘teröre destek’ suçlamasıyla bölgede ambargoya uğradığı günlerde hele daha da manidar.

Şimdi herkes haklı olarak, CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasını “Anayasaya aykırı ama ‘evet’ diyeceğiz” sözleriyle onayladığı günleri ve başta Selahattin Demirtaş olmak üzere HDP’li vekiller tutuklanırken takınılan tavrı hatırlatıyor. Enis Berberoğlu, parti içinde ‘ideolojik bagajı olan’ kişilerden değildi ancak CHP’nin de vesile olduğu o ateş, şimdi herkesi yakıyor. CHP’de başta parti lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere hakkında fezleke düzenlenen Sezgin Tanrıkulu, Özgür Özel, Eren Erdem Veli Ağbaba, Özkan Yalım, Aytun Çıray, Namık Havutça gibi isimler de, basit gerekçelerin, yalın zorbalığın hedefi olabilirler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin