Dink Davası ‘Paralel’e Neden Sığmaz [ANALİZ-ERMAN YALAZ]

Adı Engin Dinç. Şu anki görevi Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı. Agos Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde, gazetesinin önünde, sokak ortasında katledildi. Engin Dinç, Dink cinayetine hazırlık yapıldığı dönemde Trabzon İstihbarat Şube Müdürü idi. Ağustos 2004-Eylül 2006 döneminde, bölgesinde TAYAD’lılara linç girişimi, McDonald’s bombalaması, Rahip Santoro cinayeti işlendi. McDonald’s saldırısının faillerinden Erhan Tuncel’i soruşturma dışında tutarak muhbir yapan Dinç’ti. Tabi Tuncel’le makamında görüşerek bütün istihbarat usullerini alt üst eden de, kural dışı oynayan da oydu…

Dink cinayetinde güvenlik bürokrasisindeki ihmali sorguladığınızda, bir Dinç’in bir de dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’in ismi zikredilir. Hrant Dink’in katledildiği o meşum Türkiye havası içinde görevini ihmal eden iki isim olarak anılırlar. Trabzon istihbaratının başında iken Engin Dinç, Yasin Hayal, Ogün Samast grubunu en yakından bilen, takip eden emniyetçi idi.

Cinayet öncesinde Trabzon’dan iki yazı gönderilmişti. İlki İstihbarat Daire Başkanlığı’na, yani Ankara’ya gitmişti. 15 Şubat 2006 tarihli o yazıda “Dink’in ne pahasına olursa olsun öldürüleceği” ibaresi yer alıyordu. İkinci yazı iki gün sonra İstanbul İstihbarat Şubesi’ne gönderilmişti. Orada Dink cinayetini önleyecek istihbaratın tabiri caizse kalitesi düşürülmüştü. Yasin Hayal ve Ogün Samast’ların ‘ses getirecek eylem’ yapacağı ibaresi yazıyordu sadece. 11 ay önceden pişirilen bir cinayetin ayak sesleriydi bunlar.

NİYET AŞAMASINDAYMIŞ…

Engin Dinç, neredeyse 10 yıl sonra ilk kez mahkeme karşısına çıktı dün. Yukarıda özetlediğimiz yaşanan süreci neredeyse ikrar etti ifadelerinde. İlave söylediği ve sürekli tekrar ettiği husus ise İstanbul’a bilgi notunu gönderdiği ve Ahmet İlhan Güler’i üç kez telefonla aradığıydı. Tabi buna bir de Ali Fuat Yılmazer’i ekliyor. Onu da aramış. Ama ulaşamamış. Ne zaman? Cinayetten sonra? Cinayetten önce aradığını söylediği tek isim ise meslektaşı Güler.
Mahkemede Engin Dinç, “15 Şubat 2006’da bilgi geldi, 16 Şubat 2006’da Ahmet İlhan Güler’i aradım. 17 Şubat 2006’da da konuyu resmi yazı ile bildirdik” diyor. Hâkim çapraz sorguda soruyor Dinç’e: “Hazırladığınız raporda ‘Dink’e yönelik ses getirecek eylem’ değil de, ‘Kesin öldürülecek’ diye yazamaz mıydınız?” “Bize öyle bilgi gelse öyle yazardık” diye cevaplıyor.

Hâkim sormuyor: Ama istihbarat şubeye giden notta “Dink’in ne pahasına olursa olsun öldürüleceği”ni yazmışsınız? Kayıtlarda Güler ile telefon görüşmeleriniz de tespit edilememiş! Hem biz bugünlerde niyet aşamasına bile bakmadan onbinlerce insanı içeriyi tıkan bir adalet mekanizmasına sahibiz. Keşke siz biraz daha üstüne olsaydınız, cinayete giden yol tıkansaydı.

İŞİNİ YAPAN DİNÇ Mİ, ZENİT Mİ?

Önceki cümlelerinde ise “Ben işimi yaptım” savunması yapıyor Dinç. “Niye operasyon yapmadınız, diyorlar. Cinayetten 7 ay önce görevimden ayrıldım. Bu sırada düşünce ve niyet aşamasındaydı. Eylem aşamasına geçildiğini düşündüğümüzde bildiririz.”

Dinç’in savunmasında kullandığı bütün argümanlar ve gerçekler, tutuklu yargılanan dönemin istihbarat şube polislerinden Muhittin Zenit’in ifadelerinde var. Hatta Zenit 19 Nisan 2016’daki duruşmada bir adım ötesine söyledi: “Hrant Dink’in öldürüleceğini devlet arşivlerine koyan kişi benim. Dink’in adını ilk kez Erhan Tuncel’den duydum. Ben görevimi yaptım. Kimseye anlatamadım. Üzülerek ifade etmek istiyorum. Hrant Dink cinayetini diğer siyasi cinayetlerden ayıran bir husus var. Dink’in öldürüleceğine dair, öldürülmeden 11 ay önce devletin arşivinde net bir bilgi var.”

DİNÇ SUÇSUZ İSE AKYÜREK’LER, ZENİT’LER NEDEN TUTUKLU?

Hülasa Engin Dinç, işini yaptıysa yeni sorular sorulmalı değil mi? Altındaki elemanı Zenit tutuklu, dönemin Emniyet Müdürü olduğu gerekçesiyle sırf paralele bağlayalım diye Dinç’in amiri dönemin il müdürü Ramazan Akyürek tutuklu. Olayın merkezindeki en büyük sorumluluğu taşıyan isim, Engin Dinç, aylardır tutuksuz yargılanıyor. Üstelik polis istihbaratın başında.

Hâkimler, sormalı değil mi? İktidar sizi yargılamamızı istemedi. Hatta iddianameyi hazırlayan ve herkesi yargılamalıyız diye ayak direyen Savcı Gökalp Kökçü, HSYK ve Başsavcılık eliyle iki kez engelledi. Bu arada İstihbaratın en tepesindeki isim olarak delil karartmak, cinayete ilişkin gerçekleri çarpıtmak, paralele bağlamak için delil/deliller üretmiş olabilir misiniz?

Hatta devam etmeli sorular. Siz dönemizde vazifenizi yaptıysanız ve suçsuzsanız, İl Emniyet Müdürü Akyürek de suçsuz sayılmaz mı? Ya Muhittin Zenit? Suçsuz ise neden ve nasıl 28 Şubat’tan bu yana tutuklu ve davanın bir numaralı sanığı haline getirildi?

VALİLİKTEKİ MİTÇİ, PELİTLİ SPORDAKİ TEZGÂH NEYDİ?

Bir istihbaratçı olarak İstanbul Valiliği’nde Dink’i çağırıp tehdit eden MİT mensubunun iddianamede adının olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Cinayetin tetikçileri Ogün Samast, Yasin Hayal gibi isimleri Pelitli Spor örneğinde olduğu gibi milliyetçi duygularına yönelik istihbarat altyapısı kurup, cinayete azmettiren derin devlet aklı içinde Trabzon İl Jandarma, hatta Jandarma Komutanlığı’ndan isimler de yargılanmalı, ifade vermeli mi?

YA ADLİYE ÖNÜNDEKİ KERİNÇSİZ, UZUN, PERİNÇEK, JANDARMALAR…

Ali Öz ile Ergenekon sanığı ve JİTEM davasının ana aktörü Veli Küçük, bu yapıların oluşturulmasında nerede duruyor? Trabzon ve İstanbul istihbarat şube müdürlükleri görevlerini yaptığını söylüyor.

Her şeyi bir ‘üst akıl’ olarak izleyen ve yönetmesi gereken dönemin İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun’un Dink cinayetindeki sorumluluğu F4 raporlarını görüp görmeme ile mi sınırlı? (Uzun 1 yılla yargılanıyor). Uzun, görevden alındığı günden beri düşmanlık beslediği emniyetçileri paralele bağlayınca bütün sorumlulukları ortadan mı kalktı?

Ya Dink’in yargılandığı 301 davasının duruşmalarını tarassut altına alan Kemal Kerinçsiz’lerin eylemleri aylar öncesinde cinayetin hangi ‘devlet aklının işi’ olduğunu göstermiyor mu?

CİNAYETTEN SONRA KAMERALARI KÖR EDENLER KİMDİ?

Doğu Perinçek’in has adamı diye namı raporlara yansıyan, İstanbul Terör Şube Müdürü Selim Kutkan’ın görev yaptığı dönemde, Dink cinayetinin en önemli delillerinden biri yok edildi. Tetikçi Ogün Samast ile olay yerindeki Jandarmaları gösteren ve silinen Akbank güvenlik kameraları görüntüleri nasıl yok oldu? Ergenekon aklı burada iyi bir saha temizliği mi yaptı? (Ha unutmadan not edelim. Kutkan ismi, Ergenekon, KCK, Balyoz, Poyrazköy, Selam Tevhid, 17 ve 25 Aralık soruşturmalarını yapan, yolsuzlukları ortaya çıkaran ve terörle mücadelede önemli görevler ifa eden polislere yönelik operasyonlara temel teşkil eden müfettiş raporlarının altındaki imzayı atan isimdir.)

Sayın Dinç, son 3 yılda her şeyi aslından çevirip paralele bağlayan müfettiş raporlarını hazırlayan Kutkan veya benzeri zihniyet ile birlikte çalışma imkânı buldunuz mu?

Ülkenin en önemli makamlarından birini işgal ederek; İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevini sürdürdüğünüze göre, daha iki yıl öncesine kadar Ergenekon sanıklarıyla doğrudan ilişkileri tespit edilen cinayet zanlıları ile ilgili soruşturmaların neden önünün kapatıldığı, terse çevrildiği hakkında ya da bu süreçlerde siyasi baskı görüp görmediğiniz hususunda söyleyecekleriniz var mı? İktidar Uzun’ları, Kutkan’ları neyin karşılığında korumuş, kollamış, kullanmıştır bugüne kadar?

DİNK, KATİLLERİNİN KOKUSUNU ALMIŞTI

Hrant Dink, öldürülmeden önce yazdığı yazıda ‘güvercin tedirginliği’ içinde olduğunu söylüyordu. Katillerinin kokusunu almıştı. Biliyordu ve görüyordu, ayan beyan tehditler vardı ortada. Sonra Ergenekon ve ulusalcılıkla mecz olmuş postallı o derin devlet aklı, makinesini işletti. Bir cinayet işledi. Sonuçta Hrant Dink aramızda yok. Asıl acı olanı ise Dink kadar cesur sorular soracak, Uğur Mumcu gibi araştırmacı gazetecilik yapacak, basın emekçileri de yok ortada. Aman açıklarımız görülmesin diyen iktidar ise aklını yitirmiş vaziyette, elinden gelse tetikçileri dahi serbest bırakacak durumda.

SAPINA KADAR ERGENEKON…

Yine de şu son günlerdeki meşhur tartışmaya atıfla tamamlayalım yazıyı. Daha birkaç gün önce Başbakan Binali Yıldırım, “Ergenekon ve Balyoz sapına kadar vardı” dedi AKP’li vekillerine. Bozuk saat bile günde bir kez doğruyu gösterir misali. Bu sözü -kaldıysa- vicdanlı savcı, hakim ve gazeteciler serlevha etmeli. Çünkü bu sözleri söyleyenler, 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından kendilerini kurtarmak için her şeyin nasıl ‘paralel’e bağlandığını; 15 Temmuz darbe girişiminden sonra her faturanın nasıl ‘fetö’ diyerek masum bir sivil toplum hareketine kesildiğini çok iyi biliyor. Çünkü onlar, Türkiye’nin damarlarında dolaşan ve bugünlerde aksiyon üstüne aksiyon icra eden, diriltilen dünün derin devletini ve zihniyetini yakından tanıyor.

Adliye koridorlarında, nezarethane ve cezaevlerinde her gün bir başka Dink cinayeti işleniyor. Merak edenler, Ergenekon davalarının iddianamelerine, tutanaklarına bakabilir. Bundan önce yaşananlar, bundan sonra yaşanacaklara ilişkin derin devlet plan ve senaryolarının bir kopyası olarak oralarda duruyor hala. Ya da Diyarbakır sokaklarındaki Tahir Elçi’ye bakabilir…

AGOS HAKLI…

İkinci serlevha ise Agos Gazetesi’nin Hrant Dink cinayetinde ihmali bulunan kamu görevlilerinin tekrar yargılama yolu açıldığında manşetine taşıdığı “Bu dava paralele sığmaz” tespitidir. O dönem havuz medyasının “Dink cinayetinde paralel yapının delil kararttığı” haberleri üzerine atılmıştı o manşet ve şöyle diyordu: “Hrant Dink cinayeti, iktidar tarafından, Cemaat’e karşı kullanılabilecek bir silah olarak görülüyor. Memleketin en büyük adalet sınavlarından birinin araçsallaştırıldığı çirkin bir plan bu.” (11 Aralık 2014, Agos)

Özet ve sonuç: Sayın Engin Dinç, kıymetli hâkimler, bu dava paralele sığmaz. Eninde sonunda gerçekler ortaya çıkar. Dink’in dediği gibi; su akar, yarığını bulur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin