Elbe’nin dibindeki çığlık: M.Nedim Hazar’dan sürgünün hikâyeleri

Gazeteci ve yazar M. Nedim Hazar, 14 yıl aradan sonra yayımladığı yeni hikâye kitabı “Beni Görürsen Ağla” ile Avrupa’da kesişen göç ve sürgün hikâyelerini anlatıyor. Almanya’da geçen öykülerden oluşan kitap, Elbe Nehri’nin tabanındaki tarihi “Açlık Taşı”ndan ilham alan adıyla, modern zamanların muhacirlerinin acısını, direncini ve umut arayışını edebiyatın diliyle kayda geçiriyor.

Gazeteci ve yazar M. Nedim Hazar, uzun bir aranın ardından yeni hikâye kitabıyla okurla buluştu. Hazar’ın 14 yıl sonra yayımlanan ilk hikâye kitabı olan Beni Görürsen Ağla, Avrupa’da geçen insan hikâyelerini merkeze alan bir öykü kitabı olarak dikkat çekiyor.

Daha önce “Leprom”, “Turuncu Hüznün Kokusu” ve “Ben Sonra Ağlarım” adlı üç hikâye kitabı yayımlanan Hazar’ın yeni çalışması, yazarın yaklaşık 10 yıldır yaşadığı Almanya’da kaleme aldığı ilk hikâye kitabı olma özelliğini taşıyor. Mira Publishing tarafından yayımlanan kitap, göç, sürgün ve insanın yeni bir hayata tutunma mücadelesini farklı karakterlerin hikâyeleri üzerinden anlatıyor.

Avrupa’da kesişen kaderler

Kitap, adını Elbe Nehri’nin kurak dönemlerinde ortaya çıkan ve üzerinde “Beni görürsen ağla” yazılı tarihi “Açlık Taşı”ndan alıyor. Bu sembolik ifade, yazarın anlattığı hikâyelerde modern dünyanın görünmeyen acılarına bir metafor olarak karşımıza çıkıyor.

Öykülerde Almanya’nın küçük şehirlerinde kesişen hayatlar anlatılıyor. Bir Kürt gencinin kırılan hayalleri, Suriyeli bir annenin sessiz çığlığı, Avrupa’da sürgün hayatı yaşayan karakterlerin iç dünyaları ve farklı coğrafyalardan gelen insanların ortak kaderi kitabın ana temasını oluşturuyor.

Göçün insanî yüzü

Hazar, kitabında göç olgusunu istatistikler veya politik tartışmalar üzerinden değil, insanın iç dünyasından anlatmayı tercih ediyor. Almanya’nın taşrasında geçen hikâyeler, farklı kültürlerden insanların bir göçmen yurdunda kesişen hayatlarını gözler önüne seriyor. Bu mekân, bir zamanlar akıl hastanesi olarak kullanılan ve daha sonra mülteci yurduna dönüştürülen bir bina olarak öykülerde önemli bir sembol haline geliyor.

Yazarın anlatımında acı ile mizah, trajedi ile umut iç içe ilerliyor. Öykülerde bir evsiz Alman’ın trajik hikâyesi, zihinsel engelli bir çocuğun hayatla kurduğu saf bağ ya da bir tren istasyonunda karşılaşılan kırılgan hayatlar, göç deneyiminin insani boyutunu güçlü bir şekilde yansıtıyor.

Modern zamanların tanıklığı

Beni Görürsen Ağla, yalnızca bir hikâye kitabı değil; aynı zamanda çağımızın göç ve sürgün deneyimine dair bir tanıklık olarak görülüyor. Kitap, kimliğini ve geçmişini geride bırakmak zorunda kalan insanların yeni bir hayata tutunma çabasını anlatırken, okuru insanlığın ortak kaderi üzerine düşünmeye davet ediyor.

Avrupa’da yaşayan bir yazarın gözünden kaleme alınan bu hikâyeler, modern zamanların “muhacirleri”nin sesini edebiyat aracılığıyla duyurmayı da amaçlıyor.

Kitaba ulaşma linki:

https://kitapdunyasi.eu/products/beni%CC%87-gorursen-agla?_pos=1&_sid=7da7c38ba&_ss=r

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin