Dua insanı olmalıyız

Yorum | Cemil Tokpınar

“Duadan başka silâhımız yok” yazısıyla başlattığımız dua yazılarının bugünkü bölümüne çocukluk yıllarımdan bir hatırayla başlamak istiyorum.

70’li yıllar Türkiye’nin çok fakir zamanlarıydı. Evimizde bir tane bile elektrikli alet yoktu. Bugün marketten alınan hazır gıdaların tümü evlerde hazırlandığı gibi yemek ve temizlik işleri de elle yapılırdı. Yedi kardeş olduğumuz için ev işleri validemin neredeyse bütün zamanını alır, ama o gece ibadetinden, günlük evrad ve dualarından asla taviz vermezdi. Çamaşır yıkamak gibi uzun ve zor işlere girişirken, “Başladım işime, hayırlar gelsin başıma, 70 bin melâike yardım etsin işime. Elim kuş, bedenim taş, huri kızları bana yoldaş. Bu da bana bir dakikalık iş!” diye dua ederdi.

Sabahtan akşama kadar sürecek bu ağır işe başlarken böyle kendi kendini motive eder, arkasından Eûzü Besmeleyi çekip Yasin Suresinden okumaya başlardı. Çamaşır boyu ezberinde sureler, dualar, salavatlar resmigeçit yapardı. Bu esnada küçük çocuğu varsa ilgilenir, yine üç öğün yemek ve diğer ev işlerini aksatmazdı.

Ama hangi işi yaparsa yapsın başta namaz ve tesbihat olmak üzere hiçbir ibadetini ve evradını ihmal etmezdi. Onu ne zaman ev işlerinden birini yaparken görsem, sürekli dudaklarının kıpırdadığını, ya Kur’an ya vird, ya salavat ya da ilâhî okuduğunu görürdük. Bize dinî telkinlerde ve nasihatlerde bulunurken, “Hiçbirinize abdestsiz süt vermedim. Emeklerimi boşa çıkarmayın” derdi.

1950’lerde Risale-i Nur’u ve Üstad Hazretlerini tanımış, risale yazmış, müellifinin duasını almış, hizmete vurulmuş validem. O gün bugündür evde, tarlada, yolculukta, hastanede hep elinde Kur’an, Cevşen, Risale okurken görürüm. Bugün bile yaşlılık ve hastalığına rağmen okumaktan geri durmaz, okuma gözlüğünün önüne bir de büyüteç ilave ederek günlük evrad ve okumalarına devam eder.

“Anne, bu kadar yeter, dinlen artık, yorma kendini” dediğimizde hemen şu cevabı yetiştirirdi:

“Oğlum, dünya fani. Ölüm, kabir, ahiret çok zor. İşte geldim gidiyorum. Üstadımız onca sıkıntılara rağmen evradını hiç ihmal etmezdi.”

Niçin bu çocukluk hatırasıyla başladım? Çünkü bugün “dua insanı” olabilmek için boş ve ölü vakitleri nasıl değerlendirebiliriz, hatta yerken, içerken, gezerken, çalışırken bile nasıl dua edebiliriz” konusunu işleyeceğiz. Validem gibi dua kahramanları, en zor ve sıkıntılı anlarda bile bahanelere aldırmadan tavizsiz bir şekilde nasıl dua edileceğinin canlı örnekleri oldukları için bu hatıraları paylaştım. Zira dua insanı olmak erişilmez bir hayal değil, üstelik insan ne kadar rahat ve huzur içinde olursa o kadar çok ve iyi dua eder diye düşünmek yanlıştır. Tam tersine zaman, mekân, imkân bakımından en zor ve sıkıntılı zamanlarda bile muhteşem dualar etmek mümkündür.

“Bir dakikayı boş geçirmeyin”

Hepimizin günlük hayatında dua, zikir ve evradla geçirebileceğimiz saatlerce zamanımız vardır. Mesela, araba kullanırken, yolculuk yaparken, bir işimiz için sıra beklerken, yürürken, arkadaşlarımızla sohbet ederken yüzünden veya ezberden okuyarak veya dinleyerek pekâlâ dua ve zikre zaman ayırabiliriz.

Bir arkadaşımız çalıştığı iş yerine ve çevresine hep yürüyerek gelip giderdi. Yürüdüğü bazı mesafelerden bahsederken şu kadar kilometre veya dakika demez, “iki Yasin, yirmi Ayetel Kürsi, elli salavat” gibi ifadeler kullanırdı. Çünkü yol boyunca sürekli ezberinden Kur’an, zikir veya dua okurdu.

Her fırsatı dua ile değerlendirmek konusunda M. Fethullah Gülen Hocaefendinin yaklaşık bundan dört yıl önce yaptığı tavsiyeler bugün de geçerlidir:

“İmkân varsa, mesela oturduk bir yerde, karşılıklı laf edeceğimize Cevşen’i bölüştürelim. On insan varsa orada, on faslın her bir faslını bir arkadaş okusun, orada bir Cevşen tamamlanmış olsun. Daha fazla zamanımız varsa, Evrâd-ı Kudsiye’yi de okusun arkadaşlar. Kendi aralarında Salât-ı Tefriciye’yi taksim etsinler. Bulundukları yerde varsa o taksime tâbi olacak arkadaşlar, her gün onu kendilerine, her bir ferde 40-50-60 ne kadar düşüyorsa, pay etsinler; gezerken, otururken, hatta istibra yaparken, yemek yerken, dişlerini fırçalarken, ellerini yıkarken en azından mülahazalarla Allah’a yönelsinler; hiçbir zaman aralığını boşa geçirmesin, her ânı Cenab-ı Hakk’a tazarrû ve niyazla değerlendirsinler.

“Bir dakikayı boş geçirmeyin. “İstibra” dedim, o anı bile boş geçirmemeli. O esnada bazı duaları dilinizle söylemeyi saygıya aykırı buluyorsanız, içinizden söyleyin onu, niyet edin, kelam-ı nefsî ile mırıldanın.

“Şimdilik bize düşen Allah’a tevekkül etmek, sa’ye sarılıp hiç boş durmamak; biri bin etmeye bakmak ve hikmete râm olmaktır.” (Osman Şimşek, Ağlayın Su Yükselsin, 23 Şubat 2014)

Hocaefendi dua konusunda en küçük fırsatların bile ihya edilmesini istemektedir. Nitekim 2016 Ramazan Bayramındaki dua tavsiyesinde aynı hassasiyet ve incelik vardır:

“Sizden istirham ediyorum, kendiniz için, Allah’ın rızasına ermek için hangi heyecanla dua ediyorsanız, mübarek ülkemizin, mübarek insanımızın bu badirelerden sıyrılması için yatarken, kalkarken, gezerken sürekli dudaklarınız dua ile kıpırdasın. Allah’ın izni ve inayetiyle bundan başka silahımız yok.”

Hepimiz Hocaefendi’nin bu tavsiyelerine ne kadar uyuyoruz diye nefis muhasebesi yapmalı, bari bundan sonra dua hayatımıza bir çekidüzen vermeliyiz.

 

Hangi dualar yapılabilir?

Rabbimiz bizlere Kur’an ve Efendimiz (s.a.v.) yoluyla öyle dualar öğretmiştir ki, bu dualarla birkaç saniyelik boş zamanı değerlendirebileceğimiz gibi birkaç saatlik yolculukları da nurlandırabiliriz.

Böyle zamanlarda sayı saymaya imkânımız varsa belirli sayılarda, eğer imkân yoksa hiç saymadan şu zikirleri ve benzerlerini okuyabiliriz:

  • Estağfirullah ve etûbü ileyh,
  • Lâilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn,
  • Rabbi innî messeniye’ddurru ve ente erhamürrâhimîn,
  • Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l aliyyi’l-azîm,
  • Hasbünallâhü ve ni’me’l-vekîl,
  • Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi’l-azîm,
  • Va’fü annâ vağfirlenâ verhamnâ ente Mevlânâ fensurnâ ale’l-kavmi-l kâfirîn.
  • Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşeden. İc’al lenâ min emrinâ feracen ve mahracen.

Bu tür kısa dua ve zikirleri çoğaltmak mümkündür. Ayrıca yaklaşık 20-30 saniye veya bir dakikalık dualar vardır.

Bunlar için Sekine Duası, Evliyaların Kalkan Duası, Veysel Karanî Hazretlerinin meşhur duası, Salat-ı Münciye, Salat-ı Tefriciye, Fâtiha, Ayetelkürsi, İhlâs, Felâk, Nâs gibi örnekleri verebiliriz.

Mümkün mertebe kısa da olsa farklı dualar ezberleyerek seçeneklerimizi zenginleştirebiliriz. Ancak bir duayı bile sürekli okusak boş durmaktan iyidir. Unutmayalım ki, nice peygamber yaptıkları bir duayı çok fazla tekrarlayarak kurtuluşa ermiştir. Hatta yüreğimizden geldiği gibi, hangi dili biliyorsak, öylece dua dua yalvarsak Rabbimiz yine cevap verecek diye ümit ediyoruz.

1 YORUM

  1. Keşke her bir boş vakitte dudak kiprama alışkanlığımız olsa. Çok istifadeli bir yazı. Teşekkürler.

    Bir endişe ! ; Yazınizda, arkadaşlarımızla sohbet ederken * de dua edilip, zikir çekilebileceğini yazmışsıniz , ya da ben öyle anladım.
    Bunun mahzurlu olduğunu düşünüyorum. Zira karşıdaki kişi sizin dudaklarinizin kipradigini görünce;
    1 ) beni etkili dinlemiyor
    2) mevzuya önem vermiyor, ya da çok akıllı
    Gibi muhtemel düşüncelere kapılıp anında konuşmayı kesmelidir. Hiç bir ağzı dualı kimse başkaları ile konuşurken, dinlerken , muhabbet ederken ağzı kıpırdamadan dinlemeli. En asgari kişiye saygının gereği olsa gerek bu.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin