‘Dost düşmanlar’ nihayet kılıçları çekti!

CUMALİ ÖNAL | ANALİZ

Körfez’in iki muktedir ismi; Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MbS) ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin mutlak lideri Muhammed bin Zayed al Nahyan (MbZ) ‘zoraki balayına’ Yemen’de son verdiler. Diplomasi kulvarlarında ‘dost düşmanlar’ olarak adlandırılan ikili yıllardır vekâlet savaşı yürüttükleri Yemen topraklarında bu kez doğrudan karşı karşıya geldi.

Suudi Arabistan, Yemen’in güneyi için bağımsızlık peşinde koşan BAE destekli Güney Geçiş Konseyi’ne (STC) ait Mukalla Limanı’ndaki tedarik depolarını bombaladı. En önemlisi ilk kez BAE’nin adını zikrederek kırmızı çizgisinin ihlal edildiğini duyurdu. Ardından Suudi destekli ve uluslararası tanınırlığı olan Başkanlık Liderlik Konseyi BAE’nin 24 saat içinde Yemen’i terk etmesi çağrısında bulundu. Suudi yönetimi de bu açıklamayı destekledi. BAE ise çok geçmeden ortamı yumuşatmaya yönelik bir açıklama yaptı ve Yemen’de çok az sayıda bulunan birliklerini çektiğini duyurdu.

İkili son yıllarda Yemen’de oldukça ters düşmeye başlamışlar, ancak hem konjonktür gereği ve hem de kuzeydeki Husi tehdidinden dolayı bu çekişmeyi gün yüzüne çıkarmamaya çalışmışlardı. Suudi Arabistan, istikrarlı ve parçalanmamış bir Yemen’i, toprak bütünlüğünü korumak ve rejimini ayakta tutmak için hayati olarak görüyor. Birleşik Arap Emirlikleri ise Güney Yemen’in bağımsızlığını savunan Güney Geçiş Konseyi (STC) ve diğer paramiliter güçleri destekleyerek, Aden Körfezi, Babül Mendeb Boğazı ve Kızıldeniz’i kontrol etme stratejisini güçlü bir şekilde hayata geçirmeye çalışıyor.  

İki ülkeyi karşı karşıya getiren gelişme STC’ye bağlı yerel güçlerin Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi’nin elindeki petrol zengini iki önemli bölge Hadramut ve El Mahra vilayetlerini ele geçirerek Suudi Arabistan ve Umman sınırına dayanmış olmasıydı. Suudi Arabistan ilk olarak geçtiğimiz hafta Hadramut’taki STC’ye bağlı bazı birimleri bombalamıştı.

Kadife eldivenli demir yumruklar olarak adlandırılan MbS ve MbZ, iktidara gelirken çok ciddi bir güzergah temizliği yaptılar. Özellikle Muhammed bin Salman’ın veliaht prens olma mücadelesi oldukça sert geçti.

Bu süreçte önündeki en büyük engel, ondan önce veliaht prens olarak atanan Muhammed bin Nayef’in bu görevden uzaklaştırılmasıydı. Nayef saraya çağrılarak zorla istifa ettirildi. Bu olay Suudi hanedanındaki geleneksel veliaht olma sürecini de kıran gelişme oldu.

Akabinde ünlü Ritz Carlton Oteli olayı yaşandı. En etkili prensler, bakanlar ve işadamlarını Neom Projesi’nin tanıtımı için otele çağıran MbS, 500’den fazla ismi aylarca rehin tutarak mal varlıklarına el koymakla kalmadı, ellerindeki tüm yetkileri de alarak ülkenin mutlak hakimi oldu. İstanbul’daki gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının perde arkasındaki isim de MbS olarak biliniyor.

MbS kadar sert olmasa da Muhammed bin Zayed de geride pek çok soru işareti bırakarak iktidara yürüdü. Babası Şeyh Zayed öldüğünde yerine ağabeyi Halife bin Zayed geçti. Ancak Halife’nin 2010 yılında geçirdiği ağır felç, iplerin MbZ’ye geçmesine yol açtı. MbZ gücünü tahkim etmek için muhtemel rakiplerini pasif görevlere atadı. BAE’de devlet başkanlığı görevine ülkeyi oluşturan yedi emirlikten en güçlüsü olan Abu Dabi emiri geliyor. MbZ aynı zamanda Abu Dabi’nin de emiri.

İkili, Ortadoğu ve Körfez’deki konumlarını güçlendirmek için de güç mücadelelerine giriştiler. 2017 yılındaki Katar ablukasını birlikte yürürlüğe koydular. Ancak bu adımlarını Türkiye ve İran, Katar Emiri’ne destek vererek bozdu. İkilinin şüphesiz en etkili stratejisi Trump’ın icadı olan İbrahim Anlaşmaları’nı yürürlüğe koyarak İsrail’in güvenliğini artırmak oldu. Her ne kadar Suudi Arabistan resmen bu anlaşmaya dahil olmasa da perde arkasından bu sürecin en etkin unsuru olarak kaldı. 

İkili Arap Baharı ile birlikte popülaritesi oldukça artan ve bölgenin bir anda en etkin gücü haline gelen Türkiye’yi dengelemek için de Libya’dan Sudan’a, Suriye’den Somali’ye tam saha pres uyguladılar. Hatta Erdoğan, 2016’daki sözde darbe girişiminin de BAE tarafından tezgahlandığını öne sürdü.

Genel kanaat ikisinin de perde arkasındaki patronu durumunda bulunan Trump’ın duruma el koyacağı ve iki ülkenin bir çatışmanın eşiğine gelmeyeceği yönünde. 

Ancak Yemen’de Suudi Arabistan’ın duruma hakim olup olamayacağı yönünde pek çok soru işareti bulunuyor. Her ne kadar BAE bu ülkedeki askerlerini çekmiş olsa da, perde arkasından STC’yi desteklemeye devam edecektir. Tıpkı, Sudan’daki soykırımcı RSF güçlerini, Somaliland’ı, Halife Hafter’i desteklediği gibi.

1 Yorum

  1. Bölgede Suudların ABD, BAE’nin de İngiltere politikalarının vekili olduğunu ama her ikisinin de son tahlilde İsrail’e hizmet ettiklerini gözden kaçırmamak gerek. Bizdeki hırsız Recep rejimi de öyle. Ne yapsalar İsrail’e yarıyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin