‘Dolar’sa dolsun…[SADIK YANGIN]

Dün sabah evden çıkarken merdivenlerde bizim apartmanın kapıcısıyla karşılaştım. Aklı başında, efendi bir adamdır, severim.

“Abi ne oluyor bu işler? Nereye gidiyor bu ekonomi? Dolar olmuş 3.40. Sen ne diyorsun bu işe?” diye sordu.
Benim de o sabah sanki oğlumun 30 gemisi varmış da dünyayı sel bassa bir damla su bana dokunmazmış gibi garip bir hal vardı üstümde. Nedense keyfim yerindeydi. “Ya boşveeer, dolarsa dolsun, bize ne?” dedim.
Murteza efendi bu harika esprimi nedense pek beğenmedi. Ben, yüzünde kocaman bir gülümseme oluşacak diye beklerken adamın suratı asıldı da asıldı. Kaşları çatıldı, gözleri büyüdü. “Efendi! Efendi! Adam belledik sana bir soru sorduk. Garip bildin de bizimle dalga mı geçiyorsun?” diye çıkıştı. Onca yılın hatrı olmasa belki elindeki süpürgeyi kafama bile geçirebilirdi.
Niye kızdığını anlamadım. “Yahu, dur tamam. Koca başbakan şey edince ben de oradan öyle ufak bir şaka şey edeyim dedim…” demeye kalmadı, döndü sırtını gitti bizim Murteza.
“Ulan” dedim kendi kendime, “Şu tribin yarısını atmayı öğrenebilsek var ya…”
Neyse. Geçerken bakkala uğradım.
Bizim bakkal, Halim amca, adı gibi halim, selim bir adamdır. Bazen ne dediği tam anlaşılmaz ama aslında kafası iyi çalışır. Belki ikisinin arasında bir bağ da olabilir. Bilemiyorum.
Neyse Halim amca benim yarım ekmek arası domates-peynir sandviçimi hazırlarken ben de şu dolar meselesiyle ilgili bir ağzını yoklayayım dedim.
“Halim amca duydun mu dolar ne olmuş?” diye sordum.
“Ne olmuş?” dedi.
Dedim “uçmuş”
“Nereye uçmuş?” diye sordu.
“Nasıl nereye uçmuş? Uçmuş işte. Fırlamış.” dedim.
Önce bana garip garip baktı Halim amca.
“Uçmuş da nereye uçmuş? Yine Katar’a mı uçmuş? Bu sefer Suud’a mı uçmuş? Nereye uçmuş?” diye sordu.
Söylediklerinden yine bir şey anlamamıştım ama bu sefer sormaya cesaret edemedim. Kapıcıdan yediğim sabah fırçasından sonra bir de bakkal tribi ağır gelebilirdi. Çaktırmadan anlamış gibi yaptım.
“Çok haklısın Halim amca ya. Aynen. Evet, tabii. Kesinlikle” dedim.
Anlamadığımı anlamış gibi baktı ama benim, anlamadığımı anladığını anladığımı galiba anlamadı. Ona tam emin olamadım.
Bu arada Halim amca sandviçimi hazırlanmış, üzerine keçeli kalemle büyük bir H logosu çizdiği kahverengi karton bardağa da piknik tüpünde demlediği çaydan koymuştu. Cebimdeki bozuk paralarla sandviçin parasını ödedim. Tam çayın parasını denkleştiriyordum ki, ‘Tamam, gerek yok’ anlamında başını salladı. “Bizim oğlanın sünnet altınlarını dolara çevirdiydik geçen ay. Bugün çaylar beleş” diyerek güldü.
Ne dediğini yine tam anlamadım ama sanki o daha söylemeden anlamış gibi hınzırca güldüm. Yani aslında normal güldüm ama o hınzırca gülüyorum gibi sanacak şekilde normal güldüm. Umarım anlamıştır.
Neyse, bakkaldan çıktım. Otobüs durağına kadar elimdeki sandviçi yiye yiye ilerleyeyim dedim ama çay çok sıcaktı. Üzerine biraz su eklemek için köşedeki çeşmeye doğru yürüdüm. Çeşmeye vardığımda etrafında bazı teyzelerin oturduğunu gördüm. Kollarındaki bilezikleri şıkırdata şıkırdata sohbet ediyorlardı. Onlar da otobüs durağına gidiyordu anladığım kadarıyla ama durup dinlenmek için çeşme başında oturmuşlardı. Yani oturuşlarından öyle anladım. Mahalle çeşmesinin 2 metal kaynak, 3 asma kilitle koruma altına alınmış demir musluğunu zar zor açmayı başarınca çayıma su eklemeye başladım. Bu sırada teyzelere de isteyerek biraz kulak misafiri oldum.
“Kız Müzeyyen” dedi biri diğerine, “Senin damat ilk dediğinde keşke bozduraydık şunları”.
“Laf dinlemiyorsunuz ki kuzum.” dedi kabararak Müzeyyen teyze. “Çocuk geldi hepinize söyledi. Bırakın altını dedi, hep birlikte dolara geçin dedi, bu meret kış gelmeden 3’ü bulacak dedi, dinlemediniz”.
“Ayol ne bileyim ben” dedi Mualla teyze üzgün üzgün.
“Ta o zaman söyledim bizim beye de kör olmayasıca kızdıydı bana. “Yahu Müzeyyen hanımın damadı da kimmiş? “Koskoca cumhurbaşkanının baş danışmanı ‘Dolar hayatta 2 buçuğu geçemez, aha şuraya da yazıyorum’ demedi mi? dedi. Hadi danışmanını geçtik, koca Reis-i Cumhur bizzat ‘Dolara yatırım yapan kaybeder’ demedi mi? O da dedi. E onlar bir şey bilmiyor, senin Müzeyyen’in sümüklü damadı biliyor. Ya kadın bi git” dediydi. Yaktı beni kör olmayasıca”
Mualla teyze bunları söylerken, Müzeyyen teyzenin bozulup renkten renge girdiğini fark edemedi tabii. Müzeyyen hanımın damadı, bizim mahalle kahvesinin kalfasıydı. Böyle şeylerden iyi anlardı. Bir cumhurbaşkanı danışmanı değildi belki ama kendi çapında para tura işlerini bilirdi.
Bu arada teyzelerin muhabbetine dalınca çeşmenin altındaki çayı tamamen unutmuştum. Beş dakikadır akıp duran sudan dolayı bardaktaki çay tamamen boşalmış, yerine yarı temiz yarı pis, biraz berrak biraz sarımtırak suya benzer bir şey dolmuştu. Bardağı olduğu gibi çeşmenin yanına bırakıp otobüs durağına koştum.
Durak kalabalıktı. Her gün aynı otobüsle şehre indiğimiz halıcı Mustafa da duraktaydı. Bizim dairenin hemen alt katındaki halıcı dükkanında çalışıyordu. Her sabah işe birlikte gidiyorduk. Onu görünce sevindim. Hal hatır faslından sonra konu yine dolara geldi.
Dedim, “Binali’nin dediğini duydun mu?”
“Ne demiş yine?” dedi.
“‘Dolarmış, dolarsa dolsun bize ne’ demiş” dedim.
Canı sıkıldı. “Ya sen bizim kayınçoya bakma. İyi çocuktur aslında ama zamanında sevdiği kızı vermemişler, böyle olmuş. Şimdi bir geliyor, bir gidiyor. Böyle idare edeceğiz artık, ne yapacaksın” dedi. Üzülmüştü.
Ben yine bir şey anlamamıştım.
“Ne kayınçosu ya?” dedim. “Senin kayınço nereden çıktı şimdi?”
“Sen bizim kayınbiraderi demiyor musun? Bizim Ali’yi”
“‘Ya yok, ne kayınbiraderi oğlum’ dedim Binali’yi diyorum ben. Binali. Başbakan”
“Haa” dedi. “O mu demiş bunu? Yuh”
Sohbetin bundan sonrası biraz farklı ilerledi. Bizim Mustafa çok iyi çocuktur aslında ama zamanında istediği işi vermemişler, o yüzden biraz ağzı bozuktur. Bayağı da dolar borcu varmış. O yüzden otobüs bizim durağa varana kadar söylediklerini burada yazamıyorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin