Doğu Akdeniz’de çözüm ne?

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Daha önceki yazılarımda Türkiye’nin doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki yaklaşımlarını kaleme almış, analiz etmiştim. Çok tepki alsam da bunları yazmak, tarihe not düşmek önemlidir kanımca. Esas olarak Türkiye’de yönetime gelmiş bulunan Avrasyacı derin devlet unsurlarının nasıl bir dış politika anlayışında olduklarını bugünkü haşin ve agresif Türkiye pozisyonlarından anlamak mümkün.

Belirttiğim üzere, Türkiye Lausanne düzenine aykırı işler peşinde görünüyor. Bugün sosyal medyaya düşen bir videoda Doğu Perinçek, Ahmet Hakan’la olan bir programda doğu Akdeniz’de sorunların hukukla ve müzakerelerle değil, askeri güçle, hatta savaşla çözülebileceğini söylüyor. Perinçek İslamcı tayfanın ahmak meczuplarından biri değil. Öyle olsa yanıt da vermezdim zaten. Fakat bilindiği üzere rejimin derinleri, özellikle de donanmadaki askeri kanat, Mavi Vatan denen yayılmacı ve Lausanne Antlaşması’nın altını oyan bir pozisyonu Erdoğan ve çevresine dayatmış durumdalar. Her ne kadar Erdoğan Karadeniz’de doğalgaz bulundu şovu yaparak gaz da almaya çalışsa, “tanrılar kurban istiyor”. Derinlerden gelen sese kulak verdiğimizde, gelen ritmin savaş tamtamları olduğunu fark ediyoruz. Erdoğan da tabanının bu tür bir ortamda ekonomik sorunları, geçim sıkıntısını, işsizliği, çürümeyi falan düşünmeyeceğinin, neo-Osmanlı hayallere dalacağının farkında. Hatta muhalefet denen rejim partileri de, hararetle bu yayılmacı Mavi Vatan diskuruna sahip çıkıyor, onu kullanıyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Dediğim gibi, ben yazılarımda gerçekleri yazdım ve uluslararası hukuk metinlerine göre – temel olarak Lausanne olmak üzere – Türkiye’nin söylem ve tezlerinin statükodan sapma olduğunu ve makul çizginin çok ama çok dışında olduğunu izah ettim. Bana sosyal medyadan yanıt yetiştirenlerin çoğu da Türkiye’yi korumaya çalışan, bugünkü yayılmacı yönelimi destekleyen kişiler. Ortak argümanlardan biri, Yunanistan’ın doğu Ege adalarını – Lausanne Antlaşması’na aykırı olarak – silahlandırmış olması. Bu konular çok teknik olmakla beraber, insanların bilgilendirilmesi için özetlenmeleri şart. Fakat ne kadar derine girersek o kadar daha fazla bilgi gerekiyor. 

Hak ve haksızlık ekseninden yaklaşıp, “Yahu Ege kocaman bir deniz! İki eşit parçaya bölsek ya!” türü bir yaklaşım, gerçeklerden kopuk! Dahası hakkaniyetli de değil. Devletlerin egemenlik hakları ve sınırları uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukukun en önemli konularından biridir. Yunanistan’ın Ege adaları üzerindeki egemenlik hakları tartışılamaz. Türkiye’nin sorun olarak algıladığı şey, bazı Yunan adalarının Anadolu kıyı şeridine olan yakınlığıdır. Fakat bu, olan gerçekleri değiştirmiyor. Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları ile Anadolu’ya 3 deniz milinden daha yakın ada, adacık ve kayalıklar hariç olmak üzere, Ege denizindeki bütün ada, adacık ve kayalıklar Yunanistan’a aittir. “Yahu bu da çok fazla ama!” türü kahvehane muhabbetini ciddiye almak mümkün değil. Sahip olunmayan toprak, ister anakara isterse ada olsun, fark etmez; size ait değildir. Nokta! Bu adaların Yunanistan’a intikali, uluslararası antlaşmalara göre gerçekleşti. Ayrıca dünün hadisesi de değil. 1923’te Lausanne Antlaşması imzalandı ve adalar Yunanistan’a kaldı. On İki Ada İtalya’nındı, İtalya savaşı kaybedince İkinci Dünya Savaşı ertesinde Paris Konferansı’nda bu adalar da Yunanistan’a geçti. Türkiye buna itiraz etmedi, zaten edecek uluslararası hukuk zemini de yoktu. Türkiye bu nedenle Paris’e delegasyon göndermeye bile gerek duymadı. 

Şimdi şunu tespit edelim. Adaların da anakaralar gibi kıta sahanlığı, karasuları ve münhasır ekonomik bölge hakları vardır. Bunu Türkiye kabul etmiyor. İyi de, bunun bir önemi yok. Ortada bir uluslararası hukuk kuralı var. Bu 1983 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde yazıyor. Evet, Ankara bu sözleşmeyi imzalamadı, dolayısıyla kendisi için bağlayıcı değil. Fakat bu aynı zamanda bir sözlü uluslararası hukuk kaidesidir. Dahası, adaların bu statülerini tanımamak, pratikte bir şeyi değiştirmez. Statüko budur. Statüko değişimini Yunanistan hiçbir zaman kabul etmeyecek. Durum 1945 sonrası Sovyetler’in Boğazlarda üs talep etmesi ve Kars ve Ardahan’ı istemelerine benziyor. Neden Türkiye bu talepleri kabul etmedi? Çünkü haklıydı! Bugün de Yunanistan bu Ege adalarının statüleri ve hakları konusunda haklı.

Gelelim Ege adalarının silahlandırılması sorununa. Şimdi Yunanistan bunu ne zaman yaptı? Türkiye Ege Ordusu’nu kurduktan sonra! Türkiye’nin NATO kapsamı dışında tuttuğu Ege Ordusunu kurma nedeni nedir? Tümüyle Yunanistan’a yöneliktir bu ordu. Bu bir. İkincisi, Yunanistan’ın Ege adalarını silahlandırmasının diğer bir nedeni, 1974 Kıbrıs çıkartması sonrasında, tıpkı Kıbrıs gibi, Ege konularının da bir anda damdan düşer gibi gündeme getirilmeye başlanmasıdır. Oysa Ege sorunları denen şey, 1950 öncesinde yoktu. 1950’lerden sonra, özellikle Demokrat Parti, giderek daha pro-aktif bir dış politika izlemeye başladı. Kıbrıs bu nedenle Türk dış politikasının en temel mücadele alanlarından biri oldu. Yunanistan 1974 sonrasında Türkiye Kıbrıs’tan askeri varlığını çekmeyince ve adada eski Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının gereği olan nizamı yeniden kurdurtmayınca tedirgin oldu. Dahası Türkiye KKTC’yi 1980’lerin başında, darbeci generallerin arzusu istikametinde kurdurunca, Türkiye uluslararası hukuk bakımından tümüyle işgalci konumuna düştü. Bugün Kırım’a olan Rus işgal ve ilhakını kınıyoruz, değil mi? İşte Türkiye’nin Kıbrıs’taki konumu budur. 1974 müdahalesini garantör devlet sıfatıyla gerçekleştiren Türkiye, kendisine o statüyü veren Londra ve Zürih Antlaşmalarının gereğini yapmadı. Oysa müdahalenin resmi amacı, Nikos Sampson’un EOKA’cılarla beraber yaptığı darbeyi etkisiz kılmaktı. Gerekçe buydu. Yani Kıbrıs anayasasını yeniden geçerli kılmak! Adada anayasal düzeni sağlamak! Yoksa o antlaşmalar kendisine adayı işgal etme ve Kıbrıs’ı bölme (taksim) olanağını Ankara’ya vermiyordu. 

Bu koşullarda Yunanistan Türkiye’nin Ege’de de benzeri bir tutum içine gireceğinden korktu. Ve adaları asgari savunmalarını sağlamak için silahlandırdı. Silahlandırma ne demektir? Yunan askerinin kendi adasını korumak için orada bulunmasıdır. Bugünkü yayılmacı Ankara rejimi tutumuna bakınca, Yunanistan’ın bu hamlesi gereksizdi diyebilir misiniz? Türkiye bugün alenen komşusunun egemenlik alanını tanımadığını ilan ediyor. Yunanistan bu koşullarda adalarını savunamayacak durumda olsa sizce bu Yunanistan’ın toprak bütünlüğü bakımından bir tehdit olmaz mıydı? Bakın, uluslararası politika aksiyon ve reaksiyon üzerinde ilerliyor. Türkiye aksiyon yaptı, şimdi bunun bir reaksiyona sebep olması kaçınılmaz. 1974 sonrası Kıbrıs’tan askerini çekmeyerek Türkiye statüko değişikliği yapmıştır. Bu aksiyondur. Yunanistan ise reaksiyon olarak Ege adalarını silahlandırmıştır. Türkiye 1974’ten beri bir başka ülkenin topraklarının yüzde kırkını askeri işgal altında tutuyor. Bunu söylememden rahatsız mı olunuyor? Üzgünüm ama gerçek budur. Ve bunu Annan Planı ile (adadan askeri çekmek ve Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek) Ankara’daki bugünkü iktidar mümessilleri de zımnen kabul etmişlerdir.

Şimdi Perinçek, sözcüsü olduğu grubun arzularını açıklıkla dile getirmiş. Ne diyor? Bu işi savaş çözer diyor! Buna katılıyor musunuz? Yanıt evetse, size kötü bir haberim var. Bu vatanseverlik falan değil. Bunun adına yayılmacılık derler. 

Meselenin temeli, iyi ve kötü arasındaki ince çizgidir. Türkiye bugün Lausanne düzeninin temellerini dinamitliyor. Bunu velev ki Yunanistan yapsa bile, Ankara’nın Lausanne Antlaşması’na tüm gücüyle sahip çıkması gerekirdi. Neden mi? Lausanne Sèvres Antlaşması’nı geçersiz kılan metindi de ondan! Lausanne olmazsa, Sèvres geçerlidir.  Türkiye kendi varlık garantisi olan Lausanne metninden sıkılmışa benziyor. Fakat bu metnin alternatifi ne, hiç düşünmüyor. Kimse kusura bakmasın ama bu çok zekice bir pozisyon değildir. Dahası, bu hukuken ve ahlaken de zayıf bir pozisyondur. Daha da önemlisi bu pozisyon tehlikelidir. Ne için? Türkiye’nin o çok değer verdiğini söylediği toprak bütünlüğü için. 

Umarım Ankara’daki meczuplar ve bir avuç ikinci sınıf maceracı Enver Paşa profili subay ülkeyi ateşe atmaz. 

6 YORUMLAR

  1. Gozler, kulaklar, sikica tikatilmis, Bir kor, sagir gibi nereye, hangi istikamete gittigini bilmez ne seytan gor, nede duy, hesabi gibi. 2000li yillar a hep Boyle gelmisiz, tum dunya, (ABD, AB) biz Turkleri, kendi dogrultularinda, yonlerinde, Bir sadik EV hayvani gibi, yonetmis, donuste bizleri, yuruyuse cikarip sanki cok buyuk bir odullendirme yapar gibi pof poflamis bizde iki ayagimiz yerde, iki ayagimiz havadan, bu odulu bekler olmusuz. Ne yazikki bunu cocuklarimiza da mal etmisiz. Simdi, EV hayvani, kendi yolunu secmeye kalktiginda, kotu, yaramaz, nankor EV hayvani gibi idrak edilmeye baslanmistir. Ne yazik ki bu seytani, hala daha gormek , duymak istemeyenler cikip, kose yazilarinda havlayip duruyor, enselerine dolandirilmis (yayilmaci, kontrolcu ABD, AB politikalari) ipleri kirip, koparip, bagimsizligini, ozgurlugunu kazanacak yerine iki ayagi yerde, iki ayagi havadan kalmayi tercih ediyor.

  2. Uluslararasi anlasmalar uzun soluklu diplomasiyle, bazen savasla, kanla yapilir. Eger adalarin silahsizlandirilmasi anlasmasina varilmissa o adalar her ne olursa olsun silahsiz tutulur. O anlasmaya göre Türkiye Ege Ordusu kuramaz diye bi madde var mi yok, niye yok, cünkü Türkiyenin bu konuda eli güclüymüs de ondan. Sen simdi kalkip Türkiye Ege Ordusu kurdu diye anlasmaya ters düsemezsin. O zaman oturacaksin tekrar masaya, anlasma tekrar yapilacak, Türkiyenin eli zayifsa ona da Ege Ordusu kurmayi yasaklarsin, degilse kurala uyarsin. Pabucumun profesörü!

  3. Statüko bu diyorsunuz, degismez diyorsunuz. Onlarin yarattigi statükoya „Napalim öyle“ diyecegiz, kabullenecegiz de, bizim yarattigimiz statüko „Tü kaka yayilmaci“.

    Dogu Akdenizde ve Kibrista oldu bittiyi Türkiye disinda herkes olusturmaya calisti, Türkiye de artik sus pus degil nihayet. Dogu Akdenizde topragi bile yok, gelmis, bütün dogu akdeniz benim yiyor yunanistan. Tabii buna söylecek bisey yok dimi? Nerde haklarin gaspi, yayilmacilik?

    Kita sahanligin ege de 6 mile cikarilmasi Lausanne aykiri ve yayilmaci degilmi? Hicbir antlasmada adi gecmeyen adalar Türkiyenin mi yoksa statüko geregi yunanistanin mi?
    Silahlandirma dan hic bahsetmiyorum bile. Siz zaten Yunanistan ile Kibrisi birbiriyle karistirdiniz, ikisi de ayri ayri ülke ve meseleler farkli… Ta

    Biraz olsun Türkiyenin de argümanlarini ciddiye alin, bu düsmanlik ne!

  4. Valla hocam her ne kadar burada yazıyor olsan da bugüne kadar hiç bir yazınızda fikirlerimiz uyuşmadi. Objektif muhalif olayım derken dozu tutturamama probleminiz var gibi geliyor bana . Tabiki fikirlerimiz uyuşmak zorunda değil ama bence yazılarınızı ve fikirlerinizi bu dozu tutturamama suzgecinden tekrar geçirmeniz objektifliginiz açısından daha faydalı olur.

    Bir fikir vermesi açısından söylüyorum. Devletler arasında ki hukuk insanlar arasındaki hukuka çok benzemiyor. Güçlü olan kırım örneğinde bahsettiğiniz gibi istediğini yapabiliyor diğer devletler işleri düşene kadar anca kınıyor. Enerji günümüz dünyasında mücadele için yeterli bir sebep burada Tr nin mucadelesiz devre dışı kalması saflık olurdu. Bu tabi meselenin devlete bakan yönü.
    Bize(halka) bu isten bir fayda olurmu ?Olmaz malesef.

  5. O zaman biz üc tarafi denizlerle cevrili degiliz, sirf bir tarafi oda kardeniz. Lozan anlasmasi Allah kelamimi hasa. Musul Kerkük te Türkiyenin hakki. Bati Trakyada. Bati Trakyada Referandum yapilsin. Sanki Statik bu anlasmalar, Dynamik kardesim dinamik.

  6. Dear professor, I will make a hypothetic question. If the group of islands of Kastellorizo was an independent country would i have it’s own ΕΕΖ? And what would that be?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin