SEVİNÇ ÖZARSLAN – TR724
Sinop’ta KHK ile kapatılan Özel Huriye Boydak Koleji’nde din dersi öğretmeni olarak görev yapan Nermin Varol’un, Yargıtay’ın 6 yıl 3 ay hapis cezasını onamasının ardından 5 Mart 2025’te tutuklandığı ortaya çıktı. Varol’un yaklaşık bir yıldır Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunduğu öğrenildi.
GÖĞÜS KANSERİ GEÇİRDİ, ORGANLARI ALINDI
Cezaevinde 30 kişilik koğuşta kalan Nermin Varol’a yaklaşık 10 yıl önce göğüs kanseri teşhisi konulduğu belirtildi. Ameliyatın ardından metastaz ihtimali nedeniyle göğsü, rahmi ve tiroidleri alındı.
TR724’e konuşan bir aile yakını, Varol’un ağır sağlık sorunları yaşadığını belirterek şunları söyledi:
“Mart 2016’da göğüs kanseri teşhisi konuldu. Bir göğsü alındı. Daha sonra metastaz ihtimali nedeniyle başka organ kayıpları da oldu. Rahmi ve tiroidleri alındı. Zor ameliyatlar geçirdi. Şu anda kemoterapi almıyor ama altı ayda bir kontrol gerekiyor. İlk başta ilaçları ve kontrolleriyle ilgili sorun yaşandı, sonra düzeltildi. Raporlarla başvurular yapıldı ancak ‘hayatını tek başına idame ettirememe’ kriteri aranıyor.”
Aile yakını, Varol’un cezaevindeki koşullarının hastalığı açısından risk oluşturduğunu da dile getirdi:
“Koğuş 15 kişilik olmasına rağmen zaman zaman 30’un üzerine çıkıyor. Hijyenik ve steril bir ortam yok. Yerlerde yatanlar oluyor. Kendisi güçlü ve pozitif bir insan ama hapiste olduğu için hastalığın ilerleme riski her zaman var.”
SUÇLAMA: DİNİ SOHBET YAPMAK
Nermin Varol, Sinop 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandı.
Dosyada, Varol hakkında Bank Asya hesabı veya ByLock kullanımı bulunmadığı, ancak bazı tanıkların “dini sohbet yaptığı ve video izlettirdiği” yönünde ifade verdiği belirtildi.
Mahkeme, Varol’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Cezanın infaz süresinin yaklaşık 44 ay olduğu belirtilirken, Varol’un Sincan Cezaevi vermediği için denetimli serbestlik hakkından da yararlanayacağı ifade edildi.
“MAHKEMEDE DUA ETTİĞİ İÇİN UYARILDI”
DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 6 Mart’ta Sincan’da ziyaret ettiği Varol ile görüştükten sonra şu açıklamayı yapmıştı:
“KHK sürecinde çalıştığı özel okul kapatıldıktan sonra ağır gözaltı koşulları yaşamış bir öğretmen. Bu süreçte kansere yakalandı. Ameliyat oldu, ardından kemoterapi gördü ve çok zor günler geçirdi. Mahkemede duruşma sırasında kendi kendine dua ederken hâkim tarafından uyarıldı. Hâkim kendisine “Ne dua ediyorsun?” diyerek çıkıştı. Nermin Varol bir hafız ve aynı zamanda din dersi öğretmeniydi. Kendisi bu durumu anlatırken “Dinime yapılan muamele bu” diyordu. Bugün kanser hastalığıyla mücadele ederken son derece zor şartlar altında yaşamaya çalışıyor.”

Zaman bazen ağır yürür. On yıl, takvim yapraklarında sadece rakam gibi görünür; fakat hayatın içinde uzun bir imtihandır. Bu imtihanın içinden geçenler bilir: Kar uzun sürse de toprağın içinde bir kıpırtı mutlaka vardır.
KHK meselesi de böyle bir zamanın içinden geçiyor. Fakat unutulmamalıdır ki, bu mesele yalnızca bir hukuki başlık değildir; aynı zamanda bir vicdan ve sorumluluk meselesidir. Her bir KHK’lı, yaşadığı tecrübenin ağırlığını taşıdığı kadar, çözümün kapısını aralayacak bir iradenin de sahibidir.
Bu yüzden herkesin yapabileceği bir şey vardır. Kimi kalemiyle konuşur, kimi hukukun diliyle, kimi sanatın inceliğiyle… Kimi kürsüde, kimi sınıfta, kimi bir sahnede, kimi bir sohbet halkasında. Her insanın etki alanı farklıdır; fakat hakikate hizmet eden niyet birdir.
Görünür olmak bazen büyük meydanlarda konuşmak değildir. Bazen bir kahve sohbetinde söylenen hakikatli bir söz, bazen bir yazının satır arası, bazen de bir sanat eserinin sessiz dili… Hakikat çoğu zaman böyle küçük pencerelerden içeri girer.
Çünkü toplumun hafızası damlalarla oluşur. Bir söz, bir cümle, bir fikir… Küçük gibi görünen her katkı, zamanla büyük bir vicdan iklimine dönüşebilir. O iklim oluştuğunda ise siyaset de, hukuk da o sesi duymak zorunda kalır.
Bu sebeple her KHK’lı bulunduğu yerde sorumluluğunu hatırlamalıdır. Zira bu insanların büyük çoğunluğu eğitimli, donanımlı, ahlaklı ve vatanına bağlı şahsiyetlerdir. On yıl boyunca yaşanan bütün zorluklara rağmen ayakta kalabilmiş olmaları, bunun en açık şahididir. Hayatın her köşesi bu dirayetin sessiz tanığıdır.
Hak bazen verilmez; hak, sabırla ve hukuk içinde aranır. Bunun yolu da yılmadan gayret etmektir. Herkes gücü nispetinde, imkânı ölçüsünde, bulunduğu yerden bir adım atabilir.
Ve unutulmamalıdır:
Bir damla küçüktür ama suyu başlatır.
Bir söz kısadır ama vicdanı uyandırır.
Bir insan yalnızdır ama hakikatin kapısını aralayabilir.
Yeter ki insan kendi değerine inansın, birbirine güven duysun ve umudu diri tutsun. Çünkü hakikatin sesi bazen yavaş yükselir; fakat yükseldiğinde en sağlam kapıları bile aralar.
Çok.güzel.bir yorum.