Dil yarası!

YORUM | M. NEDİM HAZAR 

28 Şubat medyasının yaptığı yayınları yaşı tutan pek çok okur hatırlayacaktır.

Belli bir kinin ve dönemin muktedirinin keskinleştirdiği vicdansız bir üslupla aldı tarihteki yerini o yayınlar. Şimdi ise çoğu o dönem mazlum ve bahsi geçen yayınların mağdurlarının eline geçirdiği yayın organları çok daha pespaye bir dil ve izansızlıkla yapıyorlar bin beterini.

Şu satırları neredeyse hayatını aleyhine haber ve yorum yapmaya hasretmiş Hikmet Çetinkaya yazdı: “Fethullah Gülen’le ilgili yazılanlara bakıyorum… Ben bunların hepsini yazdım ama hakaret etmedim… Vallahi şimdi yazılanlar karşısında ağzım açık kalıyor…”

Geçtiğimiz günlerde bir vesile ile yazmıştım, tekrar hatırlatayım. Yönetmen Zeki Demirkubuz, içinden geçtiğimiz süreçle ilgili yaptığı bir değerlendirmede şöyle demişti: “Böyle zamanlarda en azından ahlaki standartlar, insani asgariler korunabilmeli ki, histeri geçtiğinde birbirimize bakacak yüzümüz olsun.”

Başta havuz şeysileri olmak üzere, iktidar medyasının tüm zamanlara fark atarak indirdiği düzey, maalesef toplum kadar siyasete de hakim olmuş durumda. İş bu nedenle yapılan TBMM tartışmaları sonrasında “Meclis’in seviyesi sıfırın altına düştü” şeklinde yorumlar yapılıyor.

Öylesine zehirli bir sarmaşık ki, galiba ister istemez hemen herkese bir şekilde sirayet ediyor. Bir dönem aklı başında, eline, diline itimat ettiğimiz pek çok ehli kalem öylesine bir savrulma yaşıyor ki değil köşe yazısı başlığı ve içeriği, de kahvede ‘okeye per ararken’ söylenilen bir cümleden çok daha sakil oluyor.

Sosyal medya trollerinin hali zaten belli.

Hani iktidar medyasının yaptığı algı çalışmalarının etkilerini, doğruyu, yanlışı, vicdanı, aklı bir çuvala doldurup sap ile saman hercümerci yapılması bir yana, hakim olan bu üslupsuzluk endişe veriyor bana.

Saraydakilerin, yancılarının, muktedirin hoşuna gidecek, ense okşatacak bir dil kullanarak belki kendilerine göre bir kariyer hesabı içinde olabiliyorlar şüphesiz ama bu devranın ilanihaye süreceğine inanmak aptallığın en dik alasıdır gibime geliyor.

Ülke açısından zor ve bir o kadar da tarihi bir süreç yaşadığımız muhakkak. Bunun nasıl ve ne zaman sonuçlanacağını herkes gibi ben de bilemem elbette. Tek şey biliyorum, er ya da geç, bir şekilde bitecek bu kapkaranlık günler.

Her gün bir önceki günü arar hale gelen bir toplumun tam gaz gittiği bir duvar varken, ‘seviyeyi düşürdüğün kadar değerlisin’ anlayışının hüküm sürmesi en az süreç kadar kahredici.

“Kan emici, yarasa, takunyalı, sıkmabaş” 28 Şubat’ın kullandığı iğrenç bir dildi.

Bugün ondan bin beteri yaşanıyor; feta, fütö, hain, şerefsiz, firari, haşhaşı, paralel, sülük, sahte peygamber bugünün kullandığı jargon. Ve maalesef görülüyor ki, korkutucu bir bulaşıcı hızla yayılıyor.

Entelektüel vicdan ‘nal/mıh’ balansı uğruna ufak ufak törpülenmeye başlarsa devamı da gelir maalesef.

Bir Azeri atasözü “pıçaq yarası onğulur, dil yarası onğulmaz. (onğulur: onulur, sağalır)” der.

Ekilen kin tohumları, toplumun tam orta yerine açılan uçurumlar bilmiyorum nasıl düzeltilecek ama galiba bitirecekse bu milleti bu üslup zehirlenmesi bitirecek!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin