Devlet insan için mi vardır, insan devlet için mi? Ekrem Dumanlı Okuma Zamanı’nda devletin kutsanması, bireyin devlet karşısındaki konumu ve otoriter rejimlerin insan hayatını nasıl kuşattığı edebiyat üzerinden ele alınıyor.
Programın çıkış noktası, Bekir Bozdağ’ın geçmişte kullandığı “Devlete şirk koşulmaz” sözü ile Diyanet’in Enfal Suresi 46. ayeti aktarırken “devlet” kavramını metne dahil ettiği yönündeki eleştiri.
Buradan hareketle şu temel sorular soruluyor:
Devlet nedir?
Devlet neden vardır?
Devlet insan için mi, insan devlet için mi?
Devletin sınırları kim tarafından belirlenir?
Devlet nasıl denetlenir?
Devlet ile hükümet arasındaki fark nedir?
Devlet kutsallaştırıldığında ne olur?
Bireyin özgürlüğü nasıl korunur?
Kafka’nın Şato’su ne anlatıyor?
Franz Kafka’nın tamamlanmamış romanı Şato, modern bireyin bürokrasi ve ulaşılmaz devlet mekanizması karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Romanın kahramanı K., bir kasabaya kadastro memuru olarak gelir. Ancak görevini onaylatması gereken şatoya ulaşmak neredeyse imkânsızdır. Prosedürler, memurlar, beklemeler, engeller ve labirentler arasında birey giderek daha fazla sıkışır.
Kafka’nın Şato’su üzerinden modern insanın bürokrasi, devlet otoritesi, gözetim, korku, çaresizlik, yabancılaşma ile ilişkisi değerlendiriliyor.
Kafka’nın Dava’sı ve modern insan
Programda Kafka’nın Dava romanına da değiniliyor. Joseph K.’nın hangi suçtan yargılandığını bilmeden bir davanın içine çekilmesi üzerinden hukuk, yargı ve devlet gücü sorgulanıyor.
İnsan suçunu bilmeden gözaltına alınabilir mi?
Kendini savunma imkânı olmadan yargılanabilir mi?
Modern devlet bireyi özgür bırakırken aynı zamanda sürekli gözetim altında tutabilir mi?
Hobbes ve Leviathan
Thomas Hobbes’un Leviathan teorisi de programın önemli başlıklarından biri. Hobbes’a göre insanlar kaos ve anarşiden kurtulmak için güçlü bir devlete ihtiyaç duyar. Ancak soru şu: İnsanların güvenlik için yetki verdiği devlet, bir gün o gücü insanların özgürlüğünü yok etmek için kullanırsa ne olur? Kafka’nın eleştirisi tam da burada devreye giriyor.
Açlık Oyunları ve otoriter devlet
Programın ikinci bölümünde Suzanne Collins’in Açlık Oyunları – The Hunger Games serisi ele alınıyor.
Panem adlı distopik ülkede merkezi devlet, ekonomiyi, bölgeleri, insanların yaşamlarını, medyayı, eğlenceyi, korkuyu kontrol ediyor. Her yıl düzenlenen Açlık Oyunları ise yalnızca bir yarışma değil; rejimin halk üzerinde kurduğu psikolojik kontrolün aracı.
Programda Açlık Oyunları üzerinden otoriterlik, propaganda, medya, ekonomik eşitsizlik, merkez-çevre ilişkisi, iktidarın yozlaşması, savaş, toplumsal travma konuları değerlendiriliyor.