Deli bal tuzağı!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Deli bal denilen balı yedirdikleri ayıyı gördünüz mü?

En iyisi haberi beraber okuyalım:

Sahip olduğu özellikler nedeniyle bir dönem Sherlock Holmes filmine de konu olan “deli bal” bu kez ayı Balkız ile gündemde…

Bakanlık işin gırgırında!

Birkaç gün önce Düzce’de bal kovanlarına dadanan bir ayı fazla bal yediği için kendinden geçmişti. Türkiye gündemine oturan Balkız’a acı bal zehirlenmesi ve arı sokması teşhisi konmuştu. Kısa sürede şoktan çıkan ayının durumu iyi. Balkız adı verilen ayının ünü ise hızla yayıldı, dünyanın öne gelen basın kuruluşlarına da haber oldu. Hem Balkız’ın durumu hem deli bal konusu geniş şekilde işlendi. Newsweek haberinde hem deli balın kökenine hem de tarihte yaşanan olaylara da atıf yaptı.

Ha Pompei, ha Turkey!

Newsweek’in hatırlattığı tarihsel olay gerçekten çok ilginç.

Deli balın kökeni Türkiye’nin Karadeniz bölgesi veya Nepal’e kadar uzanıyor ve kullanımı yüzyıllar öncesine dayandırıyor Newsweek. “Deli bal bugün hala Nepal, Çin, Filipinler, Endonezya, Japonya, Avusturya, Almanya ve Brezilya dahil olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde tüketilmektedir. Ancak bal en çok Türkiye’nin Karadeniz bölgesinde bulunur” diyor ve delin balın uzun süredir çeşitli sağlık sorunlarını tedavi etmek için bir halk ilacı olarak kullanıldığını belirtiyor.

Gerçekten de deli bal uzun yıllardır genellikle halk arasında şifa için halk ilacı olarak kullanıldı. Aynı zamanda bazı araştırmalar antioksidan, antienflamatuar, ağrı kesici ve antimikrobiyal özelliklere sahip olduğunu gösteriyor.

Deli bal diğer ballardan farklı. Bu nedenle tüketirken oldukça dikkatli olunması, bir uzmana danışılması gerekiyor. Dergi bunu da yapmış elbette.

Is Your Honey Counterfeit? Honey Detective Vaughn Bryant Can Tell
Bal uzmanı Vaughn Bryant

Newsweek’e konuşan Texas A&M Üniversitesi antropologu ve bal uzmanı Vaughn Bryant’a göre, deli balı küçük miktarlarda tüketmek baş dönmesi hatta halüsinasyonlar üretebilir. Bununla birlikte, maddenin çok fazla tüketilmesi çeşitli olumsuz etkilere sahip olabilir.

Bryant fazla tüketimin kalp rahatsızlıkları ve solunum sorunlarının yanı sıra baş dönmesi, bulanık görme, çift görme, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, baş ağrısı, terleme veya aşırı terleme, bilinç bozukluğu, kasılmalar gibi semptomlara yol açabileceğini belirtiyor.

İşin sırrı halüsinasyonda!

Balı tüketenler olmadık haller görüyorlar ya da kendilerine yapılan telkine içtenlikle inanıyorlar.

Tıpkı Türk halkı gibi…

Oraya da geleceğim elbette.

Şu Pompei hikayesine bir bakalım önce.

Tarihte eski Atina askeri komutanı ve tarihçi Ksenophon, MÖ 401’de deli bal zehirlenmesini bildirmiş. Ayrıca Pontus Krallığı’nın hükümdarı Kral IV. Mithradates tarafından deli balın MÖ 67’de Büyük Pompei’in Roma ordusuna karşı bir silah olarak kullanıldığı bildiriliyor.

İlginç değil mi?

Bal tuzağını biliyorduk ama böylesini değil!

Bryant anlatıyor:

“Deli bal ile ilgili en eski raporlardan biri, Sokrates’in öğrencisi ve Yunan tarihçi ve olan Atinalı Ksenophon’dan geliyor. Ksenophon, Anabasis adlı vakayinamesinde MÖ 401’de yönettiği bir Yunan ordusunun Persleri yendikten sonra Yunanistan’a döndüğünü yazmıştır. Trabzon yakınlarında bazı arı kovanlarından çalınan yerel ballarla ziyafet çekmeye karar verdiler. Saatler sonra birlikler kusmaya başladı, ishal oldu, yönünü şaşırdı ve artık ayakta duramaz hale geldi; ertesi gün etkileri gitti ve Yunanistan’a devam ettiler.

“MÖ 67’de Romalı askerler o kadar şanslı değil tabii. Büyük Pompei ve Roma ordusu, Karadeniz boyunca Pontus Kralı Mithridates ve Pers ordusunu kovalamış. Bryant, “Persler yerel bal dolu kaplar topladılar ve onları Roma birliklerinin bulması için bıraktılar. Balı yediler, kafaları karıştı ve savaşamadılar. Pers ordusu geri döndü ve 1.000’den fazla Roma askerini çok az kayıpla öldürdü.”

Aslında sanırım Newsweek’e bu bakış açısını ilham veren başka bir medya organı The Guardian’ın birkaç yıl önceki haberi.

Şöyle yazmıştı The Guardian:

“Büyük Pompei (Gnaeus Pempeius Magnus) çağdaşlarında hayranlık ve korku yaratan bir liderdi fakat şu an Trabzon’un bulunduğu bölgede bir deli bal macerası yüzünden neredeyse erkenden tarihin karanlıklarına gömüldü. Romalı General Pompei, MÖ97’de, Pontus ordusu karşısında ilerleyişini sürdürürken, Kral 6. Mithridates askeri bir deha sergileyerek, ilerleyen Roma ordusunun yoluna çanaklar dolusu deli bal konulmasını emretti. Bu baldan yiyen Pompei’nin üç müfreze askeri hayaller görüp kendinden geçince, geri dönen Pontus askerleri tarafından katledildiler.”

Olayın bugünkü Türkiye sınırları içerisinde yaşandığını fark ettiniz değil mi?

Tabi bu tarihsel olay filmlere de konu oldu. Örneğin 2009’de çekilen Sherlock Holmes filminde de geçmişti. Filmde idam edilen Lord Blackwood’un daha sonra canlanması üzerine Sherlock Holmes ve yardımcısı Doktor Watson, olayın gizemini araştırmıştı.

Sherlock Holmes (2009) - IMDb

Sherlock Holmes, yaptığı araştırma sonrası idam edilmeden önce Blackwood’un deli bal yemesinin ardından nabzı bir süreliğine durunca öldü sanıldığını belirlemişti. Sherlock Holmes, olayın sırrını, “Deli bal, Türkiye’de Karadeniz Bölgesi’nde yetişir, uyutur ve nabzı düşürür,” demişti.

Tam olarak sahneyi hatırlayalım:

Mary Morstan: [Gladstone’un öldürüldüğünü zannederek] Gladstone’un nesi var?

Sherlock Holmes: Deli bal hastalığı. Oh, tam da az önce tarif ettiğim etkiyi gösteriyor. Rhododendron ponticum’un nektarından arıtılmış bir toksin var. Görünüşe göre ölümcül bir felce neden olma yeteneği nedeniyle Türkiye’nin Karadeniz sınırındaki bölgesinde oldukça kötü bir üne sahip. Sizinki gibi inatçı ve iyi eğitimli bir tıp aklını bile aldatmaya yetecek kadar…

Gelelim günümüze. Siyasal İslamcı iktidarın halka yedirdiği deli baldan mıdır nedir toplumun sürekli bir halüsinasyon görme durumunda olduğunu rahatlıkla söyleyebilir ve bu konuda yüzlerce, binlerce örnek sıralayabiliriz.

Sadece ikisini aktaracağım. Bir de Yeliz var ama o mazur fikir konusunda!

Bir amca, kendisine mikrofon uzatılıyor ve, “Zamları CHP yapıyor” diyor. AKP ve Erdoğan bu konuda masum. Öyle inanıyor.

Buyurun izleyin.

Amca deli bal yedirilerek bu duruma getirilmiş olabilir, başka izahı yok.

AKP'li kadının sokak röportajı gündem oldu: “Pirince bulgura makarnaya  zammı İmamoğlu yapıyor” - Gündem - İzmir gündemi

Bir de teyze var, bakalım:

Soru: “Ülke düzelir mi?”

“Düzelir. Cumhurbaşkanımız düzeltecek”

“Bu duruma getiren kim?” sorusuna ise kadın, “O değil, CHP, İmamoğlu. Yemin ederim İmamoğlu. Yemin ediyorum onu düşürmek için her yolu denediler düşüremediler. Zam yapıyor, insanlar bıksın, birbirine düşsün diye,” cevabını verdi.

Videosu ise şurada

İyi halüsinasyonlar Türkiye!

1 Yorum

  1. Tayyip Yahudilerin pazarlama tekniğini ustalıkla pazarlıyor. Adam bakmış elinde pazarlayacak hiç bir şey yok. Bomboşum acaba ne pazarlayabilirim demiş. Ve insanlara kimlik pazarlamaya karar vermiş. Senaryoda bir oyuncunun yanında daha doğrusu karşısında ikinci bir oyuncu olur. Tayyip’te bu şekilde iki karakterli bir pazarlama yöntemi üzerinden insanlara kimlik yada karakter pazarlamış. Kendisine yönelenlere bir kimlik pazarlamış, kendisine yönelmeyenlere başka bir kimlik pazarlamış. Aslında yaptığı şey Kemalistlerin yöntemini tersine çevirmekten ibaretti.

    Kemalistler kendi oluşturdukları kimliğe gelenleri ilerici, aydın, çağdaş olarak pazarlarken, yine bir Yahudi pazarlama tekniği, kendi kurdukları kimlikten olmayanları gerici, yobaz, irtica olarak pazarladılar. Burada amaç hayvan terbiyesi gibi ödüllendirme-cezalandırma yöntemini kullanarak insanları hedeflenen kimliğe doğru sürüklemektir. Yani insanların kendi değerlerini bırakmasını sağlamak. Çünkü kendi değerleri sürekli aşağılanmakta ve Kemalistin yeni kurduğu kimlik sürekli şımartılmakta, övülmektedir.

    Zamanla yeni kimlik kendini üstün görmekte, aşağılanan kimliği ise hiç bir şey hak etmeyen yaratık olarak görmektedir. Bu aşağılanmaya dayanamayan gençler üstün kimliğe geçmektedir. Üstün kimliğe sahip olanlar ise bu kimlik sayesinde kendini diğerlerinden üstün görmektedir. Yani uyanık karakterler bu ortamı kendilerine fırsata çevirmekte ve diğer insanlardan üstün hiç bir özelliği olmadığı halde üstün kimliği kullanarak diğer insanlara üstünlük taslamaktadır.

    Aslında bu yöntem masonların basamakları teker teker çıktığı yöntemin bir devlete uygulandığı minimal versiyonu gibidir. İnsanlar makam elde etmek için bu üstün kimliğe girmek zorundaydılar. Sırf makam elde etmek için açık giyinmeyi (açık giyinenlere baskı yapmıyorum, sadece metodu açıklıyorum), içki içmeyi ve diğer kimliğe hakaret etmeyi göze alıyordu. Yani bu ikilik vasıfsız insanlar için bir fırsatı da beraberinde getirmişti. Eğer birisi örtünüyorsa beynini örtüyor diye aşağılanırken, açık kıyafet giyen biri cesur olmakla ödüllendiriliyordu. Bir deney laboratuvarına almışlar Türkiyeyi ve belki Türkiye insanları sayesinde yeni metodlar, daha üstün metodları keşfetme fırsatı buluyorlardı. Neyse

    Tayyip bunu tersten uyguladı. Ya ötekilerden ders aldı yada kendisi de gizli bir Yahudi olup iyi bir pazarlamacıdır. Neyi pazarladı? Ben bir şey üretmiyorum, dünyaya fakir geldim. Ne pazarlayabilirim diye düşününce Türklerin tarihini ve dinini pazarlayacaktı. Çünkü Fatihin bir kahraman olduğunu öğrenmişti.
    Aşağılanmış insanlara bu sefer olumlu şeyler söyleyerek kendi şahsına yönelen insanlara bir hayal pazarladı. Siz dedi Fatihin torunlarısınız (Fatihle uzaktan yakından alakaları yok aslında), siz şöylesiniz, siz böylesiniz diye şahsı çevresinde toplanan insanlara sahte bir kimlik yani hayal pazarlayarak onları Fatihin yeniçerileri gibi hissetmelerini sağladı.

    Sonra karşısına Kılıçdaroğlu kimliğini koydu. Zaten bunlara verilen görev insanları Edi Büdü gibi oyalayın. Kendi kitlesini övdükten sonra, bunlar var ya bunlar diyerek camileri ahır yaptılar, bunlar şöyle, böyle diye aşağıladı. İnsanlar artık Tayyipsiz yapamıyordu. Gündelik rutin işlerini yapan insanlar kendilerini sıradan hissettikleri zaman Tayyipin videosunu izleyerek coşuyorlardı. Adeta ikinci bir kimlikleri olmuştu.

    Kendileri üstün olmuş, diğerleri aşağı. Halbuki kendini müslüman sananlar şunu atlıyorlardı, üstünlük davası yoktur. Hatta üstünlük gizli şirktir. Bu basit bilgiyi müslümanlar ıskaladıkları için Tayyipin onlara kazandırdığı ikinci karakterin peşinden gitmişlerdi. Bu öyle bir karakterdi ki zehirli bal gibiydi. Bir kere alıştıktan sonra halüsinasyonlar şeklinde kendini Fatihin torunu sanıyordun, hatta kılıcı olanlar evinde kılıcını çekiyordu, atı olanlar ata biniyordu, silahı olanlar silah sıkıyordu. Yani burada bakıyorum suç kimin diye yani Tayyip mi suçlu müslümanlar mı? değişik anlayamadım. Belki tencere tava birbirini bulmuştur.

    Bir insana sürekli duymak istediği şeyleri söylüyorsun. Bunun için sermayeye gerek yok. Ağzın laf yapacak. İnsanlar da bu yalana inanmak istiyorlar. Çünkü hoşlarına gidiyor. Müslümanlar da bu yalana inanmış gibi yapıyorlar. Ortada koskoca bir yalan var. Biri olmayan bir şeyi pazarlıyor, diğeri olmayan o şeyi alıyor. Hani oyunda çocuğa şakadan para verirsin ya al bakalım dersin, mutlu bir alışveriş olur, onun gibi. Ve kimse ekonomik problemler baş gösterene kadar bu oyundan çıkmak istemedi. Dünyanın delilini getirdin ama adamlar görmedi, duymadı.

    Sen ekonomiden bahsederken karşındaki aya çıkacağız diyordu. İlk başlarda şaşırıyordum ama sonra farkettim ki bu insanlar kendi kendilerini kandırıyorlardı. Çünkü sadece kendisinin üstün olması değildi mesele, aynı zamanda karşı tarafta aşağılanan birilerinin de olması hikayeyi tamamlıyordu. Yani üstün karakter özellikleri ancak aşağılanan bir karakter yanında daha iyi görünür. Bu üstünlüğü devam ettirebilmek için adamın hırsızlıklarını görmediler, adam bunları kandırdı, inanmış gibi yaptılar, her ne yaptıysa eleştirmediler. Yani gerçek dışı birşeyler oluyordu.

    Bir insanın bir hatası olmaz mı, eleştirilmez mi? Bencil insanlar kendileri aşağılanmak istemedikleri gibi başkaların da aşağılanma istemediklerini göremediler. Gerçi karşı tarafın yaptığının aynısını yaparak kısas oldu ama karşı taraf yani kemalistler zaten gerçekleri görecek durumda değillerdi. Onları ciddiye alıp onların yaptığının aynısını yapmak doğru değildi. Kemalistleri evin delisi sayacaksın. Ama daha da ilginci bütün hikaye bunun üzerine kurulmuşken, bu bütünlük içindeki kimse kimseye dokunmadı. Yani aşağılayan ve aşağılanan kimlik birlik olup cemaate saldırdılar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin