Deizm/Ateizm neden artıyor?

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Deizm bir yaratıcının olduğuna inanmak ve kainatın O’nun tarafından yaratıldığını kabul etmek ama dinlerin gerekliliğine ve varlığına inanmamaktır. Deistler kutsallar üzerinden insanların üzerinde kontrol kuran, statü, gelir elde eden kişilere tepkilidir. Ruhban sınıfını ve din adamlarını hokkabaz, insanların duygularını, inançlarını sömüren kişiler olarak görürler. Deistlere göre Tanrının insanlara kitap, Peygamber göndermesine ve doğruyu bulmak için din adamlarına ihtiyaç yoktur. Deizm her türlü dini inancı, önkabulü ve dogmayı reddeder. Mistik konulara, olağanüstü dini vakalara, keramet, mucize gibi akılla izah edilemeyen konulara tepki gösterirler. İnsanların doğruyu, hakikati bir dine ihtiyaç olmadan aklıyla bulabileceğini savunan felsefi bir yaklaşımdır. Cennet, cehennem, ahiret gibi yaklaşımların insanları özgür düşünmekten ve dünyayı doğru anlamaktan uzaklaştırdığını düşünürler.

Deizmin yaygınlaşmasının kendine göre felsefi sebepleri olsa da en önemli etken uzunca süre Kilisenin ve din adamlarının halkı dinle kandırması, dini konular üzerinden insanları istismar etmesi, korkularla tehditlerle kitleleri gütmeye kalkmasıdır. Din adamlarının veya dini kullananların (siyaset ve ticaret erbabının) dini söylemler üzerinden halkı gerçeklikten koparıp sürüleştirmesidir.

Roma imparatorluğu yıkıldıktan sonra Avrupa Ortaçağ’a girmiş pek çok yeni aktör, güç odağı doğmuştur. Kilise ve ruhban sınıfı Büyük Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden oluşan boşluğu  kendi lehine değerlendirmiş ve hayatın her alanında etkin hale gelmiştir. Cehaletin yaygın, bilgiye ulaşma kanallarının sınırlı ve mistik söylemlerin etkili olduğu bu çağda Kilise ve din adamları adeta çaya çorbaya limon olmuş, her taşın altından çıkmış, her işe bulaşmışlardır. Başka bir ifadeyle kendi çıkarlarını sürdürmek, önemlerini korumak, iktidarlarını perçinlemek için, hiçbir kural kaide tanımadan dini istismar etmiş, sündürmüşlerdir. Teolojik kavramları işlerine geldiği şekilde yorumlamış, dini bilgilerini/yetkilerini istismar etmişlerdir. Muhaliflerini dinle sindirmiş, toplumu dinle korkutmuş, din üzerinden güç ve çıkar devşirmişlerdir. Kendilerinde “Aforoz yetkisi” bulunduğu için avam halk “mazallah dinden çıkarım!”, “Allah’la bağım kopar!”, “cehennemi boylarım!” gibi kaygılarla bu dinbazlara teslim olmuştur.

Zaman geçtikçe, toplum aydınlandıkça Kilisenin/ruhbanların anlattığı hikayeler sorgulandıkça istismarlar, ortaya çıkmış ve insanlar dinden uzaklaşmaya, kiliseden nefret etmeye başlamışlardır. Hristiyanlıkta var olan anlaşılmazı zor, mantıkla izahı mümkün olmayan teslis gibi karmaşık konular da batı toplumlarını dinden uzaklaştırmış. Ama halkı dinden koparan asıl etken Kilisenin ve kiliseyle işbirliği içinde güçlerin, Monarkların yaptığı sınırsız, ölçüsüz din istismarı olmuştur. Bugün kültürel olarak Hristiyan görünse de, batı toplumları ülkelere göre değişen %50-80 oranlarında ateist-inançsız nüfusa sahiptir. Ateistler ne dine ne de tanrıya, yaratıcıya inanmaktadırlar.

Batının her şehrinde tarihi ve anıtsal, devasa kiliseler görürsünüz ama içinde dindarlar bulamazsınız. Başka amaçlar için kullanılan, kütüphane, lokal vb haline getirilen, satılan pek çok kilise binası vardır. Satın alınıp cami yapılmış kiliseler de görürsünüz. “Bizim kilisemizi camiye çevirmişleeer!” diye kimse de tepki göstermez. Hatta pek çok dindar Hristiyan, “içinde ibadet ediliyor” diye buna sevinir. Batıda agnostik denilen, dinin olmasını veya olmamasını, yatarıcıya inanmayı veya inanmamayı önemsemeyen, bunların ispatlanmasının mümkün olmadığını düşünen ve tamamen bireysel hayata, var olan yaşama odaklanan insanlar da çoktur.

Son yıllarda İslam dünyası da dini savunan, din adamı olma iddiasındaki insanlarla veya dinden geçinmeyi hayatlarının ilkesi edinmiş insanlarla sessiz ve derinden bir hesaplaşma yaşıyor. Müslümanlarda güçlü bir yaratıcı inancı olduğu için dini istismara tepki ateizmden ziyade deizme yönelme şeklinde oluyor. Tevhid akidesinin tutarlı olması, İslam’ın varlık-Allah-insan arasındaki ilişkiyi mantıklı ve makul zeminde izah edebilmesi gibi nedenlerle olsa gerek, dinden kaynaklanan yozlaşmaya tepki Allah’ı inkar şeklinde ortaya çıkmıyor. Müslüman toplumlar içinde yetişenler yaratıcı-varlık-insan arasındaki bağı güçlü şekilde kabul ediyor ve bu konuda Hristiyanlar gibi zihi çelişki yaşamıyorlar. Ama öte yandan dini kavramlar, söylemler  kullanılarak yapılan istismarları, düzenbazlıkları, yozlaşmaları bütün çıplaklığıyla görüyorlar. Biraz dünyayı tanıyanlar, mürekkep yalayanlar din kullanılarak kurulan istismar ağlarından nefret ediyor ve dine dair bir şey duymak istemiyor. Din adına konuşanlardan, yazanlardan uzak durmaya çalışıyor. Güya “Şeriatla yönetilen!” İran, Suudi Arabistan, Sudan gibi ülkelerde bu istismarlara şahit olanların travması daha ağır oluyor. Dinin otoriterleşme, suistimalleri meşrulaştırma aracı yapıldığı rejimlerden kurtulanlar ya gerçekten duru bir inanca ulaşıyor veya kendini tamamen dini söylemlerden soyutlayarak deist oluyorlar. Müslümanlarda ateist olma oranı (yukarıda bahsettiğimiz Allah-insan-varlık arasındaki mantıklı izahlar nedeniyle) nispeten düşük. Ama din odaklı yalanlara, zulümlere, istismarlara, sahtekarlıklara muttali olan, biraz okuyan, aydınlanan Müslüman kökenli gençler deist olmayı tercih ediyorlar. “Allah’a inanırım; ama din şeklinde geliştirilen söylemlere, düzenlere inanmam, itibar etmem, peşinden gitmem!” diyorlar. Bir yönüyle dini istismar edenlere deist olarak tepki veriyorlar.

Maalesef Müslüman toplumlarda “dindar” görünen, ama her türlü günahı, haramı, haksızlığı irtikap eden ailelerin çocuklarında deizm hızla artıyor. Çocuklar anne babasının dilindeki sözlerle yaşamındaki çelişkileri yakalıyor ve bunun faturasını dine keserek dinden, ibadetten, İslam’a dair esaslardan uzaklaşıyor. Dinin bir zarf, kandırma aracı olarak kullanıldığını görüyor. Vicdanı gördüklerini onaylamıyor ve kendince bu çelişkiler yumağından deist olarak, yani Allah’a inanıp dinin esaslarını kabul etmeyerek kurtarmaya çalışıyor.

Bütün veriler son yıllarda Türk gençliği arasında da ateizmin ve deizmin hızlı şekilde arttığını gösteriyor. Konda’nın yayınladığı Toplumsal Değişim Raporu’na göre son 10 yılda kendisini ateist olarak tanımlayanlar 3 kat artarken, dindar olduğunu söyleyenlerin oranı %55’ten %51’e geriledi. AKP iktidarının dini sınırsızca istismar etmesi, çok yoğun ve ilkesizce kullanması gençlerde dine ve dini kavramlara, esaslara karşı büyük tepki oluşturdu. BBC’de yayınlanan “Genç Türkler İslamı Reddediyor!” başlıklı makaleye göre deizm özellikle muhafazakar ailelerin çocuklarında ve imam hatip mezunları arasında yükselişte. Kendileriyle mülakat yapılan gençler, din adamlarının itici tavırlarının ve dini istismar eden siyasetçilerin Türkiye’de gençlerin dinden uzaklaşmasına neden olduğunu söylüyor. BBC’nin mülakatında 15 Temmuz öncesi AKP’yi destekleyen ama KHK ile işinden olan bir kamu görevlisinin Allah’a inancını ve İslamla ilişkisini sorgulamaya başladığı da anlatılıyor. Tesettürlü bir hanımın ateist olduğu halde aile çevresinin baskısı nedeniyle bunu açık etmediğinden ve korku nedeniyle hala başörtüsünü çıkarmadığından bahsediyor.

Gençler, özellikle dindar ortamda yetişen gençler çevresinde gördüğü dual yaşamı sorguluyor. Vicdanı ölmemiş, sorgulayan, irdeleyen, araştıran çocuklar dili “Müslüman”, hali her günaha açık kişileri müşahede ettikçe deizme yöneliyor. Camilerde sürekli yapılan ayrıştırıcı propaganda, dinin çok bayağı şekilde siyasete ve ticarete alet edilmesi bu gençlerin din adamlarından, dini kurumlardan soğumasına ve günün sonunda dinden kopmasına neden oluyor. Sırf Cuma hutbelerinin siyasallaşması nedeniyle camiden, hocadan, dinden soğuyan yığınla insan var Türkiye’de.

Ailesinin içinde olduğu din istismarını tasvip etmeyen dindar ailelerin çocukları en iyi ihtimalle seküler olmayı tercih ediyorlar. Öte yandan dünyada Müslümanların içler acısı hali, iç savaşlar, geri kalmışlık, ilkesizlik, söylemlerin aksine asgari etik ve ahlaki değerlerden uzak olma Müslüman gençlerin dinlerini sorgulamasına neden oluyor. Ayrıca siyasal İslamın Müslüman toplumlardaki etkinliği ve uygulamaları, iki yüzlülüğü, pişkinliği ateizmi/deizmi artırıyor. Eğer akıllarındaki sorulara doğru kişilerden doğru cevaplar bulamazlarsa genellikle deizme, bazen ateizme veya sekülerleşmeye yöneliyorlar. Yurt dışında İranlıların dışında dikkate değer Hristiyanlaşan grup görmedim. Zira Hristiyanlık Müslümanlığı bilen, tanıyan insanları tatmin etmiyor. Deist olmayı veya seküler takılmayı izah edilemeyen pek çok noktası olan Hristiyanlığa yönelmekten daha mantıklı buluyorlar.

Türkiye’de gençlerin dinden uzaklaşmasında Diyanet Teşkilatının hiç bir ilke ve saygınlığının kalmamasının, camilerin propaganda merkezleri haline getirilmesinin önemli etken olduğunu düşünüyorum. Cemaatlerin, tarikatların her türlü yolsuzluğa, zulme, adaletsizliğe rağmen AKP siyasetinin payandası olması, İslam’ın, Kur’an’ın temel esaslarına aykırı davranışlar dindar çevrede iki tür genç ortaya çıkarıyor. Gençlerin bir kısmı ailesinin yanında, dini ortamlarda “dindar” görünüp, dini retorikleri kullanırken, kontrolsüz alanlarda her türlü harama, gayrı meşruluğa bulaşıyorlar. İki yüzlü, söylemleriyle eylemleri farklı bir nesil türüyor. Öte yandan dindar çevrelerde yaşanan çelişkiler, tezatlar, mürailikler ilkeli, sorgulayıcı gençlerin vicdanını rahatsız ediyor. Bu çelişkileri, ilkesizlikleri, yalanları gören bazı gençler böylesi bir din anlayışından uzak durmayı tercih ediyor ve dine dair her şeye tavır alıyorlar.

1 YORUM

  1. Sayın Akpınar;

    “siyasetten uzak duruşunu; Şeytan’dan uzak duruşuna” benzeten bu Camia mensublarının;
    -nispeten iradî mensubiyetini deklare etmeyen-

    Eş ve Çocuklarının neredeyse tamamı, Deist oldular.

    Henüz Peygamberiyeti ve Kutsal Kitapları red etmemişlerse de.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin