Davutoğlu geldi, geliyor, “Gelecek”

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Olmayan ne varsa geleceğe ertelenir Türkiye’de. İyi bir gelecek beklentisi, bugünün iyi olmadığının çekingen bir itirafından başka ne olabilir? Geleceğin de iyi olması değil, gelecek artık ne olur iyi olsun temennisidir. Umutsuzluk kokar. Bir eskici dükkânındaki küf kokusu gibi, içinizi bunaltır. Mutlu yarınlar,  yarınların artık mutsuz olmaması beklentisidir. Çünkü bugünlerden umut kesilmiştir artık. Ne varsa, yarınlarda var! Bir zaman kazanma stratejisidir. Olmayan şeye üzülmemek, nasılsa gelecek güzel olacaktır hülyasıyla kendine sürekli iyimserlik morfini vurmak, ötelenmiş iyi günlerin bağımlısı olmak! Marks’ın “halkın afyonu” dediği din gibi, bu dünyanın kötülüklerinden, sefaletinden, fakirliğinden, ezilmişliğinden tükenmek üzere olan kitlelere, ölümden sonra vaat edilen cennetle pansuman yapmak, onların yaralarını sarmak gibi! Gelecek, bu dünyada veya öbüründe, fark etmez! Sahip olamadığınız, bir türlü kavuşamadığınız rahatlığın, huzurun, refahın, mutluluğun ve diğer olumlu şeylerin gerçekleşmesini umduğunuz belirsiz zamandır. Olmayan şeylerin olduğunu hayal ettiğiniz, daha gerçekleşmemiş, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kesin dahi olmayan bir ötede, aydınlık ve mutlu bir yarına şartlandırılırsınız. Geleceğe bu kadar anlam yüklemek, salt mutsuz olan insanların ülkelerine ve toplumlarına özgü bir şeydir. Dünün ve bugünün ürettiği mutsuzluklar, umutsuz yaşayamayan insan tarafından yarına ertelenir.

Gelecek Partisi kuruldu işte. Kurucusu, dün de bugün de yakinen tanık olduğumuz Ahmet Davutoğlu. Dünün ve bugünün zulmünde, demokrasinin ve insan haklarının çakılmasında, zindanda, karakolda, işkence hanede, Sur’da ve Meriç’te, ne bileyim, Ankara Gar’da izleri olan Davutoğlu. Rejimin değiştiği yolda Erdoğan’ı sırtlayan, emir-komuta partisinin liderliğini terk eden, “hayır” diyebilecek şahsiyette olmadığını defalarca kanıtlamış Davutoğlu! Geçmişin ve bugünün zulmünde imzası hala kurumamış olan, Suriye’deki iç savaşın başlamasında Türk dış politikasının “stratejik derinliğinin” mimarı, tüm İslamcılar gibi iyi konuşan az iş yapan, ilm-i siyaset dehası “hoca” lakaplı, Ahmet Davutoğlu! Gelecek Partisi genel başkanı, kurucusu! Geçmişte ve bugün sattıklarına nur yağan Ahmet Hoca, geleceğin pazarlamasına koyuluyor! Gelecekte yapacakları için, geçmişini teminat gösterebilecek midir? Bunlardan her şey beklenir!

Hayalleri varmış, öyle diyor Ahmet Bey! Neymiş? Mesela Türkiye’yi dünyanın en büyük on gücü arasına sokma hayali! Doğu ve güneydoğu Anadolu’yu tarihte olduğu gibi medeniyet merkezi haline getirecekmiş! Şehirleri ayağa kaldıracakmış! Hayali olmayanlar utanmalıymış! Kim diyor? Ahmet Davutoğlu! Şu boş-beleş konuşan İslamcıların ve Türkiye sağının “büyük Türkiye” hayali nedir, bir türlü anlayamadım. Neyini büyüteceksin Türkiye’nin demez bunların seçmeni. Nüfusunu mu? Gayrı safi milli hâsılasını mı? Yoksa kişi başı gelirini mi? Sınırlarını mı genişleteceksin? Nedir bu “Türkiye’yi büyütme” meselesi? Ahmet Bey’in kafa yapısına vakıf biri olarak, onun Osmanlı-Türk-İslam devleti hayalini bilirim. Dünyaya adalet ve nizam götürmekten falan bahseder durur. Türkiye’de adaletin ve düzenin içine ettikleri yetmezmiş gibi, dünyaya da ille tadına baktıracaklar “adalet ve nizamlarının”. Gülmeyin! Beyefendi çok ciddi! Sonra? Sonrası Güneydoğu’yu medeniyet merkezi haline getirmek falan diyor. Yahu, insaf derler adama! Haritadan sildiniz binlerce yıllık yerleşim birimlerini! Kürt köyleri, kasabaları ve mahalleleri dilleri olsa da anlatsa, nasıl “medeniyet” koruduğunuzu sizin oralarda! Öldürülen ve yaralanan, yerini-yurdunu ata topraklarını terke zorlanan Kürtler sizin medeniyet projenizin kurbanları! Hayalmiş! Daha ne var? Şehirleri ayağa kaldırmak! Ayağa kaldıramadınız ama TOKİ ayağa düşürdü kupon arazileri, öyle mi? “Bu hayalleri yıkmaya çalışanlar utansın!” diyor Hoca! “Bizde aşk ve muhabbet, onlarda şiddet ve nefret var! Aramızdaki fark bu!” diyor! Kim kardeşim “onlar” dediğin? Biraz açık konuşsana! Eğer onlardan kast ettiğin Erdoğan ve şürekâsı ise, sen ne zamandır o “onlara” dâhil değilsin? Sen ne hakla, kimi ebleh yerine koymaya yeltenerek saçma sapan ve boş cümlelerini bir gelecek “hayali” olarak satmaya yelteniyorsun? Hangi hakla! Senin “aşk ve muhabbetin” yüzünden beş yüz binin üzerinde insan işlemden geçirildi. Aşk ve muhabbetin karşısına bir de yüzün kızarmadan nefret ve şiddeti koymuşsun! Senin o aşk ve muhabbetinin bedeli olan yüz binlerin sosyal soykırıma tabi tutulması varken, şiddet ve nefret anlamını yitiriyor. Senin aşkın nefret, muhabbetin şiddet! Bunları mı vaat ediyorsun gelecekte?

Bakın diyor ki “Bizde vizyon var. Uzun dönemde mutlaka vizyon kazanacak”. Aman dikkat et, vizyonun süresi uzun olsun. Bilim kurgu bir tarih ver. Ne bileyim, 2500 yılında ışık hızının üzerine çıkan uzay gemisi yapacağından falan bahset. Ne kadar uzun olursa o kadar iyidir. Çünkü dönem yeteri uzunlukta değilse, vizyon hafazanallah kazanamaz sonra! Dikkat edin, gelecekte olacak bunlar, arkadaşlar! Dün olmadı! Bugün olmuyor. Yarın, belki yarından da yakın! Tüh be, yine kafiyeye kurban ettik mantığı! Yarından da yakın derken, nasıl olacak? Boş ver, üzme kendini! Mehmet Akif patentli, marş tescili klasik bir yurdum insanı gazıdır. Alışamadıysan, Ahmet Hoca alıştırır. Nasılsa bizi kurtaracak!

Başbakanlıktan kovulan – hem de yatay hiyerarşik sistemde – ilk başbakan Davutoğlu Ahmet Bey, geleceğe bizleri “Gelecek Partisi” ile hazırlayacak. Yakın gelecekte mi? Yoksa uzak gelecekte mi? E, o kadarını bilemiyor. Önemli olan, üç vakte kadar! Artık üç günde mi, üç ayda mı, üç mevsimde mi, yoksa üç yılda mı? Çok ayrıntıya boğmak istemiyor! Ne kadar uzak gelecekteyse, şansım o kadar döner belki de, yaklaşımı da olabilir. Neticede kimse ilelebet yaşamaz. Doğal seleksiyondan mı medet umar ki? Yok. Evrim kuramını çağrıştırır, bu muhafazakâr oylara “menfi sirayet eder!”, yani olumsuz yansır. O zaman keşke partinin adını “İstikbal Partisi” koysaymış! Daha iyi olurdu bak! Neyse, onu da bu parti kapatılırsa o zaman kor! Kapatılır mı? Belli mi olur? Zaten parti aç, parti kapa, Artema! Türkiye çok partili sistemi sanırım yanlış anlamış bir yerlerde. Yani mesele çok parti aç, sonra onları kapa, ardından daha çok parti açar, durumu dengelersi değil! Neyse, Siyaset Bilimci Davutoğlu Ahmet bu rejimlere ilişkin dersleri kaçırmış. Belli ki o günler Cuma’ya denk geldi, ya da okulu kırdı, hastalandı falan. Günahı boynuna. Ne? Domuz gibi biliyor mu diyorlar? Ben böyle kötü sözleri ağzıma almam. Okurlarım kızıyor sonra. Yakışmıyormuş bana, öyle diyorlar. Mahalle kültürü de aldığımı nereden bilsinler? Fanusta pamuğa sarılı büyüdüğümü sanıyorlar belki de. Oysa ben bu yazıyı yazarken ne çok yaz sonra sil yaptım, bir bilseler! Rezervlerimde Davutoğlu Ahmet’e ve onun geçmişine ve Gelecek Patisine uygun o kadar kalabalık bir söz dağarcığı mevcut ki!

Neyse, ben burada yazının sonuç kısmına geçeyim artık.

Davutoğlu sakın derin devlet falan bir yerlerden işaret almış olmasın? Ne bileyim, “sen gel partini kur, sonra biz de yardım ederiz, meclisten on-yirmi ne kadar vekil koparsan iyidir”, mı dedi birileri? Bilmiyoruz. Bu tür kulisler üzerinden Türkiye siyaseti okumak zordur, bir de sağlıksızdır. Türkiye siyaseti, ne çıkacağı belli olmayan bir tombala gibidir. Başka söylentiler de diyor ki, Erdoğan Davutoğlu Ahmet’lere heyet göndermiş, “reddedemeyeceği bir teklif” yapmış, ama uzun adamın teklifini kısa adam reddetmiş, bunun üzerine Erdoğan “alırım aklını!” önlemi ile Şehir Üniversitesi operasyonuna girişmiş falan. Brezilya dizisi tadında dedikodular. Gelecekte de bu tür “Don Corleone” girişimleri olur mu? Olabilir. Gelecekte derken, Gelecek Partisi’nin geleceği parlak anlayacağınız. Çünkü riyasetin burnuna kötü kokular gelmese böyle heyet falan işlerine hiç girmez. Sonuç, sonuçsuzluk aslında! Hocanın yaptığı, batık bankerin yine yüksek faiz vaadiyle piyasaya çıkması! Aklı başında olan “Yahu sen daha önce milletin paralarının üzerine bir bardak soğuk su içtin, şimdi hangi yüzle ortaya çıkmaktasın!” der, geçer de, aklı başında diyoruz. Bu terim, Erdoğan ve Davutoğlu gibilerin hitap ettiği taban için çok bonkörce kullanılacak bir terim olurdu. Yine de, Davutoğlu’nun çıkıp da, “er meydanında meydan okuması”, iyidir. Gelecek Partisi, AKP’den oy çaldığı veya vekil kopardığı oranda, olumludur. Yoksa Davutoğlu Ahmet ve partisi Erdoğan ve AKP’ye alternatif olmaz. Bunu derken, sakın yanlış anlaşılma olmasın. Türkiye’deki “siyaset akışında” (ki sizler bu akışı az çok tecrübe ettiniz, bilirsiniz!) her şey olabilir. Hatta Gelecek Partisi gelecekte geleceğinizi etkileyecek bir rol de üstlenebilir. Fakat Gelecek Partisi’nin getireceği gelecek, bugünden veya dünden daha iyi koşullar sağlamaz. Zaten bu ortamda, rejim içi partilerinin hiçbiri rejimi değiştirecek potansiyelde değildir. Dikkat ederseniz, Davutoğlu da “FETÖ” diyor, mesajını gerekli yerlere veriyor – belki de onu sahaya sürenlerin beklentilerini karşılıyor. Bakın bunu istekle yapıyordur ayrıca, orası da ayrı mevzu!

Davutoğlu için seçim kampanyasında eski Roma usulü gayet de veciz bir slogan kullanmak gerekirse eğer, benim tercihim “geldi, geliyor, gelecek” yönünde olacaktır. Partinin adına da referans olur hem, fena mı olur?

1 YORUM

  1. Gelecek. aaa geliyor, valla geldi…
    Bırakın gelsin. Sur u Toledo yapacaktı, yarım kaldı işini bitirsin.
    Sonra hep beraber çıkıp giderler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin