Darbelerin destekçisi bir siyasetçi portresi: Turhan Feyzioğlu

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Türkiye aylardır büyük bir “Yargı Reformu” beklentisi içine girmiş ve özellikle bağımlı yargının kararlarıyla büyük hukuksuzluklara uğrayan insanlar, 30 Mayıs gününü sabırsızlıkla beklemişlerdi. Ancak Erdoğan’ın açıkladığı reform paketini gördükten sonra “dağ fare doğurdu” sözü bile anlamsız kaldı.

Hiçbir şey vaat etmeyen reformların açıklandığı toplantıya ise Erdoğan’ı “çılgınlar gibi” alkışlayan Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun görüntüleri damga vurdu.

Daha birkaç yıl önce Danıştay’daki bir toplantıda yüzlerce kişinin önünde kavga eden ikilinin alkışlar ve espriler eşliğindeki samimi davranışları haklı olarak kamuoyunun dikkatini çekti.

Metin Feyzioğlu’nun bu “dönüşümü” akıllara şimdiki neslin adını bile bilmediği bir “ara rejim adamı olan” ve yaşadığı dönemdeki bütün darbeleri destekleyen “dedesi” Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nu getirdi.

Parlak Bir Kariyer

Kayserili bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Turhan Feyzioğlu’nun eğitim hayatı başarılarla doluydu. Babası da Tek Parti devrinde iki dönem milletvekilliği yapan Feyzioğlu, Galatasaray Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirmişti.

1946’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde asistanlığa başlayan Feyzioğlu, akademik kariyer basamaklarını hızla çıktı ve 1955’de otuz üç yaşında iken Profesör oldu. Bir yıl sonra da aynı fakültenin dekanlığına getirildi.

Nabza Göre Şerbet Vermeyin!

Turhan Feyzioğlu’nun dekanlığı uzun sürmedi ve öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşma sonrasında Demokrat Parti Hükümeti tarafından Bakanlık emrine alındı.

Feyzioğlu’nun uzaklaştırılmasının nedeni, profesörlüğe yükseltilen Doç. Aydın Yalçın’ın kadrosunun Bakanlık tarafından onaylanmaması nedeniyle yaptığı eleştiriydi. Feyzioğlu’nun “Kötü ve zararlı olarak bildiği hareketlere fetva veren, nabza göre şerbet sunan sözde münevver olmayınız.” sözleri siyasete atılmasına zemin hazırladı.

Feyzioğlu üniversiteden istifa etti ve 1957 seçimlerine “iyi bir vitrin” hazırlamaya çalışan İnönü’nün isteğiyle Doğan Avcıoğlu, Coşkun Kırca ve Bülent Ecevit’le beraber CHP’ye katıldı. Seçimler sonunda da TBMM’ye girdi.

27 Mayıs Darbesinin Destekçisi

Feyzioğlu üniversite hocası olmanın avantajıyla Mecliste “çetin bir hatip” olarak DP’ye karşı muhalefetin sözcülüğünü üstlendi. Ancak demokrasi ve hukuk diye yola çıkan Feyzioğlu, 27 Mayıs darbesini açıktan destekledi. Bunun karşılığını da Amerikalıların desteğiyle DP iktidarında kurulan ODTÜ’nün rektörlüğüne getirilerek aldı.

Bu sırada 27 Mayıs darbecileri 147 akademisyeni üniversitelerden ihraç ettiler. Feyzioğlu “147’ler Olayı” adı verilen bu gelişmeyi protesto için rektörlükten istifa etse de darbecilere destekten vazgeçmedi. 1961 Anayasası’nın hazırlanmasında görev aldığı gibi darbecilerin oluşturduğu Kurucu Meclis’te de üniversiteler temsilcisi olarak bulundu. Hatta kısa bir süre 2. Gürsel Hükümeti’nde Milli Eğitim Bakanlığı yaptı.

1961 seçimlerinde CHP’den yeniden seçilen Feyzioğlu, İnönü’nün kurduğu koalisyon hükümetlerinde önce devlet bakanı sonra da başbakan yardımcısı oldu.

Feyzioğlu’nun bundan sonraki dönemlerde kendisine önemli roller biçtiği anlaşılmaktadır. Bunun ilk örneği İnönü’nün muhalefetine rağmen bir CHP-AP koalisyonu kurulması için çalışmasıdır. Bu girişim başarılı olmasa da sonraki dönemlerde Türk siyasi hayatının önemli bir figürü olmaya devam etti.

Ortanın Solundan Milliyetçi Cepheye

Feyzioğlu 1965’lere gelindiğinde CHP’de ortaya çıkan “Ortanın Solu” yaklaşımına, büyük bir tehlike olarak gördüğü komünizmin yayılmasına engel olacağı düşüncesiyle destek verdi.

Feyzioğlu ve arkadaşları daha sonra İnönü’nün Ecevit’in yanında yer alması ve Ecevit’in genel sekreter seçilmesiyle partinin sola kaymasına karşı çıktılar. “CHP sosyalist değildir ve olamaz” sloganıyla Kemalizm’i savundular. Ancak bu süreçte parti içi mücadeleyi kaybederek CHP’den ayrıldılar.

CHP’den ayrılan grup, 1967’de Turhan Feyzioğlu’nun genel başkanlığında Güven Partisi’ni kurdu. Tipik bir lider partisi olan “Güven Partisi” ismi değişse de 1981’e kadar Turhan Feyzioğlu başkanlığında siyasi hayatta yer aldı.

“Atatürkçülük” iddiasıyla yola çıkan parti, merkez partisi niteliği taşımakta, Faşizme ve Komünizme karşı çıkmaktaydı. Zamanla daha milliyetçi ama laik bir çizgiyi benimseyen Güven Partisi, 12 Mart darbecileriyle de birlikte hareket etti. Feyzioğlu bu tavırları ve söylemleri nedeniyle dönemin “McCarthy’si” olmakla suçlandı.

Güven Partisi en yüksek oya % 6,5 oranıyla 1969 seçimlerinde ulaştı. Sonraki dönemlerde ise YTP ve MP’den ayrılanlar ve son olarak da CHP’den ayrılan bağımsızlar ve Cumhuriyetçi Parti ile birleşti. Partinin ismi de Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) oldu. Ancak girdiği her seçimde oy kaybederek 1977’de % 1,8’e geriledi.

Oyu Az Olsa da

Seçimlerdeki düşük oranlara rağmen Feyzioğlu ve partisi, 1971-1980 döneminde önemli bir rol oynadığı gibi ara dönemde başbakan bile çıkardı.

Her zaman TSK’nın yanında yer alan Feyzioğlu’na göre 12 Mart darbecileri, ülkeyi uçurumdan kurtarmışlardı. Bu durum Feyzioğlu’nun partisinin 12 Mart muhtırası sonrasında kurulan bütün hükümetlerde temsil edilmesiyle sonuçlandı.

Hatta partinin bir üyesi olan Ferit Melen kısa bir süre başbakanlık da yaptı. Bu hükümetlerde Melen’in Milli Savunma Bakanlığı’nı üstlenmesi, Feyzioğlu’nun partisinin askerlerle arasının iyi olduğunun açık bir kanıtıdır.

Yine Feyzioğlu halkta karşılık bulamasa da 1973’te Fahri Korutürk’ün cumhurbaşkanı seçilmesinde ve 1977’de Millet Meclisi başkanı seçiminde etkili oldu.

Feyzioğlu’nun CHP çizgisinde başlayan siyasi hayatının en önemli kırılma noktası “Milliyetçi Cephe” hükümetlerinde yer almasıdır. İlk defa “Milliyetçi Cephe” kurulmasını öneren lider olduğu iddia edilen Feyzioğlu’nun bu isteği 1975’de kurulan 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti ile gerçekleşti ve kendisi de “Başbakan Yardımcısı” oldu.

Feyzioğlu CHP-MSP koalisyonuna “solcu ve Abdülhamitçi düzen karşıtlarının korunduğu” gerekçesiyle karşı çıktı ve özellikle 1980 öncesinde CHP karşıtı politikalara yöneldi.

Buna rağmen 3. Ecevit hükümetinde Başbakan Yardımcılığını üstlenerek “sola kaydığı” için eleştirdiği Ecevit’in yanında yer aldı. Bu hükümetten 16 Eylül 1978’de ayrılması, her dönem “TSK’ya yakın olan” Feyzioğlu’nun darbeyi çok önceden haber aldığı şeklinde yorumlandı.

Birkaç Saatlik Başbakan “Sivil Turhan Paşa”

Feyzioğlu 12 Eylül Darbesi öncesinde 12 Mart Dönemi’nde olduğu gibi bağımsız bir senatör veya milletvekilinin başbakanlığında bir ara rejim hükümeti kurulmasını savunmaktaydı. Bütün söylemini “Atatürkçülük” üzerine oturtmakta ve Türkiye’nin terörden, pahalılıktan, işsizlikten bu yolla kurtulacağını ileri sürmekteydi.

Kenan Evren’in anılarına göre darbe olacağını öğrenen Feyzioğlu, 12 Eylül’den çok önce konuşmalarında “Atatürkçü dinamik güçlerden” bahsetmekte hatta “Atatürkçülerin nöbette ve ayakta” olduğunu, kurtuluşun ancak “Atatürkçü bir silkinişle mümkün olacağını” söylemekte ve böylece darbenin sinyallerini vermekteydi.

Hatta Feyzioğlu darbeden bir hafta önce arkadaşlarıyla bir darbe durumunda görev alıp almamayı müzakere etmişti. Bu durum Feyzioğlu’nun 12 Eylül darbesine destek vermesi ve kendisine başbakanlık teklifiyle sonuçlandı.

Diğer partilerin liderleri gözaltına alınırken CGP lideri Feyzioğlu’na başbakanlık teklif edilmesi, kendisi için kullanılan “Sivil Turhan Paşa” lakabının haklılığını gösteriyordu.

Ona göre 12 Eylül, demokrasiyi kurtarmak amacıyla yapılmış bir darbeydi. Darbeciler siyasilerin içinde “en koyu Atatürkçü” olarak kendisini görmüşler ve 1977 seçimlerinde ancak yüzde 1,8 oranında oy alabilen bir partinin liderini Başbakan tayin etmişlerdi.

Feyzioğlu’nun resmiyete dökülmeyen başbakanlığı, genç subaylarla bazı komutanlar ve kabinede Başbakan Yardımcılığını üstlenecek Turgut Özal’ın karşı çıkmasıyla M. Ali Birand’a göre birkaç gün, bir başka görüşe göre de birkaç saat sürdü.

Güven Partisi ve Feyzioğlu hakkında bir doktora tezi hazırlayan rahmetli üniversite arkadaşım Gürcan Bozkır’ın tespitiyle partisini siyasi konjonktüre göre merkezden sağa veya sola taşımaktan çekinmeyen Feyzioğlu, bundan sonra siyasi hayattan çekildi ve ömrünü Atatürkçülükle ilgili kitaplar yazarak tamamladı.

Elbette hiç kimse atasının, dedesinin veya babasının yaptıklarından sorumlu tutulamaz. Ama bugün Türkiye’de büyük bir hukuk katliamı yaşanırken ve yüzlerce avukat çeşitli bahanelerle hapisteyken “Barolar Başkanı” sıfatını taşıyan torun Feyzioğlu’nun baskı rejiminin yanında yer alması, kaderin garip bir tecellisidir.

Hele kısa bir zaman önce ismi CHP liderliği için geçse de şimdi AKP’den milletvekili veya bakan olması, “konjoktüre göre sola ya da sağa geçmenin” ve “nabza göre şerbet vermenin” çok doğal olduğu hatta bakanlıklarla mükâfatlandırdığı bir ülkede hiç kimseyi şaşırtmayacaktır.

Kaynaklar: Z. Toprak, “Prof. Turhan Feyzioğlu’nun Bakanlık Emrine Alınışı”, Toplumsal Tarih, S. 235, 2013; G. Bozkır, “Turhan Feyzioğlu’nun Siyasi Kişiliği”, ÇTTAD, C. 2, S. 6-7, “Türk Siyasi Hayatında CGP”, ÇTTAD, C.6, 15, 2007; Türk Siyasi Hayatında Güven Partisi (GP-MGP-CGP), DEÜ AİİTE doktora tezi, İzmir, 1996, M. A. Birand, 12 Eylül Saat 4.00, İstanbul, 1984.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin