Çıplak arama meselesi

YORUM | UĞUR TEZCAN 

Çıplak arama ve sorgulama meselesi işkence konusuyla birlikte hep tartışılan konulardan olmuştur. İletişimin ve insan haklarının bu kadar geliştiği bir çağda bu konuların hala en sıcak tartışılan gündemlerden olması insanlık adına büyük bir utanç vesilesi. Bunun nedenlerini ayrı bir yazıda ele alabiliriz.

Hem Batı’da hem de Türkiye’de, genel olarak da diktatörlüklerle ve baskıcı rejimlerle yönetilen ‘Müslüman’ ülkelerde hep var olagelmiş uygulamalar bunlar.

Bu konu yakın dönemlerde en aktif şekilde Amerikan Başkanı George Bush ve sonrasında gelen Barack Obama dönemlerinde CIA’in Ebu Garip cezaevinde Müslüman mahkumlara uyguladığı çıplak işkencelerin ortaya çıkmasıyla gündeme gelmişti ve bütün dünyada çok büyük ses getirmişti. Kamuoyuna bir cevap vermek zorunda olan yetkililer her ne kadar bunun birkaç askerin yanlışı olduğunu iddia etseler ve askerleri cezalandırmış olsalar da yapılan tahkikler ve yazılan bazı raporlar durumun aslında çok daha ciddi bir boyutta olduğunu ve bu tür uygulamaların emir komuta zinciri içerisinde sistematik olarak uygulanan yöntemler olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Bu, hadisenin Batı’ya bakan yüzü! En azından oralarda gerçekleri bulup ortaya çıkarmaya çalışan bir gazetecilik anlayışı ve devletin kamuoyuna hesap verebilirlik kavramı gibi bazı avantajları var. Bizimki gibi coğrafyalarda ise bunlar olmadığı ve toplum, ‘devlet yapıyorsa sesini çıkarma başın ağrımasın’ anlayışında olduğu için bu uygulamalar hiç eksik kalmıyor. Müslüman liderler ve yönetimler bir yanda başka Müslümanlara işkence ederlerken diğer yanda cahil kamuoyuna ‘bak İsrail bugün bir Filistinli çocuğu dövdü’ replikleri eşliğinde at koşturmaya devam ediyorlar. Cahil kesimler böyle propagandalar eşliğinde ‘ütülüp’ duruyor.

Bugün Türkiye’de de İslamcı Erdoğan ve hükümeti kendilerine biat etmeyen Hizmet Hareketi mensuplarına karşı bir soykırım uyguluyorlar ve hukuksuz süreçlerle tutukladıkları masum Müslümanları tacizlere, tecavüzlere, ölümlere ve çıplak aramalara maruz bırakıyorlar. Ama öte yandan, bir yanda Fransa’daki insan hakları ihlallerini veya diğer yanda Alman polisinin bir eylemciye uyguladığı kaba kuvveti kınamayı, onlara insan haklarını hatırlatmayı da ihmal etmiyorlar, tıpkı İran ve Çin’in hep yaptıkları gibi. Kendileri insan haklarını hiçe sayıp, AİHM kararlarını takmıyoruz derken diğer yandan utanmadan ve sıkılmadan: “Fransa’daki insan hakları ihlallerinin takipçisi olacağız” diyebiliyorlar ve münafık karakterlerini ortaya döküveriyorlar.

Bir suç işleyen kabahatli zalimlerin savunma sistemleri ve şekilleri hiç değişmez, hep aynıdır: Öncelikle, onlar için itibar ve imaj (yani nasıl göründüğü) çok önemli olduğu için suçunu asla kabul etmezler ve reddederler. Bunda kibirlerinin de körükleyici bir rolü vardır. Hemen karşı atağa geçip yeni algılar üreterek ‘güzel’ örnekler sergilemek isterler veya her şey güllük gülistanlıkmış gibi göstermek isterler. Hatta hızlarını alamayıp o konuda en iyi kendilerinin olduğunu, başkalarının o konularda ellerine su bile dökemeyeceklerini lanse eden söylemlerde bulunurlar. Suçlandıkları aynı suçu hemen başkalarının üzerine atmaya çalışırlar ve sürekli olarak bir günah keçisi arama gayretindedirler. Konuyu öylece dikkat dağıtmak suretiyle savuşturmak isterler. Bunun haricinde, atfedilen suça karşı hakkaniyetli bir savunma yapmak yerine iddiayı dile getiren kişinin kişiliğine ve etiketine saldırarak onu ve dolaylı olarak da iddiayı itibarsızlaştırmak isterler. İşleri güçleri etiketler üretmek ve sağa sola yapıştırarak aldı peşinde koşmaktır. Bu uğurda yalan söylemekten hiç imtina etmezler. Bu işlerde kendilerine yardım ve yataklık yapacak gönüllü veya ahmak algı operatörleri, kullanışlı elemanlar zaten hazır kıt’a beklemektedirler. Emirlerindeki devlet aygıtını bu amaçlarla kullanmaktan hiç imtina etmezler. Zaten o aygıt, o niyetle büyük bir propaganda aracına dönüştürülmüştür.

HDP’li vekil Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun dile getirdiği ve özellikle mahkûm kadınlara uygulanan çıplak arama meselesi çok ses getirdi. Bazı HDP’li vekiller, ‘kaldırılmalı’ diyen Kılıçdaroğlu ve bazı CHP’li vekiller ile İslamcı kanattaki bir iki kısık ses dışında bir kadın lider olan Meral Akşener dahil diğer muhalefetten konu ile alakalı bir ses çıkmadı. İslamcı AKP zaten soykırımın baş müsebbibi. Kemalist çevreler de Erdoğan’ın teşvikçisi. Milliyetçi-muhafazakâr geçinen ve tıpkı AKP gibi dini duyguları sömürmede pek bir mahir olan MHP her zamanki gibi Erdoğan destekçisi kanatta. Mecliste 22 vekilin verdikleri ‘çıplak aramanın araştırılması’ başlıklı önerge AKP ve MHP’li vekiller sayesinde reddedildi.

Oysa onlarca kadın büyük bir cesaretle ortaya atılıp kendilerine reva görülen çıplak arama uygulamalarını ifşa eden videolar çektiler. Bu aktif ve cesur atılım etkiyi daha da artırdı. Çünkü özellikle Türkiye gibi toplumlar tacizlere maruz kalan kadınların ‘namus’ endişesiyle hep susmayı tercih ettikleri toplumlardır. Kadınların cesurca öne çıkıp konuşmuş olmaları AKP’li İslamcıların dengesini dağıttı ve çok saçma tepkilerle cevaplar vererek bir hükümet olarak olayı aydınlatacak bir soruşturma açmak yerine hemen inkar yoluna gittiler ve yukarıda özetlediğim aciz yöntemlere sarıldılar.

Kendisi de ‘başörtülü’ olan avukat kökenli vekil Özlem Zengin iddialarının araştırılmasını isteyeceği yerde hemen çıkıp “Öyle bir şey olduğuna inanmıyorum… Bu bir FETÖ yöntemi” diyerek iddiaları örtmeye çalıştı. Hatta, ‘mütedeyyin kadınlar’ ifadesini de aynı cümle içinde kullanıp adeta onların kimliğiyle alay etti.

AKP’li Cahit Özkan çıkıp çıplak arama iddiasının ‘belgesini’ istedi. Sanki her bir çıplak aramadan sonra ‘çıplak arama yapılmıştır’ belgesi veriliyor bu ülkede. Kanunen kamera kayıtları eşliğinde yapılması gereken sorgulamalar bile hala kamerasız odalarda yapılıyor!

Süleyman Soylu her zamanki kahvehane üslubu ile karşımızdaydı. Çıplak arama iddialarını iftira olarak adlandırdı ve bunun “alçaklık ve namussuzluk” olduğunu söyleyerek vekil Gergerlioğlu’nu “terörist” olmakla suçladı! Oysa meclis zaten bu tür hesapların sorulabilmesi için var olan bir yerdir ve Gergerlioğlu da işini yapmaktadır.

Kullanışlı gazeteci Ahmet Hakan eksik kalmadı. “Fetö’cülerin çıplak arama iddiaları neden etkili olamıyor” başlıklı yazısı ile aslında çok ses getirmiş ve AKP’yi de panikletmiş olan girişimi kendince itibarsızlaştırmaya çalıştı.

Yine bir (başörtülü) gazeteci olan Fatma Kayayerli de “Gergerlioğlu’na destek Fetö’cü Emre Uslu’dan geldi” diyerek hadiseyi başka bir yöntemle itibarsızlaştırma gayretindeydi.

Çıplak aramanın yapıldığı yerlerden biri olan Uşak’ın AKP’li vali Funda Kocabıyık “Yaşananlar göstermektedir ki FETÖ ve PKK terör örgütleri aynı amaç uğrunda birleşmişlerdir” demek suretiyle olayı araştırmak yerine reddetmek ve yanlış bir algı ile savuşturmak yönünde hareket etti.

Takvim gazetesi AKP’nin farklı bir algı çalışmasını habere taşıdı. Bir karakolun koridorunda çekilmiş ve başörtülü bir kaç kadının ve yine başörtülü bir polisin göründüğü iki dakikalık bir kamera görüntüsü eşliğinde çocukça bir mantıkla ‘bak çıplak arama yok’ demeye çalıştı ve “Gergerlioğlu’nun çıplak arama yalanı elinde patladı” dedi, diyebildi!

Tüm bu basit algı çalışmaları istenen neticeyi vermeyince de her zaman yaptıkları gibi yapıp habere yasak getirdiler ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı çıplak arama paylaşımlarına soruşturma başlattı.

En başta, zalimler sıkışınca algı için karşı örnek de üretmeye çalışırlar demiştim ya, bu konudaki özgün çalışma Anadolu Ajansı’ndan geldi. “Alman polisi başörtülü bir kadını maske takmadığı için yere yatırıp kelepçe taktı” şeklinde bir haberle algı oluşturma piyasasına bir giriş yaptı ama ilgili tweet’i kısa bir süre sonra silmek zorunda kaldı çünkü benim gibi insanlar mesajın altında AKP’nin çıplak aradığı ‘başörtülü’ kadınları hatırlattılar!

Bu saçma ve gereksiz reflekslerin en acı yönü AKP’li mütedeyyin başörtülü kadınların ön plana sürülüp yine Müslüman kadınlara reva görülen çıplak arama suçunu örtbas etmekte kullanılmalarıydı.

Diğer acı olan da Nurcu kökenli, hukukçu ve bir parti lideri olan Abdürrahim Karslı’nın “Ben görmeden… fasıktan gelen habere inanmam…” diyerek son derece cahilane bir üslupla bu algılara destek vermiş olmasıydı. Özür dilemek yerine enaniyetle hareket ederek kendini daha banal ifadelerle savunmaya çalıştı. Neticede onlarca Müslüman kadın bizzat kameralar karşısına geçip kendilerine yapılan uygulamayı açıklamışken onun çıkıp o insanlara “fasık” demesi sanırım kendisine vebal olarak yeter!

Bu konuda asıl komedi 2018 yılında yaşanmıştı. Milliyet gazetesinde çıkan bir habere göre (28 Ağustos) bazı kadın mahkumlar, çıplak aranıp, hücreye konulduklarına dair TBMM’ne şikayette bulunduklarında Adalet Bakanlığı cevaben: “Biz aramadık, onlar kendileri soyundular” demişti!

Algı operatörleri, gündeme göre, liderin estirdiği rüzgara göre söylem ve konum belirleyen aciz kişiliklerdir. Eminim ki bugün perde arkasında bu algıları yöneten Erdoğan kasıtlı bir yalan ile yarın ekrana çıkıp “bu çıplak arama CHP zihniyetinin bir uygulamasıdır ve kalkmalıdır” dese iki gün önce terör eylemi diyerek inkar ettikleri çıplak arama iddialarını sanki iki gün önce reddetmemişler gibi yapıp hemen o uygulamaların kalkması yönünde yeni algı ve söylemler üretmeye başlarlar. Reislerinin ortaya attığı yeni algı balonunu şişirmek için…

Neticede yukarıda koyu harflerle ifade ettiğim hakikatlere geri dönüyor her şey. Bir yanlışı tedavi etmek yerine sahte algılarla ve inkar yoluyla savuşturmaya çalıştı İslamcı AKP. Yıllarca “başörtülü kadın”, “adalet”, “namus”, “Müslümana saldıran CHP zihniyeti” gibi kavramlar üzerinden duygu sömürüsü yapmış olan İslamcı AKP, “başörtülü bacılara” yapılan taciz ve tecavüzlerin bizzat müsebbibi konumuna geldi ve tarihin kirli sayfalarına o şekilde geçecekler.

Velhasıl Türkiye’de ve dünyanın değişik yerlerinde bu tür yanlış uygulamalar halen devam ediyor. Sorun bunun aslında sistemik bir yöntem olarak kullanılıyor olması. Bahsettiğim gibi Ebu Garip skandalında dönemin ABD Hükümeti olayı birkaç ‘sorumsuz’ askerin üzerine yıkmaya çalışıp onları cezalandırsa da Başkan yardımcısı Dick Cheney’in “Bu yöntemlerden faydalı bilgi toplanıyor” şeklindeki itirafı (veya desteği) gözlerden kaçmadı ve kayıtlara geçti. Zaten ortaya çıkan başka raporlar bu yöntemlerin Amerikan ordusunda sistematik olarak kullanıldığını gözler önüne sermişti. Müslüman esirlerin direncini kırmak için kadın askerler cinsel taciz ve sorgulama yöntemleri kullanmak suretiyle öne sürülüyorlardı. Bu durumu kınayan feminist gruplar da olmuştu.

Bugün AKP-Perinçek suç ittifaklarının yaptıkları da aynı şeydir. Son derece ahlaklı, namuslu ve masum Müslüman kadınların sorgu öncesinde ve sırasında dirençlerini kırmak ve kişiliklerini ezmek amacıyla erkek gardiyanlar ve polisler tarafından benzer cinsel yöntemler ve tehditler kullanılıyor. Buna Ergenekon terör örgütünün Hizmet Hareketi insanından hastalık boyutundaki öç alma duygularını da ilave etmek gerekiyor. Bu tür tacizlerin haricinde tecavüz edilmekle tehdit edilen kadınlar veya karısına tecavüz edilmekle tehdit edilen erkek mahkumlar da oldu. Geçenlerde ortaya çıkan bir gelişmede Başsavcı İsmail Keskin’in dört yıl önce Hizmet Hareketi’nden olmakla suçlanan hamile bir kadına, “Eşinden hamile olduğuna inanmıyorum, sıra bana ne zaman gelecek” dediği ortaya çıktı. Bu tacizci savcı hala görevde olduğu gibi bu gelişmeyi Twitter’da RT yapanlara bile mahkeme kararı gönderiliyor!

En azından Batılı ülkelerde hakikatleri ortaya çıkarmaya çalışan alternatif bir irade ve hesap sorabilen toplumlar var. Bizim coğrafyamızda bunlar ol(a)madığı için sürekli yalanlar ve algılar üreterek günü kurtarmaya çalışan çirkef yönetimler çok rahat bir şekilde at koşturuyorlar. Mesela 2017 yılında konu yine gündeme geldiğinde Anayasa Mahkemesi, “Çıplak arama kötü muamele olarak değerlendirilemez” diyebilmiştir. Böyle bir tavır açık bir rahatlığın, aymazlığın ve çirkefliğin ürünüdür.

Beni en çok üzen sadece bu çıplak arama meselesi değil? Maalesef, hem kendilerine Müslüman diyen Erdoğan ve etrafındaki mafyalaşmış örgüt hem de onlara destek veren çoğu dindar ve muhafazakar olan çevreler Müslüman kadınlara ve erkeklere reva görülen bu tecavüzlere ve öldürme eylemlerine ortak olmuş oldular. Aynı kesimlerin ortalıkta hala “Müslümanların hamisi” veya namus düşkünü “haysiyetli Müslümanlar” olarak dolaşabilmeleri, vicdanlarının ne derece körelmiş olduğunu gösteriyor ve bu da beni kahrediyor. Bu, münafıkâne bir karakter topluma tamamen işlemiş demektir!

Bir gün gelecek ve kapalı kapılar ardında işlemeye çalıştıkları bütün suçlar, kendi kurguları olan sahte 15 Temmuz darbe planları dahil bir bir ortaya dökülecek. Daha şimdiden dökülmeye başladılar bile! Olayları panik havası içinde gayet saçma yöntemlerle kullanışlı algı operatörleri aracılığıyla savuşturmaya çalışmaları da bundan. AKP’nin ve Erdoğan’ın bugün geldikleri nokta itibarıyla artık bağırmak, iftira atmak, susturmaya çalışmak ve yalan üretmek dışında kullanabilecekleri hiç bir yöntem kalmamıştır. Geri dönülmez bir yolun üzerindeler. Artık aklın ve mantığın olduğu noktaya geri dönemeyecekleri bir bataklığın içinde çırpınıp duruyorlar ve sadece günü kurtarmakla meşguller. Tarihe, adaleti katletmiş, Müslüman soykırımcısı, hırsız bir yönetim olarak geçecekler hem de ‘İslamcı’ kimlikleri ile!

Sözümü Erdoğan’ın iki gün önce çıkıp söylediği ve bu yazıdaki düşünce örgüsünü dolaylı yoldan destekleyen bir sözü kinaye yolu ile dikkatlerinize sunarak bitireyim:

Bugün dünyada ‘Türkiye’ denince akıllara adalet geliyor.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin