Çıkış yolu nerede?

YORUM | Prof. Dr. SALİH HOŞOĞLU

“Bir millet nefislerini (kendini) bozmadıkça, Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)
 
“Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek.” Albert Einstein
 
“Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…” Mevlana Celaleddin Rumi 

Yaşadığımız büyük acılar ve yıkımlar hepimizi “acaba bu felaketlerden nasıl kurtuluruz” sorusunun cevabını aramaya yöneltti. Böyle bir durumdan nasıl çıkabiliriz diye hepimiz kafa yoruyor, aramızda tartışıyor, tarihteki benzer ve benzemez olaylarla kıyaslıyor ve çözüm yollarını bulmaya çalışıyoruz. Yaşadığımız bunca yıkım ve felaket, hayatın akışı içinde tedricen geliştiği için onu herkes aynı şekilde anlamıyor ve yorumlamıyor. Elbette bu durumu kolayca değiştiremeyiz. Hayat dinamik ve durmaksızın akıyor, biz de bir taraftan bu olumsuzluklarla baş etmeye çalışırken bir taraftan da yaşadığımız olumsuzlukların felsefesini yapmaya, sebeplerini anlamaya ve çözüm yolları bulmaya çalışıyoruz.

Literatürde “uzman körlüğü” denen bir durum vardır. Bu bir şeyin içinde yaşamaktan veya çok yakınında bulunmaktan dolayı insanların o şeyi bütünüyle görmemesi ve dolayısıyla o şeyin başka nesnelerle olan ilişkilerini de doğru yorumlayamamasıdır. Bunun tipik örneği bürokraside uzun yıllar aynı işi yapan kişilerin o birim ya da kurumu asla değiştirememesi ya da oradaki aksaklıkları düzeltememesidir. Çünkü o kişi artık oradaki en bariz çelişkiyi bile hayatın normali gibi görür. O nedenledir ki modern dünyada, bir kurumda ya da o kurumun ilgi alanında bir başarısızlık, skandal hatta doğal afet kabilinden yıkım yaşandığı zaman bile sorumluluk mevkiinde olanlar mutlaka istifa ederler. Gerekli görülürse sorgulanırlar, şayet kusurlu ise yargılanırlar ve kusursuz iseler farklı bir bakış açısına sahip yeni idarecilerin işe vaziyet etmesi sağlanır. Burada “ya ama bu kişiden daha tecrübeli kimse yok, başkası ne yapacak” itirazı geçerli olmaz. İnsanlar kendilerine karşı objektif olamazlar, çünkü kendileri zaten bir taraftır. Aynı durum topluluklar için de geçerlidir. Bu durumda kişi ya da topluluk başarısızlık yaşandığı zaman kendisine olan özgüvenini kaybetmemesi için kendilerinden menfaat beklentisi olmayan dostlarının önerilerine ihtiyaç duyarlar.

İnsanların söyledikleri ile gerçekte inandıkları ya da niyetleri her zaman örtüşmezler, insanlar kendileri de farkında değillerdir ama çoğunlukla gerçek niyetlerle dışa vurulunlar farklıdırlar. Siyasette herkes “halka hizmet” için yola çıktığını söyler. Dini motifli hizmetlerde kullanılan motto “Allah rızası için” orada bulunulduğu şeklindedir. İşte hayat tam da bu iddiaların test edildiği bir imtihan meydanıdır. Siyasetçi yüzleştiği imtihanla bir şekilde halkın faydasını mı kendi çıkarını mı önceleyeceğini göstermek durumundadır.

“Allah rızası için” hizmet iddiasında olanlar da benzer şekilde test edilirler ve nerede olduklarını kendi gözleri ile görme şansları olur. Şu an yaşadığımız bu imtihanlarla ilgili çok sayıda yorum, eleştiri ve belki daha az sayıda bazı çözüm önerileri yapılıyor. Uğradığınız haksızlıkları sayıp dökmek, yapılan hataları eleştirmek ve sorumluları hesap vermeye çağırmak elbette kolaydır. Hele de bunu iyi bir edebiyatla yapıyor iseniz çok fazla okuyucunuz ya da destekçiniz olabilir. Ama hakikaten problemli alanları teşhis etmek ve işe yarar çözüm yolları bulmak öyle kolay değil. Hele kendiniz o hengamenin içinde iseniz bazı şeyleri belki hiç göremezsiniz. Ayrıca önerilen çözüm yolları çok defa kendi insanlarınızın hoşuna gitmeyebilir, çok defa onların beklentileri ile örtüşmez ve onları istemedikleri şeyleri yapmaya zorlayacağı için kabul de görmez. Kitleler, cemaatler, topluluklar; kolay, hamasi ve ucu kendilerine dokunmayan çözümleri severler.

Kitleleri çözümsüzlüğe iten önemli bir faktör “zafer” denen olguya olan bağımlılıktır. Her ne kadar mottolar farklı olsa da yukarıda belirttiğimiz gibi söylenilen şeyle gerçekten istenilen hep aynı olmadığı ve gerçek beklentiler başarıyla ilintili olduğu için, insanlar başarısızlık olarak görülen sonuçları kabullenmek istemezler. Gerçeği kabul edemedikleri sürece de yeni çözümler arayamazlar ve bulamazlar. Çünkü yeni çözümler; taviz vermeyi, belki pozisyonlarının kaybını kabullenmeyi, ağır bedeller ödemeyi veya üzerlerine başka ek sorumluluklar almayı gerektirir. Oysa en başta herkes “zaferle değil seferle mükellefiz” demektedir. Ancak bu söylem gerçekte sorumlu olan kişiler tarafından daha sonra bu bir nevi sorumluluktan kaçış yolu olarak kullanılabilir.

Şimdi uzman körlüğünden kurtulabilmemiz için kendimize aynada bakmamız ve başkalarının, özellikle de dostlarımızın, eleştirilerini haksız bile olsalar, dinlememiz ve ibretler çıkarmamız gerekiyor. Doğu toplumlarının en büyük handikapı, aynaya bakma alışkanlıklarının olmamasıdır. Bu siyasi hayatta en küçük eleştirinin düşmanlık ve ihanet olarak adlandırılmasına yol açmaktadır. Bunun topluluklar ve cemaatlerdeki yansıması eleştirilerin hemen fitne çıkarma olarak damgalanıp susturulmaya çalışılmasıdır. Kaldı ki insan fıtraten kendisini eleştireni yanından uzaklaştırır. Bu her seviyede idareci için kaçınılmaz bir durumdur ve de bu nedenle her türlü idareci hesap verebilir bir mevkide durmalıdır. Şimdi hayatta olmayan önemli bir siyasetçi ve devlet adamı için anlatılan bir anekdotu hep hatırlamamız gerekiyor. Gücünün doruğunda olduğu bir zamanda işlerin iyi gitmediğini gören kardeşi bu kıymetli devlet büyüğümüze gidip yapılan yanlışları ve olumsuzlukları sıralayınca “iyi ama bana herkes çok iyi yaptığımı söylüyor” cevabını verir. O zaman kardeşi “demek ki benden başka gerçek dostun kalmamış” der. Maalesef zaman o kardeşi haklı çıkardı.

Evet insanlığın, ülkemizin ve ülke insanının iyiliği için canhıraşane çalıştık, gece gündüz koşturduk, çoluk çocuğumuzun zamanını ve parasını bile insanlığın hayrına sarf ettik. Ama bütün bunlar o çok sevdiğimiz insanlar tarafından bir ihanet ve kötülük olarak damgalandı. İnce ince örgülenen bir süreçle dışlandık, ötekileştirildik, iftiralara uğradık, komplolara kurban edildik, bir kısmımız itibarıyla hapsedildik, bir kısmımız itibarı ile ülkemizi terk etmek zorunda kaldık. Bunu kabullenmek elbette kolay değil.

Acaba nerede hata ettik? Şimdi aynayı karşımıza koyup kendimize eleştirel gözle bakmamız gerekiyor, bu bizi ümitsizliğe düşürmeyecek, tam tersine çözüm yollarını görmemizi sağlayacaktır. Bence dönüp işlerin iyi gittiğini zannettiğimiz zamanda “bir şeyleri yanlış yapıyoruz galiba” diyenleri dinlememizde fayda var. Yoksa kitle halet-i ruhiyesi ile kalabalığa katılmış ve bir şekilde sorumluluklar elde etmiş kişilerin temelsiz iyimserliği ile hiçbir problemi çözemeyiz. Her başarısızlık sonrası başkalarını suçlamaya devam edebiliriz ve bu da bizi marjinalleştirir.

Eğer bir olumsuzluk yaşadıysak bir şeylerin yanlış yapıldığını ya da eksik bırakıldığını kabul etmek gerekir, bu çok iyi niyetle ve halisane bir şekilde de yapılmış olabilir. Belki de biz değişmişizdir ama hiç değiştiğimizi fark etmemişizdir. Belki de çok iyi niyetlerle bazı yanlışlar yapmışızdır, hak etmeyen insanlara hak etmedikleri yardım ve destekleri yapıp onların milletin başına bela olmasına sebep olmuşuzdur. Belki de çok önemli ve hayırlı işler için kurup yükselttiğimiz kurumlar başımızı döndürmüş, oraları bizim malımız sanmışızdır. Ve belki de bu kurum ve kuruluşlar asli fonksiyonlarını hakkıyla eda edemez olmuştur ama biz bunu önemsememişiz ya da önemseyenlerimiz sesini duyuramamış, bizi uyaramamıştır. Belki de bazılarımız itibarıyla küçük hesaplarla büyük hayırları ıskalamışızdır.

Bu belkileri artırabiliriz, herkes kendisi hayır adına neler yapabilecekken yapmadığının muhasebesini yapabilir. Ama daha önemlisi geçmişe takılıp kalmadan şu anda ne yapmamız lazım, neler yapabiliriz sorularını sorup oracıktan başlamamız lazım. O nedenle en baştaki ayet-i kerimede söylendiği gibi bize olan muamele değişmiştir ama biz hala kendimizi ilk zamandaki biz sanmaktayızdır ve hatalarımızı görüp kendimizi düzeltmiyoruzdur. Ve bize olan muamelenin iyiye dönmesini istiyorsak kendimizi iyi yönde değiştirmek zorundayız. Evet böyle bir değişim yaşıyor muyuz? Yaşıyorsak çözüm yolunu bulduk demektir. Başka bir yol var mı sizce?

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin