CHP’den muhalefet şerhi: İnfaz düzenlemesi Anayasa’ya açıkça aykırı

CHP, bugün Meclis’e gelecek olan yeni infaz düzenlemesiyle ilgili muhalefet şerhinde önemli tespitler yer aldı. “Cezaevlerinin doluluğunu gerekçe göstererek yola çıkılan ve ‘eşitlik ilkesi’ni yok edercesine gerçekleştirilecek bir düzenlemenin, hukuki açıdan sorunlu olmasının yanı sıra toplumsal açıdan da ciddi sorunlar doğuracağı kesindir.” denilen şerh yazısında, AKP iktidarı döneminde cezaevlerinde dolululuk oranının yüzde 120’yi aştığı hatırlatıldı. İnfaz düzenlemesinden öncelikli olarak ‘tutuklu’lar ile, siyasi suçluların yararlanması gerektiği belirtilen muhalefet şerhinde, teklifin Anayasa’ya bir çok yönden aykırı olduğu kaydedildi: “Teklifin bu şekilde yasalaşması, Anayasa’ya aykırı olacaktır. Anayasal uyarınca af düzenlemelerinin 3/5 çoğunlukla yasalaştırılması zorunluluğu da teklifin yasalaşıp uygulamaya konulmasının ardından Anayasa Mahkemesi’nin gündemine gelmesi durumunda, aykırılık temelinde genişlemesini kaçınılmaz kılacaktır.”

CHP’nin muhalefet şerhinden önemli bölümler şöyle:

“Tarihe bakıldığında ne yazık ki çeşitli adlar altında Ülkemizde lOO’ü aşkın af düzenlemesi hayata geçirilmiştir. Yıl ortalamasını çıkardığımızda 6.5 yıl gibi sorunlu bir ortalamayla karşı karşıyayız. TBMM Adalet Komisyonu’nda 3 Nisan 2020 Cuma günü saat 11.03’te görüşmelerine başlayıp 4 Nisan 2020 günü sabah saat 05.14’te bitirdiğimiz, görüşmeleri yaklaşık 18 saat süren yasa teklifi de kısmi af niteliğindedir. Hukuki açıdan tartışmalı istisnalar konularak çok sayıda hükümlünün tahliyesi planlanmaktadır. Teklif sahipleri de defaatle yaptıkları açıklamalarda, cezaevlerindeki hükümlülerin 90 bininin tahliyesinin amaçlandığını ifade etmiştir. Cezaevlerinin doluluğunu gerekçe göstererek yola çıkılan ve ‘eşitlik ilkesi’ni yok edercesine gerçekleştirilecek bir düzenlemenin, hukuki açıdan sorunlu olmasının yanı sıra toplumsal açıdan da ciddi sorunlar doğuracağı kesindir.
(…)

CEZAEVLERİ AKP DÖNEMİNDE DOLDU TAŞTI

Af düzenlemeleri özü itibariyle bir sonuçtur. (…) Resmi makamların bilgilerine 2019 Ağustos itibariyle Türkiye genelinde 355 ceza infaz kurumu bulunmakta, 2019 yılı içinde 28 kapalı ve açık, 2020 yılın içinde de 61 ceza infaz kurumunun faaliyete geçirilmesi planlanmaktadır. Hükümlü ve tutuklu sayıları yıllara göre; 2002’de 59.429 kişi, (…) 2010’da 121 bin kişi, (…) 2018’de 154 bin kişi, 2019’da 282 bin kişidir. 2020 yılının ilk üç ayı ile birlikte hükümlü ve tutuklu sayısının 300 bin kişinin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Yıl yıl önüne geçilmez şekilde artan hükümlü ve tutuklu sayısı, cezaevlerindeki doluluk oranının yüzde 120’lerin üstüne çıkmasına; hükümlü ve tutukluların koğuşlarda sırayla yapmasına neden olmaktadır. Ne yazı ki bu sayılar, Avrupa ülkeleri arasında Türkiye’yi birinci sıraya çıkarmıştır.

CEZAEVLERİ MUHALİFLERLE DOLU

(…) Bu durumların üstüne Dünya’yı saran COVID-19 virüs salgını eklenince ceza infaz kurumlarındaki durum daha kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. (…) Yargı bağımsızlığının olmadığı talimatla tutuklamaların ve yargılamaların yapıldığı, siyasallaşmış bir yargı sisteminde cezaevlerini boşaltmak soruna kalıcı bir çözüm olmayacaktır. Sosyal medyada AKP iktidarına yapılan en ufak bir eleştiri içeren iletiye karşı savcılar harekete geçmekte vatandaşlar tutuklanmaktadır. Muhalif kimlikleri bilinen yazarlar ve gazeteciler yaptıkları haberler gerekçe gösterilerek, yargılanmakta ve cezaevine gönderilmektedir.

SORUŞTURMALAR TALİMATLA BAŞLATILIYOR 

(…) Talimat ile başlatılan yargılamalar, tedbir olarak uygulanması gerekirken cezanın kendisine dönüşen uzun tutukluluk süreleri ile yargı, iktidar tarafından toplumu dizayn etme ve muhalifleri sindirme aygıtı olarak kullanılmaktadır. (…) Yargıya güvenin yüzde yirmiler noktasında olması, siyasal iktidarın yargı üzerindeki baskısı, hakimlik teminatının sağlanamaması, savunma hakkının engellenmesi yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını gölgelemektedir. (…)

GERÇEK SUÇLULARLA SİYASİ SUÇLULAR AYRILMALI

(…) Yasa teklifi, birçok yönden Anayasa’ya aykırıdır. Tutuklu ve hükümlüler arasında keskin bir ayrım yapılması, gerçek suçlular- siyasi (sanal) suçlular arasında ayrımcılık, terör suçlarının tümden kapsam dışı tutulması Anayasa aykırılıkların başında gelmektedir.
a) Tutuklu ve hükümlü ayrımı: Tutuklular, hükümlülere göre tamamen farklı anayasal ve hukuki statüye tabidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, tutuklu, masumiyet ilkesinden yararlanan bir mahpustur. Zira, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” (Anayasa, md.38/4) hükmü gereği, tutuklular suçsuzdur. Sonra, serbest (tutuksuz) yargılanma kural, tutuklanma istisnadır. (…)

ÖNCELİKLİ OLARAK TUTUKLU YARGILANANLAR SALIVERİLMELİ

Bütün bu nedenlerle, mahpuslar lehine yapılan bir infaz düzenlemesinin ilk ve öncelikli muhatabı tutuklular olmalı; özellikle suçüstü hali olmayan adi suçlular başta gelmek üzere, bütün tutukluların tahliyesi öngörülmeli idi. (…) Sonuç olarak, öncelikle hükümlüleri düzenleme konusu yapan Kanun teklifi, Anayasa’nın amir hükümlerine aykırı olduğu gibi, Devletin, mahpusların yaşam hakları (Anayasa md. 17) karşısındaki yükümlülüklerine ve kamu yararına aykırıdır.

KİME GÖRE SUÇLU?!

b) Siyasal “suçlular”- “gerçek” suçlular ayrımı bakımından Anayasa’ya aykırılık: “Hırsızlık, dolandırıcılık, insan yaralama ve öldürme” vb suçlar, toplum üyelerinin malına ve canına ya da çevresel suçlarda olduğu gibi ortak yaşam mekanına zarar vermeye yönelik olduğundan bütün hukuk sistemlerince suç sayılır. (…) Buna karşılık siyasal suçların muhatabı, ilke olarak yöneticiler olup, bu suçların yelpazesi, siyasal rejimlerin demokratik olma derecesini de ortaya koyar. Şu halde siyasal suçlar, ilgili devlette yürürlükte olan siyasal rejim ve/ya sisteme bağlı olarak değişen suçlardır. Bu itibarla bir devlette suç olarak kabul edilmeyen filler, bir başka devlette suç olarak düzenlenebilmektedir. (…) Bu itibarla, söz konusu teklif, bu büyük haksızlığın düzeltilmesi için bir vesile oluşturabilirdi. Bununla birlikte, tam tersi yapılarak, yasa önerisi, elden geldiğince yüksek sayıda mahpusun tahliyesi hedefiyle hazırlanmış olup, gerçek suçlar- sanal suçlar ayrımında, gerçek suçluları özgürlüklerine kavuşturma gayretkeşliğine karşın, “sanal suçlular”ı, böyle bir ayrımcı düzenleme ile bir kez daha “yaptırıma tabi” tuttuğundan, bu düzenleme tarzı ile Anayasa’nın başta, yaşam hakkını güvence altına alan 17, eşitlik ilkesini güvenceleyen madde 1O ile düşünce, ifade ve basın özgürlüklerini düzenleyen madde 25 ve devamı ile başkaca birçok maddesine aykırıdır.

ŞİDDET YOKSA, TERÖR OLMAZ

c) Şiddete bulaşmayan terör suçluları: Teklifin, terör suçlularını kategorik olarak, indirim ve iyileştirme veya daha teknik deyimle af dışında tutmuş olması da Anayasa’ya aykırıdır. (…)
Bu nedenle “terör” suçlarında asıl ölçüt, şiddet öğesi olmalı; şiddet kullanmayan ve şiddete bulaşmayan söz, yazı, slogan ve eylemler, şiddet ve silah kullanımından ayrı tutulmalıdır. Buna karşılık teklif metninde düşünce suçları ve siyasi suçlar gibi çoğu bu kapsamda yer alan terör suçları, bir torba olarak işleme tabi tutularak indirim ve/ya af kapsamının dışında tutulmuştur. Bu şekilde yaratılan istisna, eşitlik ilkesini ve ayrımcılık yasağını ihlal sonuçlarını doğurabilir. Bu ihtimali güçlendirecek şu öğeler kayda değer:

TERÖR SUÇLAMALARI MAHKEME KARARINA DAYANMIYOR

-15 Temmuz Darbe Girişimi sonucu olarak ortaya çıkan terör tanımı: Bu konuda özellikle 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sonrası şeklinde yapılan ayrım, mahkeme kararına dayanmadığı gibi ceza hukuku ilkelerine de aykırıdır. Bu nedenle, siyasal karar organlarının terör suçu veya örgütü tanımı yerine, yargı kararlarının terör örgütlerine aidiyet veya terör suçu konusunda belirledikleri öğeler veya ölçütler öne çıkarılmalı. Özellikle, “MGK kararı” ifadesi kullanılarak yapılan düzenlemelerin sorunlu olduğu da dikkate alınarak, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası alınan önlemler kapsamında adil yargılanma gereklerine uyulmadan özgürlüklerinden yoksun kılınan kişiler, kategorik olarak istisna kapsamında tutıılmamalı.
(…) Değinilen nedenlerle, ceza indirimi ve/ya af düzenlemesinde öncelikli olarak şiddet kullanmamış olan siyasal suç ve suçluların, bunlar arasında özellikle “fikir suçları” veya suçluları yararlandırılmalıdır. (…)

PAKETİN GENİŞLEMESİ KAÇINILMAZ OLACAK

Bu düzeltmeler yapılmadığı sürece, teklifin bu şekilde yasalaşması, Anayasa’ya aykırı olacaktır. Anayasal uyarınca af düzenlemelerinin 3/5 çoğunlukla yasalaştırılması zorunluluğu da teklifin yasalaşıp uygulamaya konulmasının ardından Anayasa Mahkemesi’nin gündemine gelmesi durumunda, aykırılık temelinde genişlemesini kaçınılmaz kılacaktır.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin