Silivri Cezaevi’nde tutukluluğunun 8. yılını dolduran iş insanı ve sivil toplum temsilcisi Osman Kavala için Türkiye ve dünyadan güçlü destek mesajları geldi.
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, eski bakanlar, akademisyenler, yazarlar ve uluslararası insan hakları savunucuları, Kavala’nın derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Abdullah Gül, “AİHM kararının yerine getirilmesi hem ona yapılan haksızlığı giderecek hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin imajına katkı sağlayacaktır,” derken; eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek, “Öcalan’la ilgili AİHM kararı uygulanması en zor karardı, onu dahi uyguladık” demiştim, aynı fikri taşıyorum.” dedi.
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, Kavala’nın tutukluluğunu “insan hakları tarihine geçecek bir adaletsizlik” olarak nitelendirirken, BM İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Mary Lawlor da Kavala’nın serbest bırakılmasını ve çalışmalarına devam etmesini istedi.
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, “Osman Kavala içeri alınalı sekiz yıl olmuş! Onun uğradığı sınırsız haksızlık ve zulüm ve buna seyirci kalmak bize yalnız Kavala’nın değil hepimizin de onun gibi esir olduğunu hissettiriyor,” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Gazeteci Hasan Cemal ise, “En kısa zamanda serbest bırakılmanı ve aramıza kavuşmanı bekliyorum. Canını sıkma kardeşim; yalnız değilsin. Yanındayız!” ifadeleriyle hem dayanışma mesajını hem de umudunu paylaştı.
TAHA AKYOL: ”DELİL YOK, HAKSIZ MAHKÛMİYETTİR”
Gazeteci Taha Akyol, “Kavala’nın dosyasında tutuklamayı gerektirecek bir delil yok. Bu açık bir haksız mahkûmiyettir” dedi. Ahmet Taşgetiren ise, “Kavala için adalet, aslında herkes için adalet demektir” ifadelerini kullandı.
Destek veren isimler arasında ayrıca AİHM eski yargıcı Rıza Türmen, filozof Ioanna Kuçuradi, yazar Orhan Pamuk, Prof. Adem Sözüer, Prof. Aysel Çelikel, Emre Kongar, Ertuğrul Günay, Murat Karayalçın, Mustafa Yeneroğlu, Nesrin Nas, Yetvart Danzikyan da yer aldı.
GÜL: ”AKP’NİN İLK YILLARINDA BİZE DESTEK VEREN STK HAREKETİNİN İÇİNDEYDİ”
Abdullah Gül şu ifadeleri kullandı:
“Osman Kavala’yı AK Parti hükümetlerinin ilk dönemlerinde Dışişleri Bakanı iken tanıdım. Hükümetlerimizin Türkiye’nin köklü problemlerine çözüm bulmak için uyguladığı kararlı politikalarına, bazı (aşırı ulusalcı) çevrelerin şiddetli muhalefeti karşısında bize en güçlü desteği veren sivil toplum hareketlerinin içindeydi.
Öncelikle AB ile müzakerelere başlamak ve hukuk ve siyasi standartlarımızı yükseltmekle ilgili yasa değişiklikleri ve Kürt sorunu ile ilgili o zaman için cesaret isteyen politikalarımızı sivil toplum örgütleriyle paylaştığımız toplantılarda bizleri heyecanla desteklediğini hatırlıyorum.
Benim nazarımda Osman Kavala, nasıl birçok samimi muhafazakâr iş adamları gönüllü olarak bizim camiamızın vakıf ve dernek faaliyetlerini destekledilerse, o da kendi inandığı doğrultuda toplumsal ve kültürel çalışmaları destekleyen bir iş adamıydı.
AK Parti olarak 2004 yılında anayasanın 90. maddesinde yaptığımız değişiklikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının hukuk uygulamalarımızda göz ardı edilemeyeceğini dikkate alarak, Osman Kavala ile ilgili AİHM kararının yerine getirilmesi hem ona yapılan haksızlığı giderecek hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin imajına katkı sağlayacaktır.’’
ADEM SÖZÜER: ”BU KAYIT DIŞI HUKUKUN FİİLİ YÜRÜRLÜĞÜNE SON VERİLMELİ…”
“Dışarıdan içeriye mektuplar”daki yazımda cezaevlerinde hukuken tutuklu ve hükümlüler kategorisi dışında kimse bulunamayacağını söylemiştim. Bu nedenle “Osman Kavala,Can Atalay” örneklerindeki gibi, haklarında Anayasa Mahkemesi veya AİHM kararlarının uygulanmadığı için dört duvar arasında kalmaya zorlanan kişileri hangi kategoriye sokacağız?” diye sormuştum. AYM/AİHM kararlarına rağmen kişileri cezaevinde tutmanın kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu oluşturduğunu ve böylece “suç işlenerek cezaevinde tutulanlar” şeklinde üçüncü bir kategorinin meydana getirildiğini ifade etmiştim.
Aradan bir buçuk yıl geçti ve Kavala’nın üçüncü kategori kapsamındaki mağduriyeti sekizinci yılını doldurdu. Üstelik AİHM’nin kararlarını dikkate almamak ve AYM’nin sadece bireysel başvuru değil norm denetimi sonucu verdiği kararları uygulamamak da “olağan bir uygulama” oldu.
Halbuki Demirtaş ve Kavala kararlarını uygulamamanın bir istisna olduğu zannedilirken, “siyaseten” yanlış bulunan AİHM ve AYM kararlarının göz ardı edilmesi adeta kural haline geldi. Ama pozitif hukuka yani yürürlükteki “olan”hukuka göre bu kararların bağlayıcı olduğu, tarafı olduğumuz sözleşme, Anayasa ve CMK’da açıkça öngörülmüş.
Hukuk devletlerinde yürürlükteki “olan hukuk” ve bunu iyileştirmek söz konusu olduğundan göz önünde tutulan “olması gereken hukuk” dışında üçüncü bir kategori yoktur. Ancak son gelişmelere bakıldığında tıpkı cezaevlerindeki üçüncü bir kategori gibi hukukta da üçüncü bir kategori ile karşı karşıyayız. Hayat tarzı veya siyasi rakip olmalarından dolayı ya da mizah, barışçıl protesto veya eleştiri hakkı kapsamındaki söz ve davranışları nedeniyle insanların gözaltılara, tutuklamalara ve cezalandırmalara maruz kalması gibi pek çok hukuk dışı uygulama, hukukta üçüncü bir kategoriye işaret ediyor.
Bu üçüncü kategorinin tüm antihukuk göstergelerinin Osman Kavala’ya yansıdığı aşikardır.
Sadece siyasi amaçlarla ve Anayasasızlaştırma (**) yöntemleriyle devletin yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerine hâkim olan güç tarafından oluşturulan bir kategori bu. İktidarın belirlediği siyasi gereklilikler söz konusu olduğunda pozitif hukuku devre dışı bırakan bu üçüncü kategori kayıt dışı hukuk olarak adlandırılmalıdır. Adalet amacı gütmeyen, gayriresmî kuralları ile kaynakları yazılı olmayan bu kayıt dışı hukukun fiili yürürlüğüne son verilmelidir. Bunu sağlamanın ilk adımı ise başta “tüm siyasi aktörlerin”, AİHM/AYM kararlarının gereklerinin amasız ve derhal yerine getirilmesini ilk öncelik ve ortak payda olarak kabul etmeleridir. Osman Kavala’nın (elbette diğerlerinin de) cezaevinden ve üçüncü kategoriden çıkmasını istiyorsak, tüm siyasi süreçlerdeki işbirliğinin temel koşulu bu olmalıdır.”
ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ GENEL SEKRETERİ AGNÈS CALLAMARD: ”BU DAYANILMAZ ADALETSİZLİK SON BULUNCAYA KADAR HEPİMİZE ÇOK İŞ DÜŞÜYOR”
”Osman Kavala nihayet özgürlüğüne kavuştuğunda – ki umarım o gün çok yakın, ona yapılan adaletsizlik, Türkiye tarihinin bu döneminin en utanç verici örneklerinden biri olarak anılacaktır. Ömrünü çok kültürlülüğe, diyaloğa ve açıklığa adamış bir insan hakları savunucusu, sekiz yıl gibi çok uzun bir süredir toplumdan uzaklaştırılmış, kültür-sanata, daha iyi bir toplum inşasına katkı sağlamaktan alıkonulmuştur. Bir insanı, sadece toplumun geri kalanına mesaj vermek için özgürlüğünden yoksun bırakmak nasıl korkutucu bir karar, ne büyük bir haksızlıktır: “Cesaretiniz varsa aykırı davranın; hapse atılırsınız ve hiçbir şey, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de dahil hiç kimse sizi kurtaramaz.”
2022 yılında Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala’yı ve Gezi Davası’nda yargılanan diğer yedi kişiyi, bu haksız davadaki mahkumiyetlerinin ardından düşünce mahkûmu ilan ettiğinde, “Bu insanların cezaevinde geçirdiği her gün, adalet kavramına ve insan haklarına, Türkiye devletinin korumayı taahhüt ettiği ancak defalarca ve pervasızca ihlal ettiği ilkelere karşı yapılmış bir hakarettir” demiştim. O zamandan bu yana 1.233 gün daha geçti. Osman Kavala Ekim ayında 68 yaşına girdi. Bizler, Osman Kavala’nın ve diğer düşünce mahkûmlarının özgürlüğüne kavuşması talebimizden geri adım atmadık. O ve diğerlerinin özgürlüklerine kavuştuğunu, maruz kaldıkları bu dayanılmaz adaletsizliğin son bulduğunu görünceye dek hepimize çok iş düşüyor. Osman Kavala unutulmuş bir mahkûm değildir; henüz fiziksel olarak aramızda olmasa da, çok yakında olacağına dair inancımız ve kararlılığımız tamdır.”
CEMİL ÇİÇEK: “ÖCALAN’LA İLGİLİ AİHM KARARI UYGULANMASI EN ZOR KARARDI, ONU DAHİ UYGULADIK” DEMİŞTİM, AYNI FİKRİ TAŞIYORUM”
”Gerek Adalet Bakanlığım gerek sekiz yıla yakın süren Hükümet Sözcülüğüm ve daha sonra TBMM Başkanlığı görevlerim boyunca bu ve benzeri konularda muhtelif açıklamalar yaptım. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması gerekliliği hususunda yaptığım bir açıklama hemen aklıma geliyor.
Bu açıklamamda Abdullah Öcalan’la ilgili AİHM kararı uygulanması en zor karar olduğu hâlde, bu kararın bile uygulandığını belirtmiştim. Bugüne baktığımızda, o açıklamalarıma nazaran yeni bir durum yok. Konu aynı, uygulanacak kurallar aynı, kararı veren mahkemeler aynı… Dolayısıyla yeni bir şey söylemeye gerek yok. Geçmişte ne söylediysem aynı fikirleri taşıyorum.”
ESKİ KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY: ”BAŞKA İNSANLARIN İYİLİĞİ İÇİN DAHA YAPACAĞI ÇOK İŞ VAR…”
“Osman Kavala’ya Özgürlük” girişiminin, dostlarına yazdığı mektubun son cümlesi Osman’ın yaşamının özeti gibi: “Osman Kavala’nın başka insanların iyiliği için daha yapacağı çok iş var.”
Gerçekten de Osman Kavala yaşamının büyük bölümünü, bilgisini, imkânlarını başkalarının iyiliği için seferber etti. İnanç, köken, sınıf, servet, dil, din ayrımı gözetmeden, herkesin iyiliği için uğraştı; sorunların barış, hoşgörü ve diyalog içinde çözümlenebileceğine inandı, bu ortamı oluşturmaya çalıştı.
Bu niteliklerini bilenler, dostları, arkadaşları tutukluluğunun sürüp giden yıldönümlerinde artık çaresizlik çığlıklarına dönüşen duygularımızı yazıp çiziyoruz. Derde deva olmuyor.
Belki bu kez farklı bir şey yapmalı; haksızlığa karşı çığlığımızı uluslararası boyutlara taşıyacak bir girişimle yükseltmeliyiz.
Yaşamını, ayrım gözetmeden bütün insanların iyiliğine vakfeden Osman Kavala’yı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterelim.
Son on yılda yaşanan bütün hukuksuzluklara karşı ve bütün mağduriyetlerin simgesi olarak…
Kim bilir, bütün bu kargaşa ve karanlığın sonunda, belki çok uzak olmayan bir tarihte, “başka insanların iyiliği için” üstleneceği başka görevlere de adayımız olur.
Sabrı ve onurlu direnciyle ona çok da yakışır.”
