Çağrı: Bir çöl destanı!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Önce şu hatırlatmayı yaparak başlamak isterim: Çağrı filmi ile ilgili fikir belirtirken iki noktayı göz önünde tutmakta yarar olacaktır. Birincisi filmin anlattığı hikayenin geçtiği tarih ve bağlam, ikincisi filmin çekildiği tarih ve yaşananlar. 

Bunun dijital teknolojinin akıl almaz boyutlara ulaştığı ve nispeten ucuzlayıp, kolaylaştığı bir dönemde, çekildiği dönemin şartlarını göz önünde tutmadan yapılacak eleştiri filme ve emeği geçenlere büyük haksızlık olacaktır. Keza, İslam’ın ortaya çıktığı dönemi ve şartları bilmeden ya da bildiği halde dikkate almadan yapılacak eleştiriler de çok anlamlı olmayacaktır. 

Geçelim filmimize. 

Çağrı filmi hikayenin geçmiş kısmını özetleyen bir prolog ile beraber açılışında gösterdiği panayır sahnesiyle Mekke ile ilgili seyircide bir zaman-mekan-insan tahayyülü inşa ediyor. Ve bütün filmi bu üç sağlam kolon üzerine kuruyor. 

Açılış sekansında şehrin (Mekke) genel görüntüsü ile beraber halkın zenginler, alt tabaka ve köleler olarak üçe ayrıldığı, yöneticilerin maddi güç ve inancı ellerinde tutarak bulundukları konuma geldiklerini görmek filmi izlemenin en kolaylaştırıcı unsurlarından oluyor. 

Filmin motivasyon ve matematiği de ilerleyen sahnelerde ne kadar sıkı dokunmuş olduğunu sekanslar aktıkça görüyoruz. 

Şüphesiz başkahramanın görünür olmayacağı, hatta sesinin bile duyulmayacağı kabülüyle filme başlanınca (zira prologda bu açıkça ifade ediliyor) kamera açısını destekleyen iki önemli unsur öne çıkıyor: Müzik ve sembol olarak kullanılan asa. 

POV yani (Point of View), sinemada birincil kişi bakış açılı çekimi ifade ediyor. Bir film ve çekim tekniği olarak kullanılan POV ile izleyiciler bizzat kahramanın gözünden olayı görebilme şansına sahip oluyorlar. Böylece izleyiciler olayı daha derinden hissedebildiği gibi, kahramanın gözünden yansıyan detaylara da hakim oluyorlar. Yani Çağrı filminin izleyicisi Peygamber Efendimizi görmüyor belki ama onun gözünden olayları ve bu olayların kahramanlar üzerindeki etkisini görme şansına sahip oluyor. 

Filmde birkaç kahraman daha kimisi sembolle, kimisi ses ile, kimi sadece varlığıyla gösterilmiyor. 

Örneğin Hz. Cebrail de filmin kahramanlarından ve sadece ayetleri okumasıyla varlığını biliyoruz. 

Keza Hz. Ali. Her ne kadar Hz. Hamza tarafından ismen varlığını izleyiciye gösterse de kılıcı (Zülfikar) ile sembolik olarak anlatılıyor ve kamera Bedir savaşında Hz. Ali’nin POV’undan da çarpışmayı gösteriyor bir ara. 

Bu arada Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar ile ilgili bir tarihsel yanlışlık var Çağrı’da. 

Tarih kaynakları Zülfikar’ın hikayesine dair iki ayrı rivayette bulunur. Birincisi kılıcın Bedr savaşında öldürülen As B. Münebbih’e ait olduğudur. Ganimet olarak Efendimize verilmiş o da Uhud’da Hz. Ali’ye uzatmıştır. İkinci rivayet ise kılıcın çok önceden beri Hz. Peygamberde olduğu ve yine Uhud savaşında verdiğidir. Her iki rivayet de Bedir savaşında Zülfikar’ın Hz. Ali’de olmadığını göstermektedir. Film, metafor ve sureti göstermekten kaçma adına böyle küçük bir tarihsel kayma yapmıştır. 

Aslında nihayetinde bir film olan Çağrı elbette tarihsel bir belge sayılamaz. Ancak daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi Pentagon dahil pek çok İslam dışı çevre temel İslam bilgilerini ilk olarak bu filmden karşılamıştır. Sözgelimi ünlü film sitesi Rotten Tomatoes’in pek çok kullanıcısı filmi bir tarihi belge olarak izlediklerini paylaşmışlardır. 

12 iyi 12 kötü karakter matematiğiyle filmine başlayan Akkad, gerek çekim esnasında yaşadığı zorluklar gerekse bu tür filmlerin en büyük düşmanı olan uzunluk engelinden dolayı bazı önemli noktaları maalesef eksik bırakmış bu da hikayede boşluklara sebep olmuş. 

Bu tür filmlerde izleyiciye en büyük tat veren olaylar kahramanların dönüşümleridir. Genellikle “turning point” denilen bir sahne ile kötü olan karakter iyilerin safına geçerek hem izleyicinin duygusuyla iletişim kurulur hem de filmin dramatik gücü desteklenir. 

Hz. Hamza’nın dönüşüm noktasını filmde şahane bir şekilde görmekteyiz. Çölden at üzerinde gelen Hamza görkemli şekilde filme giriş de yapar ve aynı anda iyilerin safında yer aldığını açıklar. 

İki önemli karakter olan Halid Bin Velid ve Amr bin As için ne yazık ki bu durum net şekilde görülmez Çağrı’da. 

Hz. Bediüzzaman, peygamber Efendimizi (SAV) ele aldığı 19. Söz ve 19. Mektup’ta O’nun en önemli özelliğinin yaşadığı çağı dönüştürmesi olarak işler. “Bilirsin ki sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde büyük bir hâkim, büyük bir himmetle ancak dâimî kaldırabilir. Halbuki, bak, bu zât büyük ve çok âdetleri, hem inatçı, mutaassıb büyük kavimlerden zâhirî küçük bir kuvvetle, küçük bir himmetle, az bir zamanda ref’ edip, yerlerine öyle secâyâ-i âliyeyi-ki, dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak-vaz’ ve tesbit eyliyor. Bunun gibi daha pek hârika icraatı yapıyor.

İşte, şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere Cezîretü’l-Arabı gözlerine sokuyoruz. Haydi yüzer feylesofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar. O zâtın, o zamana nisbeten bir senede yaptığının yüzden birisini, acaba yapabilirler mi?” diyen Bediüzzaman meselenin tam odağından vurmuştur.

Keza Vahşi’nin Hz. Vahşi’ye dönüştüğü ve afedildiği müjdesini aldığı sahnenin eksikliğini hep hissetmişimdir. Peygamberin koruyucusu ve İslam’ın en büyük savunucunun katilinin bile affedildiği bir inanç manzumesi  

Çağrı’ya getirilebilecek eleştirilerden biri de, kahramanların değişimine yeterli derinlikte eğilememesi olabilir. 

Film İslam tarihinin iki önemli savaşını ayrıntılarıyla (sebep-sonuç ilişkisi dahil) ele alırken, belki de islam dininin temel seyrini değiştiren Hendek hadisesini (pek çok kaynak bu olayı savaş olarak vermez) es geçer. Uhud’dan Hudeybiye’ye antogonistlerin diyaloglarıyla geçeriz. İhtimal ki merhum Akkad Hendek için set kurmaya ya imkan ya da zaman bulamamıştır. 

Çağrı filmi daha çekilmeye başlanmadan özellikle İslam dünyasında çok büyük eleştirilere sebep olmuştur. Bunların bazılarını bu yazı serisi vesilesiyle sizlerle paylaştık. Ancak herkesin eleştiri gerekçesi farklıdır. Kimileri ise neye karşı olduğunu bile bilmeden Çağrı aleyhine tutum takınmıştır ne yazık ki!

Çağrı’nın en çok eleştiri aldığı noktalardan biri de İslam’ın sanki savaş dini olduğu izlenimi verdiği iddiasıdır. 

Şüphesiz bu eleştiri bugün için normatif anlamda haklı gibi görünse de tarihsel bağlamıyla ele alındığında çok geçerli bir eleştiri olamaz. Kaldı ki, kostümlerin renk seçiminden yaşanan hayatın sadeliğine ve özellikle Medine sahnelerindeki huzur veren atmosferiyle Çağrı İslam’ın “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” düsturuna tam olarak uymaktadır. 

Bunun dışında filmde bir takım teknik ve devamlılık hataları vardır ve bunlar da normaldir şüphesiz. Çağrı’da bu tür hatalar arayanlar kesinlikle bulmakta zorlanmayacaktır ancak onlara ünlü yönetmen Federico Fellini’nin “İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi…” cümlesini hatırlatmak isteriz. 

İsterseniz hemen bir devamlılık hatasına biz göz atalım: 

Uhud Savaşı sonrası Hz. Hamza’nın cansız bedenini arayan Hind ve Vahşi onu az uzakta gördüklerinde Hamza’nın bakışı onlara (sola) doğrudur. Ancak bir sonraki planda kamera açısı gereği başın biraz daha dikleştirilrdiği görülür. Bir sonraki açıda ise neredeyse tamamen sağa bakmaktadır. 

Dediğimiz gibi bu tür teknik hatalar filme pek bir zarar vermez. Örneğin Çağrı’dan 25 yıl sonra çekilen ve 10 katı daha büyük bütçeye sahip olan 5 Oscar ödüllü Gladiator’de çok daha fazla hata bulmak mümkündür. 

https://i.imgur.com/DzFzUx5.gif

Hemen açılışından sonra hikayesinde kırılma yaşatan Mustafa Akkad, bir peygamberin önündeki fiziksel ve sosyal engelleri birer birer aşıp amacına ulaşmasını son derece eli yüzü düzgün şekilde anlatır. Kahramanın hedefi Mekke’dir. Bir zaman zorla çıkarıldığı ve inancından dolayı horlandığı Mekke ve dolayısıyla Kabe temel amaçtır. 

Hz. Peygamber’i sembolize eden asanın, Kureyş putperesliğini temsil eden Menat’ı yıkması çok şahane bir finaldir. 

Keza akabinde Hz. Bilal’in Kabe’ye tırmanıp ezan okumasıyla Çağrı hikayesini hitama erdirir ve “pay off” olarak Veda Hutbe’siyle sözünü tamamlar. Bu metnin güncel kutsal topraklar görüntüleri eşliğinde verilmesi ise izlediğimiz öyküyü 1500 yıl öncesinden alıp günümüze taşır. 

Aslında şahsen en çok arzu ettiğim şeylerden biri, şöyle derinlemesine bu filmin analizini yapmaktı ama layıkıyla yapacak vakit ayıramamak endişesi bugüne kadar bu amacımı gerçekleştirmeme izin vermedi maalesef. 

İnşallah bu filmi layıkıyla ele alan incelemeler genç nesil tarafından yapılır ve biz de zevkle okuruz. 

“Çağrı gibi bir film neden çekilemiyor?” sorusuna cevap olacak tek bir yazımız kaldı. 

Bu vesileyle herkesin mübarek Ramazan Bayramını tebrik ederim. 

2 YORUMLAR

  1. Eyvallah hocam;
    Allah razı olsun, yazılarınıza, sizin açıdan birşey ifade edermi bilmiyorum ama çok değer veriyorum.
    Zira aynı gemide olduğumu düşündüğüm bir fikir insanının bu şekildeki, medya ile ilgili yazılar yazması çok önemli çünkü; insana birebir temas ettiğini düşünüyorum.
    Bir soru;
    Neden YouTube, Facebook, Twitter, Amazon gibi zamanımızın gerçeklerini, yazılarında fayda veya zarar’dan ziyade nasıl beraber yaşanır ilke ve olgularını değerlendirecek ve analizini yapacak yazarlarımız çok az?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin