Edebiyatçı-yazar Yavuz Ekinci’nin 9 yıl önce yazdığı Rüyası Bölüneler adlı romanıyla ilgili 2023 yılında açılan davanın yeni duruşması yarın İstanbul Çağlayan Adliyesi 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi, 2014 yılında yayımlanan romanı, ‘kamu güvenliğini tehdit ettiği’ gerekçesiyle 13 Mart 2023 tarihinde yasaklatmış ve kitap ardından toplatılmıştı.
AYM’YE BAŞVURU YAPTI
Yavuz Ekinci, yasaklama kararının ardından, kararın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı. Dosya hâlâ AYM’de inceleme aşamasında bekletiliyor.
Kitabın yasaklanmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekinci hakkında “Bu Romanı Neden Yazdın?” başlığıyla ceza davası açtı. “Örgüt propagandası yapmak”la suçlanan Ekinci, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı.
Mahkeme, 9 Aralık 2024 tarihli ikinci duruşmada davanın reddine karar verdi. Ancak savcılık bu kararı istinafa taşıdı. İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin kararını bozarak davanın yeniden görülmesine hükmetti.
Bu karar doğrultusunda Rüyası Bölünenler davası tekrar açıldı. Yavuz Ekinci, yarın (9 Temmuz 2025) yeniden hâkim karşısına çıkacak.
Yayınlandığı dönemde herhangi yasal bir işleme konu olmayan romanının halen yasaklı olduğunu sosyal medya hesabından paylaşan Yavuz Ekinci, “Bu yasaklama kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptım. Dosyam hâlâ AYM’de inceleme bekliyor. Öte yandan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkımda “Bu Romanı Neden Yazdın?” başlıklı bir dava açıldı. 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandım. 9 Aralık 2024 tarihli ikinci duruşmada, mahkeme davanın reddine karar verdi. Ancak savcılık bu kararı istinafa taşıdı. İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin kararını bozarak davanın yeniden görülmesine hükmetti.” dedi.
“Rüyası Bölünenler” romanım nedeniyle hakkımda açılan davanın yeni duruşması, 9 Temmuz 2025 Çarşamba günü saat 10:00’da, İstanbul Çağlayan Adliyesi 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
2014 yılında yayımlanan Rüyası Bölünenler romanım, İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla… pic.twitter.com/4buJjMpGbl
— Yavuz Ekinci (@yavuzekinci151) July 7, 2025
“SUÇLAMAYI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUM”
Yavuz Ekinci, 18 Eylül 2023’te yapılan ilk mahkemede kendisini şöyle savunmuştu:
“Sayın Mahkeme, ben bir yazarım. Çeyrek asırdır okumadığım ve yazmadığım bir günüm olmadı. Altı roman, üç hikâye kitabı, bir çocuk kitabı yazdım. Metinlerim onlarca dile çevrildi. Oysa şimdi on yıl önce yayınlan Rüyası Bölünenler romanımdan dolayı suçlanıp yargılanıyorum. Öncelikle hakkımda isnat edilen Rüyası Bölünenler romanımla ‘Terör Propagandası Yapma’ suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum. Yazmış olduğum bir roman, kurmaca bir metin sebebiyle bu şekilde suçlanmaktan dolayı da bir yazar olarak hukuk devleti adına son derece üzüntü duyuyorum.
“BEN BU ROMANI NİYE Mİ YAZDIM?
Mahkemenin davetini, yani mahkeme celbini aldığım gün; tıpkı mahkemenin bana sorduğu gibi ben de kendi kendime şu soruyu sordum ‘Ben bu romanı neden yazdım?’ İlk okulun ya 3 ya da 4. sınıfındaydım. Öğretmenimiz bize ‘Resim defterinizi çıkarın ve evinizi, köyünüzü çizin’ demişti. Büyük resim defterimi açtım, sayfanın ortasına önce bir çatı, sonra bir ev… Evin sağına gürül gürül akan bir dere, sol tarafına ise kocaman bir çam ağacı… Sonra evin arkasına sıradağlar, sıradağların arasında yükselen sarı bir güneş, V-M harflerinde onlarca kuş çizdim. En son evin çatısına tüten bir baca çizdim.
Derken yıllar geçti. Üniversiteyi bitirdim ve öğretmen olarak Batman’ın bir köy okuluna atandım. Bir gün öğrencilerime ‘Resim defterlerinizi çıkarın ve evinizi, köyünüzü çizin’ dedim. Çocuklar defterlerini çıkarıp evlerini çizmeye koyuldu. Sıraların arasında dolaşıp öğrencilerimin çizdiği resimlere baktım. Öğrencilerim de tıpkı benim gibi, sayfanın ortasına çatılı bir ev, evin sağına dere, soluna çam ağacı, arka fona sıradağlar, dağların arasında yükselen güneş ve havada asılı kuşlar çizmişlerdi.
Oysa gerçek bu değildi. Ben bir dağ köyünde büyüdüm. Evimizin duvarları taştan ve damları topraktandı. Köyde tek bir çatılı ev yoktu. Ama ben yine de resim defterime çatılı bir ev çizmiştim. Görev yaptığım köy, bir ova köyüydü. Evler kerpiçtendi. Hepsi toprak damlıydı ve köyde çatılı tek bir ev bile yoktu. Ama öğrencilerim de benim gibi evlerini çatılı yapmışlardı.
Peki neden çatısı olmayan evimizi değil de kitaplardaki gibi çatılı ev çiziyorduk? Çünkü evimizin bir ev olduğunu düşünmüyorduk. İşte o günlerde öyküler yazıyordum. Okuduğum kitaplardaki gibi öykülerdi bunlar. Hiç bilmediğim, görmediğim hayatları anlatıyordum. Çünkü bir hikâyemin olduğunu ve hikâyemin de anlatılmaya değer bir hikâye olduğunu düşünmüyordum. Tıpkı yaşadığım evin çizilmeye değer bir ev olduğunu düşünmediğim gibi…
“ROMANDA ANLATILDIĞI GİBİ BİR HAYATIM OLMADI”
Evimin bir ev olduğunu, hikâyemin de anlatılmaya değer bir hikâye olduğunu anlamamı sağlayan yazarlardan biri Yaşar Kemal’dir. O yüzden Yaşar Kemal benim için bir yazardan öte, bir keşif bir buluştur. Bu vesileyle Yaşar Kemal’i saygıyla anıyorum.
Onun sayesinde yüzümü kendi evime, yani kendi hikâyeme çevirdim. Açıkçası, Rüyası Bölünenler’de anlatıldığı gibi bir hayatım olmadı ama Rüyası Bölünenler benim evimin ve evimdeki insanların geniş anlamıyla, köyümün, memleketimin, ülkemin hikâyesidir. Rüyası Bölünenler, pencerenin önünde gözü yolda, televizyonun karşısında giden oğullarından, kızlarından veya babalarından haber bekleyenlerin hikâyesidir. Bitmeyen bir bekleyişin hikâyesidir. İster buna Cumartesi Anneleri, ister buna Diyarbakır Aileleri deyin! Rüyası Bölünenler, öyle veya böyle bu coğrafyanın hikâyesidir.
“BENİ DEPREMİN ERTESİ GÜNÜ İHBAR EDEN O VATANSEVER İNSANIN RUH AHLİNİ MERAK EDİYORUM”
Bu davada beni en çok üzen ve ilk duyduğumdan beri anlamaya çalıştığım, büyük şubat depreminin ikinci gününün gecesinde Rüyası Bölünenler romanımı CİMER’ e şikâyet eden insanın ruh dünyasıdır. O gün binlerce insan Hatay’da, Maraş’ta, Antep’te, Malatya’da enkaz altındaydı. Ülke olarak, insan olarak çaresizlik içindeydik. Utanarak evimizde, ekran başında bekliyorduk. İnsan sıcak bir yerde olduğundan, yaşadığından utanıyordu. Oysa bütün bu korkunç olaylar yaşanırken 7 Şubat gecesi birisi hiç üşenmeyip ‘terör propagandası yapıyor’ diyerek romanımla ve benimle ilgili CİMER’e ihbarda bulunabiliyordu.
Yani ben o günlerde evde oturmaktan, yemek yemekten, konuşmaktan bile utanırken, vatansever olduğunu düşünen biri romanımı ve beni CİMER’e şikâyet edebiliyordu. Davanın sonucunu değil benim romanımı ülkenin bulunduğu o atmosferde ihbar edebilen o vatansever insanın ruh halini merak ediyorum. Vatansever vatandaşın bu ihbarı üzerine 7. Sulh Ceza Hakimliği, ne benim ne de yayınevimin savunmasını almadan 2014 yılında yayınlanan kitabıma toplatma ve yasaklama kararı verdi.
“GELDİĞİMİZ NOKTA DRAMATİK”
Mahkeme, Rüyası Bölünenler’e toplatma kararı çıkararak roman kahramanlarını tutuklayıp onları hapse mi atacak? Dünyanın bütün polisleri birleşse de tek bir roman kahramanını tutuklayıp hapse atamaz. Onlar artık birer ölümsüz olarak hayatın içindeler. Sınırları ve dilleri aşalı çok oldu.
Şimdi geldiğimiz nokta daha da dramatik. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, bu ihbardan yola çıkarak ilk baskısı 10 yıl önce çıkmış kitabımla ilgili ikinci bir soruşturma başlattı. Çünkü mahkemeye göre kitabın toplatılması, yasaklanması yeterli bir ceza değildi yazarın da cezalandırılması gerekiyordu. Şu an bu mahkeme salonunda bulunmamızın nedeni bu vatansever vatandaşın o geceki ihbarıdır.
“YASAKLATIP TOPLATM AK POLİTİKTİR”
Roman bir kurgudur. Kurguladığım evrenin mahkemeye gerçek gelmesi benim edebiyatımın gücünü, mahkemenin de edebiyata yaklaşımını gösterir. Kurgulanmış bir yapıtın evrenine açılan dava soyuttur. Onu bugünün mahkemelerinde yargılayıp yasaklayıp toplatmak ise politiktir. Karakterler ve onların sözleri üzerinden sanatçıyı yargılamak ise sanata hakarettir. Bir roman kahramanının söylediklerinden, yaptıklarından dolayı yazarını yargılarsak, o zaman Raskolnikov’ dan dolayı Dostoyevski’yi katil olarak yargılamamız lazım.
“ROMANIM MODERN BİR YUSUF VE KARDEŞLERİNİN HİKAYESİDİR”
Yargılandığım romanım modern bir Yusuf ve kardeşlerinin hikâyesidir. Babasının sevgisine aç olan bir çocuğun hikâyesidir. Hayali bir karakterin kardeşini arama hikâyesidir. İddianamede geçen bölümler bu hayali kahramanın gözünden anlatımdır. Kitap içerisindeki tüm olay ve şahıslar benim hayal ürünümdür. Bu olayları yazılı ve görsel basından edindiğim bilgilerle kurguladım. Kurgulanmış karakterlerin gözünden yapılan anlatımların suç teşkil etmeyeceğini düşünüyorum. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Sayın mahkemenin 2014 yılında yani 10 yıl önce yayınlanan Rüyası Bölünenler romanımı Anayasa ve AİHM de düzenlediği üzere düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmesini ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum.”
