Orhan Sait BERBER | CENEVRE
Birleşmiş Milletler’de 5 Mayıs’ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında düzenlenen panelde diplomatlar, insan hakları uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, sürgündeki gazetecilere yönelik sınır aşan baskıların giderek arttığı uyarısında bulundu.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR) ve Estonya tarafından Avusturya, Kanada, Belçika, Finlandiya, Sierra Leone ve Birleşik Krallık da dahil olmak üzere çeşitli ortak sponsorlarla birlikte organize edilen panelde konuşmacılar, dijital gözetimden fiziksel saldırılara kadar uzanan baskı yöntemlerinin artık yalnızca basın özgürlüğüne değil, uluslararası hukuk düzenine ve demokratik sistemlere yönelik küresel tehdit oluşturduğunu söyledi.
Panel boyunca en sık tekrar edilen mesaj ise şu oldu: “Sürgün artık güvenli değil.”
BM raportörü Irene Khan: ‘Bu uluslararası düzene yönelik tehdit’
Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü Özel Raportörü Irene Khan, panelin en dikkat çeken konuşmalarından birini yaparak sınır aşan baskının artık yalnızca basın özgürlüğü değil, kurallara dayalı uluslararası düzen için de tehdit oluşturduğunu söyledi.
Khan, sürgündeki gazetecilerin çoğu zaman kendi ülkelerindeki halka ulaşan tek bağımsız bilgi kaynağı olduğunu belirtti.
“Cemal Kaşıkçı’yi düşünün. Ne yazık ki sınır aşan baskı nedeniyle hayatını kaybeden sürgündeki gazetecilerin en bilinenlerinden biri” dedi.
Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan yönetimini eleştiren yazılarıyla tanınan ve Washington Post için çalışan Suudi gazeteciydi. Kaşıkçı, Ekim 2018’de evlilik işlemleri için gittiği İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürüldü.
Türk yetkililerin soruşturmasına göre Kaşıkçı, konsolosluk binasına girdikten kısa süre sonra Suudi Arabistan’dan gelen bir ekip tarafından öldürüldü ve cesedi parçalandı. Cesedine ne olduğu ise hiçbir zaman tam olarak açıklığa kavuşmadı.
Khan ayrıca Belaruslu gazeteci Raman Pratasevich’in uçağının zorla indirildiğini, Rus gazetecilerin zehirlenme vakalarıyla karşı karşıya kaldığını ve BBC Persian çalışanlarının İran tarafından hedef alındığını anlattı.
Khan, “Bütün bunların bu kadar büyük bir pervasızlıkla yapılabilmesi son derece endişe verici” dedi. BM raportörü, sürgündeki gazetecilerin yalnızca güvenlik değil, hukuki statü ve ekonomik kaynak sorunlarıyla da mücadele ettiğini söyledi.
Belaruslu gazeteci: ‘Lukaşenko rejimi baskıda şaşırtıcı’
Panelde en çarpıcı kişisel tanıklıklardan biri Belaruslu sürgün gazeteci Yauhen Merkis’ten geldi.
Merkis, Belarus’ta bağımsız medya için çalıştığı gerekçesiyle tutuklandığını, dört yıl hapis cezasına çarptırıldığını ve daha sonra zorla Litvanya’ya sürgüne gönderildiğini söyledi.
Ailesinin hâlâ Belarus güvenlik servislerinin baskısı altında olduğunu anlatan gazeteci, sürgündeki medya çalışanlarının “aşırılıkçı” ilan edildiğini, pasaportlarının iptal edildiğini ve sosyal medya hesaplarının hedef alındığını söyledi.
“Lukaşenko rejimi bağımsız medya ve sivil toplumu bastırma konusunda son derece şaşırtıcı.” dedi.
Casus yazılım ve dijital gözetim uyarısı
Gazetecileri Koruma Komitesi (Committee to Protect Journalists) temsilcisi Fiona O’Brien, ‘Pegasus’ benzeri casus yazılımların gazetecilerin telefonlarını “24 saat çalışan gözetim cihazına” dönüştürdüğünü söyledi.
O’Brien, sürgündeki Belaruslu bir gazetecinin adresinin devlet yanlısı medya tarafından yayımlandığını anlatarak dijital baskının fiziksel tehdide dönüştüğünü söyledi. “The Guardian’ın haberine göre, Cemal Kaşıkçı’nin öldürüldüğü dönemde ailesi ve yakın çevresinin telefonları da hedef alınmıştı” dedi.
Joanna Szymańska ise sosyal medya platformlarının organize şikâyet kampanyalarıyla gazetecileri susturmak için kullanıldığını söyledi. Szymańska, sürgündeki gazetecilerin “ajan” veya “terörist” olarak damgalandığını ve bunun hedef aldıkları toplumlarla bağlarını kopardığını belirtti.
OHCHR: ‘Bu yalnızca güvenlik meselesi değil’
OHCHR Tematik Katılım ve Özel Prosedürler Direktörü Peggy Hicks, sınır aşan baskının artık doğrudan insan hakları ihlali olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Hicks, devletlerin gazetecileri susturmak için dijital gözetimden ekonomik baskıya, yargı süreçlerinin kötüye kullanılmasından aile üyelerine yönelik tehditlere kadar farklı yöntemlere başvurduğunu söyledi. Bazı vakalarda ise bu baskının suikast ve kaçırmaya kadar vardığını belirtti.
Kadın gazetecilerin özellikle çevrimiçi cinsiyet temelli saldırılara maruz kaldığını söyleyen Hicks, Interpol kırmızı bültenlerinin kötüye kullanılmasının da ciddi risk oluşturduğunu ifade etti.
Kanada’dan Interpol uyarısı, Türkiye örneği tartışmaları güçlendirdi
Canada temsilcisi, panelde özellikle Interpol mekanizmalarının siyasi amaçlarla kötüye kullanılmasına dikkat çekerek gazetecilerin ve muhaliflerin sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Kanada temsilcisi, kişilerin siyasi baskı veya işkence riski bulunan ülkelere zorla geri gönderilmesini yasaklayan “non-refoulement” (geri göndermeme) ilkesinin korunmasının önemini vurguladı.
Son yıllarda Ankara’nın Interpol mekanizmalarını sürgündeki gazeteciler ve muhalifler için kullandığına ilişkin uluslararası raporlar tartışmaların arka planındaki en dikkat çekici örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Araştırma kuruluşu DISCLOSE’un 2026 tarihli araştırmasına göre Türkiye, 2016 sonrası dönemde Interpol sistemine on binlerce pasaport bildirimi ve binlerce kırmızı bülten talebi gönderdi. Haberde, Interpol’ün siyasi nitelikte bulduğu yüzlerce Türk başvurusunu reddettiği belirtilmişti.
Araştırmada özellikle sürgündeki gazetecilerin hedef alındığı vakalara dikkat çekildi. Bunlardan biri, Birleşik Krallık’a sığınan gazeteci Akın Olgun oldu. Olgun, 2022’de Yunanistan’ın Rodos Adası’nda gözaltına alınmış, daha sonra hakkında kullanılan Interpol kaydının kaldırıldığı ortaya çıkmıştı.
Peggy Hicks de Interpol kırmızı bültenleri ve uluslararası polis işbirliği mekanizmalarının “meşru hukuk uygulaması görüntüsü altında kötüye kullanılabildiğini” söyledi.
Estonya: ‘Barış sessizlik üzerine kurulamaz’
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Estonya Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Jonatan Vseviov, basın özgürlüğü ile güvenliğin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.
Vseviov, otoriter devletlerin artık gazetecileri yalnızca kendi sınırları içinde değil, sürgünde yaşadıkları ülkelerde de hedef aldığını belirterek dijital gözetim, çevrimiçi taciz, aile bireylerine baskı ve fiziksel tehditlerin giderek yaygınlaştığını söyledi.
Rusya’nın sürgündeki gazetecilere yönelik baskısını örnek gösteren Estonyalı yetkili, ülkesinin risk altındaki gazetecilere yılda 35 oturum izni verdiğini açıkladı.
“Barış sessizlik üzerine değil, gerçek, hesap verebilirlik ve güven üzerine kurulur,” dedi.
UNESCO: Basın özgürlüğü son 10 yılın en sert düşüşünde
UNESCO temsilcisi Sylvie Coudray, yayımladıkları son küresel rapora atıf yaparak basın özgürlüğünün son 10 yıldaki en sert gerilemeyi yaşadığını söyledi.
Coudray, dünya nüfusunun yüzde 72’sinin otoriter yönetimler altında yaşadığını belirterek Gazze, Sudan ve Ukrayna gibi bölgelerde gazetecilere yönelik saldırıların “sessizlik bölgeleri” yarattığını söyledi.
Kadın gazetecilerin yüzde 75’inin çevrimiçi şiddet yaşadığını belirten UNESCO yetkilisi, deepfake teknolojisinin de yeni tehdit alanlarından biri haline geldiğini ifade etti.
İngiltere: ‘Sürgün yeni bir baskı aracına dönüşmemeli’
İngiltere temsilcisi ise Medya Özgürlüğü Koalisyonu’nun sınır aşan baskılar konusunda daha aktif çalışacağını açıkladı.
İngiltere temsilcisi, sürgündeki gazetecilerin korunması için devletlerin, uluslararası kuruluşların ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini belirterek, “Sürgün yeni bir baskı aracına dönüşmemeli.” dedi.
