Nevbahar Dergisi ve ParentAcademy tarafından düzenlenen “Bizde olmaz demeyin!” başlıklı panelde bağımlılık konusu, ailelerin en çok düştüğü savunma refleksi üzerinden tartışıldı. Moderatör Dr. Hasan Ahmet Gökçe, “bizde olmaz” düşüncesinin gerçeği perdeleyen kolektif bir savunma mekanizmasına dönüştüğünü, bağımlılığın en çok da kendisini güvende sanan çevrelerde görünmez hale geldiğini söyledi.
Panelin açılışında bağımlılık, sadece biyolojik ya da psikolojik bir sorun olarak değil, insanın anlam arayışının yanlış adrese yönelmesi olarak çerçevelendi. Konuşmalarda, modern hayatın hız, haz ve dijital gürültü üreten yapısının bireyi sahici bağlardan kopardığı; bunun da kişiyi sahte bağlanmalara, kaçışlara ve bağımlılık döngülerine daha açık hale getirdiği vurgulandı.
Nevbahar Yazarı Elif Nesibe Temiz, bağımlılığı “sınırlı bir insanın sınırsız ihtiyaçlarıyla imtihanı” olarak tanımladı. Temiz’e göre insan, ihtiyaç ile arzuyu birbirine karıştırdığında, isteklerini de ihtiyaç gibi görmeye başlıyor ve bu durum bağımlılığa zemin hazırlıyor. Temiz, bağımlılığın yalnızca gençlerde ya da “riskli” görülen çevrelerde ortaya çıkmadığını; her yaşta, her sosyal çevrede ve her karakterde farklı biçimlerde görülebildiğini anlattı.
“Bizim çocukta olmaz” demeyin
Panelde özellikle ailelerin “bizim çevremizde olmaz”, “bizim çocukta olmaz”, “inançlı ailelerde böyle şeyler görülmez” yaklaşımına dikkat çekildi. Temiz, bu güvenlik hissinin yanıltıcı olduğunu, ailelerin çoğu zaman çocuklarını kendi uzantıları gibi gördüğünü, onların çağın baskılarıyla şekillenen farklı ihtiyaç ve kırılganlıklarını gözden kaçırdığını söyledi. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarını kendi gençlik dönemlerinin ölçüleriyle değil, bugünün gerçekliği içinde anlamaya çalışması gerektiği belirtildi.
Temiz, konuşmasında, bağımlılığın yalnızca madde kullanımıyla sınırlı olmadığı vurguladı. Teknoloji, oyun, pornografi, alışveriş ve ekran bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıkların da beyin kimyasını etkilediği, kişinin zarar gördüğünü bilmesine rağmen kendini durduramadığını, dozun arttığı ve yoksunluk belirtilerinin ortaya çıktığını ifade etti.
Temiz, özellikle akıllı telefonların ve ekranların sunduğu sürekli uyarılma halinin sabrı azalttığını, anlık hazları çoğalttığını ve dikkat yapısını aşındırdığını söyledi. Bu nedenle “bugünkü gençler” kadar “bugünkü bizler” için de ciddi bir risk alanı oluştuğunu belirtti.
Prof. Dr. Mehmet Ateş ise bağımlılığı biyokimyasal ve nörolojik açıdan değerlendirdi. Ateş, haz ile mutluluğun aynı şey olmadığını, hazın daha çok dopamin eksenli, anlık ve tekrar talep eden bir mekanizma ürettiğini; mutluluğun ise serotonin eksenli, daha derin, daha kalıcı ve anlamla ilişkili bir hal olduğunu anlattı. Ona göre bağımlılık, insanı sürekli “daha fazlası” arayışına iten bir döngü kurarken; iyileşme, bağımlılıktan bağa geçişle mümkün oluyor.
Aile ilişkileri, travmalar, çocukluk deneyimleri…
Panelde genetik yatkınlık konusu da ele alındı. Konuşmacılar, genetik faktörlerin tamamen yok sayılamayacağını, ancak bunun tek başına bağımlılığı açıklamaya yetmeyeceğini ifade etti. Genetik yatkınlığın kapının açık olduğu anlamına gelmediği, çevresel şartlar, aile ilişkileri, travmalar, çocukluk deneyimleri, arkadaş çevresi ve irade eğitimi gibi unsurların belirleyici rol oynadığı vurgulandı.
Aile içi ilişkiler panelin en geniş bölümlerinden birini oluşturdu. Gazeteci Elif Nesibe Temiz, güvenli bağlanmanın bağımlılığa karşı önemli bir psikolojik bağışıklık alanı oluşturduğunu söyledi. Ona göre güvenli bağlanma, çocuğun ebeveyniyle bağımlı değil bağlı bir ilişki kurması, bireyleşirken duygusal olarak güvende hissetmesi anlamına geliyor. Bu bağ kurulamadığında çocuk, boşluğu başka kişilerde, nesnelerde ya da alışkanlıklarda doldurmaya çalışabiliyor. Aile burada hem yaralayan hem de iyileştiren alan olabiliyor.
“İdeal çocuk”
Konuşmacılar, ailelerin sadece çocuklarının notlarını, okulunu ve gündelik düzenini takip etmesinin yeterli olmadığını; asıl meselenin gönül bağı kurmak olduğunu söyledi. “İdeal çocuk” kalıbına zorlanan, kendi malzemesi görülmeyen çocukların, zamanla aileden psikolojik olarak uzaklaştığı ve başka bağlara sığındığı ifade edildi. Panelde, çocukların anne ve babayı yalnızca nasihat eden figürler olarak değil, ev içindeki ilişki biçimleriyle örnek aldıkları da anlatıldı. Çocukların annesiyle kaba konuşan, evde duygusal olarak bulunmayan ya da eşler arasında sevgi dili üretmeyen ebeveynlerden olumsuz etkilendiği vurgulandı.
Prof. Dr. Ateş: Ani davranış değişiklikleri, içine kapanmaya dikkat
Madde bağımlılığına ilişkin işaretler de ayrıntılı biçimde sıralandı. Prof. Dr. Ateş, ani davranış değişiklikleri, içine kapanma, öfke artışı, aileden uzaklaşma, mahremiyet sınırlarını hızla büyütme, ders başarısında düşüş, dikkat sorunları, arkadaş çevresinin aniden değişmesi, hijyenin bozulması, göz kızarıklığı, kilo değişimi, farklı kokular, harçlığın hızlı tükenmesi gibi belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini söyledi. Ancak tek bir belirtiyle hüküm vermek yerine, değişimin sürekliliğine ve bütününe bakılması gerektiğini vurguladı.
Temiz: Paniğe kapılmayın
Panelde çözüm önerileri de öne çıktı. Temiz, ailelerin ilk olarak paniğe kapılmaması gerektiğini söyledi. Ona göre panik halindeki ebeveyn, çocuğa yardımcı olmak yerine ailede ikinci bir kriz üretir. İkinci adım olarak sorunun inkâr edilmemesi, üçüncü adım olarak doğru uzmana yönelinmesi, dördüncü adım olarak ise çocuğun suçlanmaması gerektiği ifade edildi. Bağımlılığın bir alarm olduğu, bu alarmın aile içindeki bağları, iletişimi ve ihmal edilen alanları yeniden düşünmeye çağırdığı anlatıldı.
Soru-cevap bölümünde ailelerin en çok ekran bağımlılığı, elektronik sigara, madde şüphesi, hedefsizlik, eşlerin sosyal medya kullanımı ve çocuklarda davranış değişiklikleri konularında soru sorduğu görüldü. Konuşmacılar, ev içinde net ve uygulanabilir kurallar konulmasını, anne-babanın aynı çizgide durmasını, kuralların takip edilmesini, sadece ceza değil sonuç odaklı bir düzen kurulmasını ve çocukla güven ilişkisini yıkmadan müdahale edilmesini önerdi. Ekran kullanımında internet saatlerinin sınırlandırılması, cihazların gece odada bırakılmaması ve ebeveynin kendi kullanım alışkanlıklarını da gözden geçirmesi tavsiye edildi.
Panelde ayrıca hedefsizlik ve boşluk duygusunun bağımlılıkla ilişkisi üzerinde duruldu. Gazeteci Temiz, insanın gerçek bir hedef, anlam ve yön duygusu oluşturamadığında bağımlılıklara daha açık hale geldiğini söyledi. Kendini gerçekleştirme, sınırlarını tanıma ve yeteneklerini doğru bir hedef doğrultusunda kullanma kapasitesinin zayıfladığı yerlerde, sahte tatminlerin daha cazip hale geldiği ifade edildi.
Programın sonunda şu noktalara ortak vurgu yapıldı: Bağımlılık sadece “başkalarının çocuklarının” sorunu değil. Dindar, eğitimli, korunaklı ya da güçlü görünen aileler de bu riskle yüz yüze. Bu yüzden meseleye utançla, inkârla ya da dışlama diliyle değil; farkındalık, ilişki, takip, sakinlik ve profesyonel destek ekseninde yaklaşmak gerekiyor.
