ARZU KEÇELİ | YORUM
Bugün sizlerle çocukluğumdan bir anıyı paylaşmak istiyorum… Yaklaşık 9-10 yaşlarındaydım. Ailemin üç çocuğundan en küçüğüydüm. Hem ben hem de en büyük abim görme engelliydik. Hayatı hislerle, seslerle ve dokunuşlarla öğreniyorduk…
Karşı komşumuzun da işitme engelli iki kızı vardı. Onları sadece isimlerinden tanıyordum. Aramızda gerçek bir temas hiç olmamıştı. Ne onlar bana bir şey anlatabiliyordu, ne de ben onları anlayabiliyordum. Sessizlikle çevrelenmiş ama aslında görünmez bir bağla birbirimize bağlıydık.
Evde yalnızken kapı çaldı. Açtım. Karşımda komşumuzun işitme engelli kızlarından biri vardı. Elime bir tabak tutuşturdu. İçinde azıcık bulgur vardı. Ne olduğunu tam olarak anlayamadım. Ne demek istiyordu? Zannettim ki annesi bize bulgur göndermiş!
İçimden, “Neden bu kadar az gönderdiler acaba?” dediğimi bile hatırlıyorum…
Tabağı aldım, içindekileri evimizdeki başka bir kaba boşaltıp tabağı ona geri verdim. Ama gitmedi. Sustu, bekledi. Ben de bekledim, hiçbir şey söyleyemeden. Birkaç dakikalık bekleyişten sonra sessizce ayrıldı…
Bir süre sonra annem geldi. Olanları anlattım. Annemin durumu öğrendikten sonraki sözlerini hala unutamıyorum: “Evladım, o aslında bulgur istemeye gelmiş.”
Bunu duyduğumda içim cız etti. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam…
Meğer elindeki bulgur, evlerinde kalan son şeymiş ve o bütün cesaretini toplayarak bizden yardım istemeye gelmiş. Ama ben onu anlayamamıştım! Elindekini de almıştım…
Sonra öğrendim ki eve gidince çok ağlamış. “Bir daha onlara gitmek istemiyorum!” demiş annesine. Bunları annesi benim anneme aktarmış… Bunu duyunca çok üzüldüm. Çünkü o gün biz sadece iki çocuk değildik. O gün, anlaşılmayı bekleyen iki kalptik.
Annem o anda bana çok kıymetli bir şey öğretti: “Elini tutabilir. Sana dokunabilir. Sen de onunla dokunarak konuşabilirsin. Kalbinle dinlemen yeter.”
Ve öyle de oldu. Daha sonra tekrar karşılaştık. Bu kez o elimi tuttu. Ben de onun elini…
Hiçbir kelime etmeden bir dünya kurduk kendi içimizde.
O dünyayı gözleriyle algılıyordu, ben seslerle. Onda olan bende, bende olan onda yoktu.
Ama bizde ortak olan bir şey vardı: Kalpten gelen bir anlayış.
Birbirimizi ne duyabiliyorduk ne görebiliyorduk ama kalplerimizle dinledik birbirimizi. Yatılı okulda okuduğum yıllarda, engelliler haftasında işitme engelliler okulundan öğrenciler gelirdi. İlk geldiğimizde birbirimizden çekinirdik. Onlar farklı sesler çıkarırlardı. Biz de onları görmeden yanlarına doğru yürüyünce, ürkerlerdi. Ne yapacağımızı bilemezdik. Sonra zamanla alışırdık birbirimize. Birlikte oyunlar oynardık, sessizce anlaşırdık. Her seferinde bir yolunu bulurduk.
Bugün dünyada iletişim araçları çoğaldı. WhatsApp’ta bir şey paylaşıyoruz, onlarca kişi görüyor. Instagram’da hikâye atıyoruz, yüzlerce kişi izliyor. Ama gerçekten kaç kişi görüyor bizi? Kaçı duyuyor, kaçı kalbiyle dinliyor?
Artık bakmak var ama görmek yok! Duymak var ama dinlemek yok! Kalabalıklar içindeyiz ama birbirimize fersah fersah uzağız…
Oysa biz, hiçbir platform olmadan sadece bir dokunuşla birbirimize ulaşmayı başarmıştık.
Dokunmanın, niyetin, sabrın gücünü o gün anladım.
İnsan isterse -yeter ki çaba göstersin- her engeli aşabilir. Gerçek iletişim bir çaba meselesidir, gönül meselesi… Kalbiyle dinleyen insan, her yolu bulur.
Ve biz hep deriz ya: “Kalbiyle dinlemek…”
İşte o gün öğrendim ki, bu hayatta en derin bağlar, kelimelerle değil kalplerle kurulur. Mevlana’nın dediği gibi: Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.

Tesekkurler , cok dokunakli bir hikaye👏💐
Çok güzel…kalbe akıyor,yazının akiciligi..çok güzel ifade etmişsiniz.. kaleminize ve yüreğinize sağlık. farkındalığı artiriyorsunuz..
Yazılarınızı daha sık görmek isteriz.
Çok güzel…kalbe akıyor,yazının akiciligi..çok güzel ifade etmişsiniz.. kaleminize ve yüreğinize sağlık. farkındalığı artiriyorsunuz..
Yazılarınızı daha sık görmek isteriz.
Çok güzel…kalbe akıyor,yazının akiciligi..çok güzel ifade etmişsiniz.. kaleminize ve yüreğinize sağlık. farkındalığı artiriyorsunuz..
Yazılarınızı daha sık görmek isteriz.
çok teşekkür ediyorum
harika bir yazı olmuş.
Arzu abla yine harika bir farkındalık oluşturmuş.
Arzu ablaya bir köşe ayırsanız nasıl olur?