Bir sezon daha sona erdi… Oyuna yeni ısınanlar için NBA nedir?

Jordan’ın gelmiş geçmiş en iyi basketbol oyuncusu olup olmadığı hep tartışıldı. Oyun zekâsı, isabetli atışları, kurnazca savunma yapması, havada uzun süre kalabilmesi, atletik kabiliyeti, kazanma hırsı ve liderlik özellikleri onu hep ön plana çıkardı.

İSKENDER DERVİŞ yazdı

Dünyanın en çok kazanan sporcularının mücadele ettiği, 71 yıllık Amerikan basketbol ligi NBA’in 2016-2017 sezonu şampiyonu, önceki gece Kaliforniya’daki Oracle Arena’da belli oldu. Golden State Warriors ile Cleveland Cavaliers arasındaki seriyi, Stephen Curry ve Kevin Durant’in sırtladığı Warriors 4-1’lik üstünlükle kazandı.

İki takım son 3 yıldır NBA finallerinde karşılaşıyor. Ligin en iyi oyuncularına sahip bu iki takımı şimdiye kadar durdurabilen olmadı. Öyle ki Golden State Warriors, finale gelene kadar oynadığı bütün maçları kazandı. (Bir takımın turu geçebilmesi için 4 galibiyet alması gerekiyor. Warriors, finale kadar bütün turları 4-0’la geçti yani.) Cleveland tarafında ise 2011’den bu yana bütün NBA finallerinde oynayan (daha önce Miami Heat ile oynamıştı) LeBron James bulunuyor. James, bir anlamda futboldaki Messi ve Ronaldo gibi kendinden önceki rekorları tarihe gömen bir basketbol makinesi. Oynadığı takımları tek başına sırtlayabiliyor. Geçen sezonun finalinde, Warriors öne geçmesine rağmen LeBron James’i durduramadığı için şampiyonluğu rakibine kaptırmıştı.

71 YILLIK ORGANİZASYON

Resmi olarak 1946’da kurulan NBA, dünya basketbolunda bambaşka bir yere sahip. O kadar ki uluslararası basketbol turnuvalarına Amerika Milli Takımı’nın (Rüya Takım) katılması bile tartışma konusu. Zira NBA’deki oyuncular çok üst düzey fiziksel mücadeleye hazırlıklılar ve ABD’deki basketbol kuralları dünya geneline göre biraz daha zorlayıcı. Daha kuruluşundan itibaren bu ‘bilinçle’ yola çıkan organizasyon, zaman içerisinde buradaki rekabeti arttırıcı, oyuncuları daha da güçlendirici bir dizi düzenlemeye gitti. 8 takımla başlayan lig, zamanla yeni takımlar kazandı. Hatta Toronto Raptors, Kanada’dan bu lige dâhil edildi. ABD’nin çeşitli şehirleri NBA’de boy göstermek için çabalamaya başladı. 1951’de ligdeki oyuncular arasından en iyileriyle ‘All-Star Oyunları’ yapılmaya başlandı ki, hâlen en çok dikkat çeken NBA organizasyonların birisi. (ABD’deki beyzbol geleneğinin NBA üzerine çok etkisi vardır. Özellikle de organizasyon olarak.)

Bugünlerde siyahî Amerikalıların domine ettiği takımlar, aslında başlangıçta beyazlarla yola çıkmıştı. Hatta ilginçtir, ‘beyaz hâkimiyetini’ ilk bozan oyuncu Japon asıllı Amerikalı Wataru Misaka’ydı. Misaka genç basketbol liglerinde boy gösterdikten sonra ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’yı işgali sırasında ABD ordusuna katıldı ve dönüşte 1947 yılında New York Knicks tarafından ‘draft edildi’.

OYUNDAKİ REKABET NASIL DİRİ TUTULUYOR?

Bu ‘draft edilme’ meselesi önemli. NBA’de oynamak için Amerikalılar önce kolej takımlarında boy gösteriyor. Burada basketbol yeteneği ile ‘burs’ kazanan oyuncular, zaman içerisinde dikkat çekebilirse NBA takımları tarafından ‘draft’ edilebilmek için NBA yaz kampına alınıyor ve burada ‘sıralama’ elde ediyorlar. NBA’deki rekabeti sürekli üst düzeyde tutmak için yapılan düzenlemelerden birisi, en kötü durumdaki takımların en üst sıralamadaki oyuncuları ‘draft etmesi’. Bu yeni oyuncular birkaç yıl ‘çaylak’ olarak anılıyor ve en iyi ‘çaylaklar’ en kötü takımlarda bulunuyor. Rekabet için tek kural bu değil: Takımlar istedikleri oyuncuları kafalarına göre transfer edemiyor. NBA yönetimi transferlerde ‘adalet’ arıyor. Oyuncuların kontratlarına kadar karışabiliyor… Çünkü amaç ‘dünyanın en iyi basketbol ligini’ ayakta ve seyredilebilir tutmak. Bunun için takımların yurt dışından alacakları oyuncular da NBA’in kendi ‘süzgecinden’ geçiyor.

MAGIC JOHNSON VE KERİM ABDÜLCABBAR’LA ‘ŞOV ZAMANI’

Bildiğimiz anlamdaki oyun, bugünkü popülerliğine 1980’lerde kavuştu. 1979’da 3 sayılık atış kuralının getirilmesi, oyunun dinamizmini arttırmıştı. Magic Johnson ve Kerim Abdülcabbar isimlerini muhtemelen duymuşsunuzdur. İkili 1980’ler boyunca Los Angeles Lakers takımını zirvede tuttu. Bu dönemdeki Lakers takımının oyun stiline ‘Showtime’ (gösteri zamanı) adı verilmişti çünkü takım çok hızlı paslaşıyor, çok hızlı sayı buluyor ve böylece bütün rekorları altüst ediyordu. 1980’lerde Lakers’ın yıldızlarının yanı sıra Chicago Bulls’ta genç Michael Jordan, Houston Rockets’ta Hakeem Olajuwon, Boston Celtics’te Larry Bird gibi isimler üst düzey performanslar sergiliyorlardı.

NBA giderek daha hızlı, daha fazla fizik gücüne dayanan bir oyun olmuştu. Ancak aynı zamanda işin ‘şov’ kısmı da gelişiyordu. NBA maçları yüz binin üzerinde seyirci çekmeye, TV yayınları milyonlara ulaşmaya başlamıştı. Oyuncular teknik maharetlerini gösterir hâle gelmişti. 1980’lerdeki Lakers efsanesine, 1991’deki unutulmaz NBA Finalinde Michael Jordan ve arkadaşları son verdi. Jordan ismi bu yıldan itibaren daha çok duyulacaktı çünkü sonraki 7 yılda 5 şampiyonluk daha kazandı.

NBA’İN EN İYİSİ MİCHAEL JORDAN MI?

Jordan’ın gelmiş geçmiş en iyi basketbol oyuncusu olup olmadığı hep tartışıldı. Oyun zekâsı, isabetli atışları, kurnazca savunma yapması, havada uzun süre kalabilmesi, atletik kabiliyeti, kazanma hırsı ve liderlik özellikleri onu hep ön plana çıkardı. Kendi zamanında Magic Johnson’la karşılaştırıldı sık sık. Ancak Jordan’dan sonra gelen bütün NBA starları Jordan’la kıyaslanacaktı. Jordan’ın Chicago Bulls için ne ifade ettiği, ondan sonra takımın bir türlü toparlanamamasından da anlaşılabilir. 1990’lar boyunca Jordan’la harika işler çıkaran takım, onun ayrılmasıyla NBA Playoff’larına bile gidemez oldu. (NBA’de bir normal sezon var, bir de playoff maçları. Doğu ve Batı olarak iki lige bölünen takımlar, önce Doğu’nun ya da Batı’nın şampiyonu olmak için mücadele ediyor. Ardından bu iki şampiyon NBA Finali’nde karşı karşıya geliyor.)

Michael Jordan gibi oyuncuların ön plana çıkmasına rağmen, NBA sadece bu süper yıldızlardan ibaret değil. Kabaca tarif etmek gerekirse, sahadaki 5 oyuncunun görev dağılımı şöyle: 1 oyun kurucu, 1 şutör, 1 kısa ve 1 güçlü forvet, 1 de merkez oyuncu. Teorik olarak, oyun kurucu kendi sahasından topu alıp takımın hücumunu kontrol ederken, şutör ve kısa forvet uzaktan ya da içeri doğru girerek yaptıkları atışlarla skor elde etmeye çalışıyor, bu arada güçlü forvet ve merkez oyuncu pota altında fizik güçleriyle rakibi rahatsız ediyor ya da oradan basket bulmaya çalışıyor. Defansta da bu roller, rakibe göre eşleşiyor. Ancak günümüzde oyun kurucularla şutörler hemen hemen aynı rolleri üstlenebiliyor. Merkez oyuncu (genelde sahanın en uzunu ve en güçlüsü) bazen güçlü forvet gibi hareketli bir oyun sergileyebiliyor. Michael Jordan’ı farklı kılan hususlardan biri de buydu. Klasik bir oyun kurucu olmamasına rağmen oyunu yönetti, pota altında harikalar çıkardı ve bu arada uzaktan şutlarıyla takımını oyunda tuttu.

MEĞER İŞİN SIRRI KOÇTAYMIŞ

1990’lardaki Chicago Bulls devriminden sonra 2000’lerde Los Angeles Lakers yeniden kendini bulduğunda bu kez takımda Kobe Bryant ve Shaquille O’Neal ikilisi vardı. Magic Johnson ve Kerim Abdülcabbar dönemine benzetilen bu dönemde, Bulls efsanesine imza atan koç Phil Jackson, Lakers’ın başındaydı bu kez (NBA çok hızlı bir oyun olduğu için, koçların oyuna müdahalesi çok hayati. Bununla birlikte koçlar yıldız oyuncularla onlara destek olacak diğerleri arasında iyi bir denge kurmaktan sorumlu). Kobe Bryant’ın en büyük talihsizliği Jordan döneminin hâlâ hafızalarda olmasıydı. Ancak yüksek istatistikleri ve kazandığı şampiyonluklarla yine de NBA tarihine geçmeyi başardı. 2000’lerde Avrupa’dan gelerek NBA’de kendine yer edinen oyuncular da vardı. Alman Dirk Nowitzky, İspanyol Pau Gasol, Sırp Peja Stojakovic, Hırvat Toni Kukoc, Arjantinli Manu Ginobili, Çinli Yao Ming gibi isimler akıllarda kaldı. Türkiye’den de Mehmet Okur, Hidayet Türkoğlu ve Enes Kanter, son dönemde NBA’de oynayarak kendilerinden söz ettiren isimlerdi.

LEBRON JAMES DEVRİNİN SON DEMLERİ

2010’ların yıldızı ise hiç tartışmasız LeBron James. Son 7 NBA Finali’nde sahada olan James, önceki gece kaybettiği final serisinin 4. maçında, yani kendi sahalarında rakibi ezerek kazandıkları maçta, kalitesini gösterdi. Hem iyi bir lider olarak oyunu yönetti hem de takımın ikinci en iyi oyuncusu Kyrie Irving’in kendi şovunu yapmasına müsaade etti. Bu arada oynadığı 4 maçın tamamında da ‘triple-double’ yaparak (hem sayı, hem asist hem de ribaundda iki haneli rakamlara çıkarak) NBA tarihinde bunu gerçekleştiren ilk oyuncu oldu. Ancak karşısında son yılların en iyi oyun kurucusu ve 3’lük atıcısı Stephen Curry ve NBA’in şu andaki en iyi oyuncularından Kevin Durant vardı. Curry’le birlikte hâli hazırda oyununu üst düzeye taşıyan Warriors, bu sezon Enes Kanter’in takımı Oklahoma City Thunder’dan transfer ettikleri Durant’la birlikte adeta ‘yenilmez armada’ya dönüştü.

Takım başarıları bir yana, NBA şu anda dünyanın en başarılı markalarından biri. 71 yıllık organizasyon kendini sürekli geliştirerek heyecanı hep diri tutmayı başarıyor. Son açıklanan rakamlara göre, NBA’deki takımların ortalama değeri 1,36 milyar dolar. Maçların yayın hakları için ESPN ve TNT kanallarıyla yapılan anlaşmalar 24 milyar dolara mal oldu. Ligin en değerli takımı, en başarılı takımı anlamına gelmiyor. Ligin en eski takımlarından New York Knicks, 2013’ten bu yana playofflara kalamıyor ancak yine de para kazanmayı sürdürüyor. Los Angeles Lakers da en kötü sezonunu geçirmesine rağmen bu yıl değerini en çok arttıran takımların başında geliyor. Ligdeki mücadele, statlar kadar TV başında da seyirci çekmeyi sürdürüyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin