Bir şey olduğundan değil de, profilden kaybediyor!

Yorum | Levent Kenez

Erdoğan, Sudan seferi ve Sevakin Adası’nın fethinden dönüşte uçakta gazetecilere konuşurken daha doğrusu katiplere dikte buyururken Gül’ün kontrgerilla KHK’sı için rahatsızlığını dile getirmesine tepki göstermiş ve “Geçmiş Cumhurbaşkanımızın da, burada kalkıp maalesef bir muğlaklıktan bahsetmiş olması üzücüdür” şeklinde konuşmuştu.

Buradaki “cumhurbaşkanımız” ifadesi ve sonrası her şeye rağmen kamuoyu önünde yalandan son sahiplenme, “sus ve otur oturduğun yerde” mesajıydı.

Gül’ün ‘gerekli gördüğüm zaman konuşmaya devam edeceğim’ şeklinde açıklaması bundan sonra daha aktif olacağına işaretti. O günden beri pek piyasada olmasa da Gül cephesinde bir hareketlilik yaşandığı muhakkak.

Gül’ün düne kadar kendisini gördüğünde arz-ı hürmet eden Mahir Ünal’ın “kendisi kurucu değildir kurucular kurulu üyesidir” gibi zihni sinir açıklamasına kızdığı kesin. Yani “Gül’ün abartılacağı gibi partinin kuruluşunda bir anlamı yoktur, onlarca adamlardan biridir işte” açıklaması komik. Çünkü Abdullah Gül, AKP hükümetlerinin ilk başbakanı ve ilk cumhurbaşkanı. Ünal’a biraz daha gaz verseniz “Aslında eski cumhurbaşkanı da değildir, bir dönem cumhurbaşkanlığı yapmıştır” diye devam edecek. Sahibinin “git şunu ısır” talimatı sonrası Ünal’ın eski başbakan ve cumhurbaşkanı bir figüre terbiye sınırlarını zorlayan laflar etmesi Gül’ün şimdiye kadar sergilediği korkak ve pısırık tavırlarının doğal bir sonucu.

Erdoğan’ın dün Meclis’te Abdullah Gül’ü bu sefer çok net ve sert bir şekilde hedefe koymasının bir sebebi de şu, Abdullah Gül’ün “Partimizin kuruluş ilkelerinden biri olan düşünce ve ifade özgürlüğüne inanan birisi olarak, gerekli gördüğüm durumlarda görüşlerimi açıklamaya devam edeceğim” şeklinde açıklaması. Burada Erdoğan’ın kızdığı “görüşlerimi açıklamaya devam edeceğim” kısmı değil. Oraya döneceğiz. “Partimiz” ibaresi. Gül’ün kamuoyunda, AKP’lilere şirin görünmek için kullandığını çok iyi bildiğimiz kelimeye itiraz ediyor ve senin bu partide artık işin yok diyor.

Geçmişte partimiz çatısı altında olup da bugün dışarıda başka havalarda gezen hiç kimsenin partimizle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur. Herkes ağzını açmadan önce nerede bulunduğuna dikkat etmelidir.” Bu sözler yorum yapmaya gerek bırakmayacak kadar açık ve net.

PARTİYE VERDİĞİ ÖNEM

Erdoğan’ın Gül’ün partiye dönmesinin yolunu tıkadığını bir süre Davutoğlu’nu vitrine koyup daha sonra Binali Yıldırım gibi sadık bir suç ortağını göreve getirdiğini hepimiz biliyoruz. Geçen yıl gerçekleşen hileli referandumda neredeyse bütün maddeler uyum yasalarından sonra yürürlüğe girecekken partili cumhurbaşkanı maddesinin hemen devreye girmesi Erdoğan’ın partiyi ne kadar önemsediğinin bir göstergesi. Çünkü AKP düşerse hanedanlık düşecek ve parti liderliği Binali Yıldırım’ın yapacağı bir şey değil.

Erdoğan her diktatör gibi diktatör olmaktan değil ama kendisine diktatör denmesinden müthiş rahatsız. Hukuku, anayasayı, meclisi, devleti iğfal etse de CHP’nin teorik varlığını, Sözcü gibi kıytırık muhalif gazetelerin olmasını oldukça önemsiyor. CHP’li Enis Berberoğlu’nu hapse atıp Sözcü’ye de operasyon yapıp ehlileştirdikten sonra bunları daha çok sevdiği kesin.

Erdoğan adil olmayan seçimlerin şekil şartının bir şekilde gerçekleşmesini istiyor. Yoksa mevcut düzen ömür boyu devam etse razı. KHK’larla ülkeyi yöneten bir lider daha başka ne ister. Hani, “Cumhurbaşkanının görev süresi 10 yıl daha uzatılmıştır. Bir sonraki seçimler 2028’de olabilir” diye bir KHK çıksa CHP kınar, Akşener “Fetö ile mücadele bu değil” der, Bahçeli “Kim düşünmüşse isabet buyurmuş” der. Bir tek HDP karşı çıkar onu da kimse duyamaz.

ERDOĞAN’I EN RAHATSIZ EDEN PROFİL

Şekil şartını gerçekleştirecek seçimlerde Erdoğan’ın karşısına çıkabilecek aday profillerinden Erdoğan’ı en çok rahatsız eden Abdullah Gül profili. Bu durum Abdullah Gül’ün bir meziyetinden değil, Allah isterse herkes her yere gelebilir dedirten CV’sinden kaynaklanıyor. Kamuoyundaki algı ve Türkiye siyasetinin ezberleri de malum. Erdoğan’ın kesin tabanı olarak gördüğü yüzde 50’nin içerisinde çok önemli bir kesim asla Kılıçdaroğlu’na ya da CHP tandanlı bir adaya oy vermeyecek. Doğru ya da yanlış, bu durumun hangi sosyolojik, kültürel, ve dini sebeplere dayandığını hepimiz biliyoruz.

Akşener ekseriyetle MHP tabanının oyunu alabilecek bir siyasetçi. Bahçeli’nin Erdoğan’a desteğinden rahatsız olan MHP’lilerin gönül rahatlılığıyla oy vereceği bir figür. Ve Gül’e gelirsek. AKP tabanı içinde memnuniyetsiz, artık kavgadan bıkmış ya da alternatifsizlikten dolayı AKP’ye oy veren kitlelerin olduğu muhakkak. İşte Gül de bunlar için bir seçenek. Eğer şekilsel seçimler ikinci tura kalırsa, ki hileli referandumda bile yüzde 50’yi kılpayı geçen bir durumda kesinlikle ikinci turun olması icap eder. CHP’lisi de İYİ partilisi de MHP’lisi de Gül’e oy verebilir. Erdoğan çok önceden Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş gibi tiplerin bir şekilde asla potansiyel olmalarına nasıl izin vermedi ise Gül’ün de olmasını istemiyor.

Teorik konuşalım. Gül’e, güvenilmez diyemez adamı başbakan ve cumhurbaşkanı yapmışsınız. Hırsız diyemezsiniz komik olur. Damadı-kızı diyemezsiniz bu daha da komik olur. Emine Erdoğan’ın elinde yüz binlerce dolarlık çanta varken eşinden de vuramazsınız. Malum örgütten de vuramazsınız. Geriye ne kalıyor: Hain. İhanet. Davayı satan. Kumpasçı. Pusucu ve daha birçok şey.

GİDİŞAT İSTENDİĞİ GİBİ DEĞİL

Şimdi Gül’ün ne kadar hain ve ihanet içinde olduğunu yaşayacağımız bir döneme giriyoruz. Yandaş kalemlerin bir sınırı yok hakarette. Eğer Gül ihanetlerine devam ederse hiç olmaz denen şeylerin olması mümkün. Ha fena mı olur? Kimse için tutuklansın istenmez ama biz anlatamadık bari olanlar konuşsun kabilinden Gül’ü alana yanında Davutoğlu promosyonu kulağa hoş geliyor.

Ama bir suç örgütü lideri olarak Erdoğan’ın Gül’e mesaj kabilinden çok farklı mesajlar verme potansiyelini akıldan çıkarmamak lazım.

Mevcut gidişatın Erdoğan’ın istediği gibi gitmediğini düşünüyorum ve bu hissiyatım şapkadan 15 Temmuz benzeri tavşanlar çıkabileceği endişesini doğuruyor. İnşallah yanılırım.

1 YORUM

  1. Al işte şimdi Levent Bey, oldu mu hiç? Güzel güzel yaz getir, en sonda “15 Temmuz benzeri bir senaryo ihtimalini” yaz. Adamlar şimdi başlamazlar mı?: “F..önün biti kanlandı; gazetelerinde yeni bir darbenin geleceğini açıktan açığa yazmaya başladılar” demeye. “Ben öyle demedim, bir daha okusunlar” mı diyorsunuz. Haklısınız… Makaleniz çok güzel bir gerçeği açık bir dille anlatıyor aslında: Şu an için, içinde bulunduğumuz durumdan bizi çıkaracak Allah’dan başka kimsemiz yok. Rabbim yardımcımız olsun. İyi insanlar arasındaki birlik ve beraberliği güçlendirsin, kötü insanları birbirine düşürsün. Dillerini dolaştırsın. Öyle sürçtürsün, öyle hatalar yaptırsın ki, uykunun en derin noktasında kalmakta ısrar edenler bile -uyanması kabilse- uyansın…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin