Bir öğretmen, bir işçi, bir bebek; Suçlama, darbe!

RÖPORTAJ | BASRİ DOĞAN – KAMERA | ALPEREN DOĞAN

‘‘15 Temmuz akşamı en yakınlarım bile hain çık çabuk o evden diye kapıma geldiler. Hakaretler, küfürler… Ben hain olmamı gerektirecek hiçbir suç işlemedim. İnşaatlarda çalışan sıradan bir iş insanı idim. 3 yıl boyunca sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldım. Öz dayım sokakta ‘Bakın ‘fetö’cü geliyor’ diyordu.’’

Böyle anlatıyor yaşadıklarını Mert Çakır. Eşi Münise Çakır, olimpiyatlarda dereceler alan Yamanlar Koleji öğretmeni. 15 Temmuz sonrasında mesleğinden olan ve dışlanan başarılı bir pedagoji öğretmeni.

Genç çift, zulüm ve baskılar dayanılmaz hal alınca yurt dışına çıkma kararı alır. Munise öğretmen hamile olduğu için Mert bey yalnız olarak Makedonya’ya gider. Ancak bu karar zulmü sona erdirmez.

Mert Çakır ve Munise Çakır Hizmet hareketi ile tanışmaları, darbe girişimi sonra başlarına gelenleri ve yeni hayatlarını TR724’e anlattı.

SÖZLÜ VE FİZİKİ TACİZE UĞRADIK

“27 yaşındayım evliyim ve bir yaşında bir kızım var. İzmir’de doğdum ve büyüdüm. Hizmet hareketi ile İzmir’de tanıştım. Yurtlarında kaldım. O samimi atmosferinden istifade ettim. Hizmet hareketine mensup kişiler gibi bizi de  15 Temmuz akşamı suçlu yaptılar. Kurgu darbe sonrası arkadaşlarım birer birer tutuklanmaya başlandı. Ben 15 Temmuz’da mahallemizdeki bir gencin evini tamir ediyordum. O sırada darbe oldu dediler. Daha sonra insanlar sokaklara koştu, Hizmet hareketimizin darbe yaptığı iftirası ve yalanları söylenmeye başlandı. İşi bırakıp eve gittim. Haberlere baktım. İstanbul’da köprüde askerleri gördüm. Ankara’da bombaların patlama görüntüleri vardı. AKP yandaşları birden sokaklara çıktı, bizim evin önüne geldiler. Bize hakaret yağdırmaya başladılar. Bunun yanında fiziki tacize uğradım. Başta dayımlar olmak üzere çevremdeki en yakın arkadaşlarım hain çık çabuk o evden hadi yürü gidiyoruz dediler. Hain diye hakaret ve küfürler ettiler. Benim hain olmamı gerektirecek hiçbir suçum yoktu. Çünkü ben ne askeri personel idim. Ne de polis teşkilatlarında görevli idim. Ben sadece inşaatlarda çalışan sıradan bir iş insanı idim. Bu durumda olmama rağmen beni terörist yaftası ile İzmir’de yaftaladılar. 15 Temmuz 2016’dan 2019 yılına kadar sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldım. Sabahları işime giderken başta öz dayım sokakta bakın ‘fetö’cü geliyor’ diyordu. Baskı ve şiddet her geçen gün artmaya başlıyordu. Beni AKP’den daha iyi tanıyan insanlar ‘sen teröristsin’ diyebiliyordu. Sakın bizim çocuklarımızın yanlarına uğrama dediler. Bu durum beni gerçekten çok üzmüştü. Eşime Yamanlar Kolejinde öğretmen olduğu için bunları hak ediyor diye hakaretler ediyorlardı. Aslında düşünüldüğünde yok artık denilecek şeyler idi. Ben dayımların elinde büyümüştüm. Biz iyilik yaparken insanlar bize kötülükle muamele ediyordu. Arkadaşlarımın çoğu aradan beş yıl geçmesine rağmen hala hapisteler. Mahkemesi olanlar var. Çoğu öğrenci. Bir öğrenciden terörist olabilir mi? Ceza alan şartlı tahliye olanların yurt dışı yasağı bulunuyor. Bu tahribatı sadece ülkenin tahribatı olarak değerlendirmemek lazım. Ruhların tahribatı geleceğin tahribatı. Bizim hakkımızda hüsn-ü zanda bulunan insanların kafalarına şüpheler attılar. Onların da zihinlerini kirlettiler. Her yönü ile korkunç bir zulüm. Bizler bu zulümlerin altında ezildik. Artık son çare olarak çıkmamız gerekiyor dedik. Çıktık fakat geride geri de parçalanan aileler bıraktık.”  ”

TÜRKİYE’DEN AYRILMAYA KARAR VERDİM

“Daha yeni evlenmiştim. Sekiz ay olmuştu. İşime devam ediyordum. Evimizi yeni kurmuştuk. İzmir’de çevremdeki Hizmet mensupları birer birer tutuklanıyordu. Beni de gammazlamışlardı. Ben de apar topar 4 hafta gizlenme kararı aldım. Çünkü baskılara dayanmak gerçekten zordu. Zalime teslim olmak istemiyordum. Olmayan suçlardan dolayı yaftalanıyordum. Artık saklanmanın anlamı yoktu. Türkiye’den ayrılmaya karar verdim.”

“Mecburen Makedonya’ya gitmek zorunda kaldım. Eşim Munise’ye de doğumdan sonra gelmesini söyledim. Ben Türkiye’yi terk ettikten sonra polisler eve gelmişler. Akrabalarıma beni sormuşlar. Bundan sonra benim geri dönüşüm imkânsız hale gelmiş oldu. Normalde eşim 3 ay sonra gelecekti. Eşim 36 haftalık hamile idi.”

HOLLANDA HALKINA DUA EDİYORUM

“İltica kavramını dahi bilmiyorduk. Mecbur kaldığımızdan dolayı Hollanda’ya sığınmak zorunda kalmıştık. Ben ülkemi seviyordum. Hollanda’ya Amsterdam Schiphol havalimanına geldiğimde Fethullah Gülen Hareketine mensubum. İltica etmek istiyorum. Eşimi hamile hali ile gördüklerinde sakin olun dediler. Çünkü ben o kadar stres altında idim ki, benim hayallerimi çaldılar. Bu zalim sitem her şeyimi elimden aldı. Hastaneye eşimi sevk ettiler. Orada bize çok insani davrandılar. Ülkemizde ise bizim eşlerimiz güya onlara helalmiş gibi AKP hocaları fetva verdiler. Bize hep batıyı kötü gösterdiler. Ama bunların ahlakına Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hollanda halkına dua ediyorum. Hollanda’ya geldiğimde insan olduğumu hissettim. Tanımadığım adamlar bize yardımcı oldular. Hollanda halkını gerçekten samimi söylüyorum çok seviyorum. Allah bize bu insanları sevdirsin. İnsaAllah cenab-ı Allah bizleri kalben sevdirip kardeş kılsın.  Kesinlikle dönmek istemiyorum. Şunu kesinlikle söylemek istiyorum. Türkiye’de her şey değişse dahi, yaşanan hadiseler ayyuka çıksa bile, bizlere haydi gelin artık ülkenize dense bile hayır dönmeyeceğim. Hollanda’da kalarak ölene değin bu yeni vatanımızda hizmet etmek istiyorum.”

MUNİSE ÖĞRETMEN: ASKERLER YAMANLAR KOLEJİNİ KUŞATTI, HİÇ BİR EŞYAMI ALMAYA İZİN VERMEDİ

Türkiye’de bir zamanlar olimpiyatlarda madalyaları toplayan birincilikleri kimselere kaptırmayan Yamanlar Koleji’nin öğretmenlerinden olan Munise Çakır ise suçsuz yere dışlanma ve yaftalamalara maruz kaldığını söyledi. Munise öğretmen şunları anlattı:

“Yamanlar Kolejinde çalıştığım için hem evlenmeden önce hem de evlendikten sonra birçok defa emniyette sorguya çekildik. Daha sonra hakkımda açılan davalarda bir süre takipsizlik oldu. Eşim ile 2019 yılında evlendikten sonra da musibetler eksik olmadı. Eşim ile gerek mağdur ailelere gerekse öğrencilere hizmet etmek düşüncesi ile yollara çıkmıştık. Zulüm çok büyük boyutlarda idi. Biz dışarıda olduğumuz için bu ailelere yardımcı oluyor idik.”

“Çok büyük bir üzüntü ve şaşkınlıkla olan bitenleri takip ediyorduk. Tabii ki böyle durumlara daha önce maruz kalmadığımız için aklımız ve hayalimiz bu olup bitenleri almıyordu. Yamanlar Kolejinde Psikolojik Rehberlik Danışmanı öğretmeni idim. Okulumuza darbe ile el konulduğunda özel eşyalarımı almaya gittim. Okul önünde askerler onları almama dahi izin vermedi. Gerçekten çok abes bir durum. Benim oradaki kitaplarım ve eşyalarım sanki bir suç delili muamelesi gördü. İnsanın gerçekten gururunu rencide eden durumlar idi. Hep şunu umdum; Belki azalır. İnsanlar bu durumun gayyalarından çıkarak daha aklı selim düşünür. Ama bir yıl iki yıl derken 3 yıl geçti zulüm artarak devam ediyor ve değişmiyordu. Hatta daha da artıyordu. Hastaneye gidiyorum, daha önce polisle ifade için gittiğimde oradaki sekreterin tavrı ve konuşması çok değişmişti. Bu gibi durumlara birkaç defa maruz kaldım. Beni terslemeleri ve işlerimi halletmek istememeleri beni çok üzmüştü. Hâlbuki bunları kimsenin kimseye yapma hakkı yok. Bu tarz şeylere maruz kaldım.”

ÖĞRENCİLERİMİZ İÇİN SAÇIMIZI SÜPÜRGE ETTİK

“Bizim yaptığımız şey okullarda iyi bir insan yetiştirmekti. Bizim tek amacımız gece gündüz öğrencilere matematik ve fen dışında vatana ve millete nasıl hayırlı, ahlaklı insan olunur? Nasıl paylaşım yapılır? Bunları öğretmekti. Bizim Yamanlar Kolejinde yaptığımız tek şey öğrencilerimize saçımızı süpürge etmekti. Gecemizi gündüzümüze kattık. Bize yapılan bu haksız ve hukuksuz muameleleri hiçbir öğretmen arkadaşımız kesinlikle hak etmedi.”

YAMANLAR KOLEJİ TABELASI KIRILDIĞINDA SANKİ EVİM YIKILDI

Yamanlar Kolejinin tablosunun indirilmesini üzüntü ve gözyaşları içerisinde izlediğini söyleyen Çakır, sözlerine şöyle devam etti: “Herhalde oturduğum ev yağmalansa o kadar kendimi kötü hissederdim. İnsanlar okulumuzu taşladılar. Tabelaları kırdılar. Virane hale getirdiler. Evim yıkılsa taşlanmış olsa herhalde aynı duyguları hissederdim. Çok büyük bir üzüntü ve çok büyük bir kayıptı. Sadece Türkiye için değil. İnsanlık için ciddi bir kayıptı. Hizmette bulunmaktan, ideolojik anlamda da zerre kadar bir pişmanlık yok. Asla yanlış bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Arkadaşlarımızın da yanlış yaptığını düşünmüyorum. Bilakis tam tersi. Bir insanın yapabileceği en doğru şeyi yaptık.”

1 YORUM

  1. Geleceğimi elimden aldılar ama ben de Münise hocamla aynı kanıdayım “Bir insanın yapabileceği en doğru şeyi yaptık.” Başka söze gerek yok. Allah kuran hizmetinden, istikametten ayırmasın …

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin