Ben ‘azınlıkla’ anlaşırım, çoğunluğa gerek yok!

UĞUR TEZCAN | YORUM

Yatağımın başucunda tuttuğum kitaplardan birisi de oldukça hacimli bir Amerikan tarihi kitabıdır ve fırsat buldukça da yatmadan evvel biraz okur öyle yatarım. Geçenlerde okuduğum bir bölümde ilginç bir bilgi ile karşılaştım. Meğer Amerikan yayılmacılığının bazı dönemlerinde Amerikan federalistleri ve yerleşimciler yerli bir Kızılderili kabilesinin temsilci meclisinin veya çoğunluğunun onayını alamadıkları veya almak istemedikleri durumlarda o kabilenin içinden azınlık bir grubu anlaşmaya ikna ederek bağlayıcı anlaşmalar yapmışlar ve o toprakları o şekilde ele geçirmişler.

Bildiğiniz gibi Amerikan yerleşimcileri çok büyük bir azim, hırs ve yırtıcılıkla Kızılderililere ait toprakları kendi üzerlerine geçirip duruyorlar ve her türlü baskı ve şantaj yöntemini ve katliam metotlarını kullanarak Amerikan’ın Batısına doğru tüm açgözlülükleri ile yayılıyorlardı. Çoğu toprak parçasının katliamlarla ve satın alma yöntemleri ile ele geçirildiğini hep duymuştuk.

Mesela, yerel yerli kabilelere hiç sorulmadan yapılan satın alma yöntemleri ile büyük toprak alımları gerçekleşmişti Amerikan tarihinin ilk yıllarında. Fransız komutan Napolyon ile yapılan Lousiana Satın Alımı (1803), Rusya’dan satın alınan Alaska (1867) ve 1898 Hawaii İlhakı bunlardan sadece birkaçı. Ben, girişte ele aldığım ilginç yöntemi de kullandıklarını o kitapta görünce bu konuyu biraz daha araştırdım.

Toprak ele geçirmeleri ya ABD Federal Hükümeti (Federalistler) tarafından, ya yerleşimci göçmen aileler ve gruplar ya yerel ve bölgesel hükümetler ya ticari çıkar çevreleri ya da içlerinde Kızılderili ajanların da kullanıldığı askeri temsilcilikler tarafından veya yerine göre bu kuvvetlerin bir araya gelmesi neticesinde mümkün olabiliyordu. Yerleşimciler, yöneticileri sürekli olarak yeni alanlar elde edilmesi konusunda baskı altında tutuyorlardı. Ticari çıkar çevreleri ve yolsuz politikacılar da işin içine girince, bu; tarihe mal olmuş hırs ve açgözlülük örneği ve katliamlar akıl almaz boyutlara ulaşıyordu.

Başlığa sebep olan konuda birkaç örneğe bakalım. 1835 yılında New Echota Anlaşması ile Cherokee liderlerinin küçük bir grubu tarafından, çoğunluğun onayı olmadan bir anlaşma imzalanmış ve bunun neticesinde de anlaşma herkesi bağlayıcı olarak ilan edilip dünya tarihine bir kara leke olarak geçen Trail of Tears denilen Gözyaşı Yolu İlhakı hadisesi yaşanmış. Böylece topraklarından atılıp büyük bir göçe zorlanan kabilenin yaklaşık 15 bin ferdi hayatlarını zorlu seyahat şartları altında kaybetmişler.

Yine 1855 yılında yapılan Walla Walla Antlaşması ile Nez Perce kabilesi adına Şef Lawyer ile diğer şeflerin onayı olmadan yapılan antlaşma neticesi önemli miktarda arazi kaybedilmiş.

Benzer başka bir örnekte de 1861 Fort Wise Antlaşması ile sadece altı Cheyenne reisi ve dört Güney Arapaho lideri ile masaya oturup kabilelerin gerçek yönetici meclislerinin onayı olmadan bir anlaşma imzalanmış. Birçok Cheyenne, antlaşmayı imzalayanların kabileden tam onay almadığını, muhtemelen rüşvet aldıklarını ve kabilenin ana yönetim organı olan 44’ler Konseyi’ni temsil etmediklerini savunmuşlar. Buna rağmen ABD hükümeti, antlaşmayı bağlayıcı kabul etmiş ve önceki anlaşmalara kıyasla kabile topraklarının yüzde 90’dan fazlasını ele geçirmiş.

Sonraki yıllarda da benzer taktikler denenmiş ve de başarı ile (zorbalıkla) uygulatılmış. 1855 Mescalero Apaçileri ve 1863 ve 1867 yıllarında Kiowa-Komançi-Apaçi kabileleri benzer şekilde mağdur edilmişler. ABD Hükümeti sadece kendisinin tanıdığı birkaç şef ile anlaşıp sonra da anlaşmayı bütün kabileler üzerinde geçerli saymışlar, itirazlara rağmen.

Bu aralar sosyal medyada Hizmet Hareketi’ne karşı MİT eliyle yürütüldüğü öne sürülen birtakım çalışmalar tartışılıyor. İddialara ve paylaşılan birtakım verilere göre MİT, başta Almanya olmak üzere bazı ülkelerde yürüttüğü faaliyetler ve adam devşirme yöntemleri ile bazı insanları ikna edip onlara Hizmet’e şimdiye kadar isnat edilen birtakım suçlamaları kabul etmeleri, devlet ile masaya oturmaları, mümkünse bir fesih metni açıklamaları gibi konular üzerinde birtakım telkinler yaptıkları yönünde iddialar dile getiriliyor.

Yani “self-incriminating” yöntemleri ile Cemaat’i kriminalize etmek, dünya devletleri nezdinde hukuki deliller ışığında ispatlayamadıkları iddialara, “Bakın kendileri itiraf etti!” yaygaraları ışığında çerçeve kazandırmak, psikolojik ve hukuki üstünlüğü ele geçirmek, kendilerini soykırımcı haydut devlet imajından kurtarmak, gelecekte açılabilecek tazminat davalarının ve mevcut devlet yöneticilerine karşı açılabilecek suç davalarının önüne set çekebilmek ve nihai hedefte de Hizmet Hareketi’ni parçalamak adına bu tür faaliyetler içinde bulunulduğu sıklıkla dile getiriliyor. 

Zaten şahsım olarak da çok uzun bir zamandır bu tür istihbari ve psikolojik yöntemleri dile getirenlerden birisi olduğum için bu gelişmeleri ilgiyle izliyorum. Kısa bir süre önce yazdığım bir yazıda da devletin ve bazı çevrelerin sıklıkla uygulayageldikleri birtakım Gaslighting yöntemlerini ve bunun Hizmet’i parçalama yöntemleri ile olan ilişkisini ele almıştım.

İşte bugünlerde ortaya çıkarılan ve Hizmet içinden veya zamanında ilişkisi olmuş birileri üzerinden kurulan bir azınlık ekibi ile sanki devlet oturup anlaşmış, o grup, güya, Türkiye’de hapishanelerde mağdur edilen insanların iyiliği ve kurtulmaları adına, kendilerine isnat edilen birtakım suçlamaları ve darbe iddialarını kabul etmiş havası oluşturup sonrasında da bunun üzerinde tepinmeye başlayacaklar. Tamtamlar eşliğinde bunu, Amerikalıların Kızılderililere yaptıkları gibi, tüm grubu bağlayıcı olduğu imajına oynayarak Hareket mensuplarını dünya üzerinde yayıldıkları ülkeler nezdinde kriminalize etmeye çalışacaklar ve ileride açılabilecek tüm yargı davalarının ve soykırım suçlarının da önüne set çekmiş olacaklar.

Sonuçta, bunun Hizmet Hareketi’ne hiçbir faydası olmayacak. Hiçbir masum böyle bir ikrardan faydalanamayacak. Çünkü kurdun derdi sürüyü yemek! Üç saf koyunu kandırıp, ‘Siz sürü adına kurtlara karşı işlediğinizi iddia ettiğimiz birtakım suçları kabul edin ve özür dileyin, hatta mümkünse kendinizi feshettiğinizi açıklayın, söz biz de bundan sonra vejetaryen takılacağız’ diyen kurt sürülerine ne kadar güvenilebilirse, soykırımcı bir devletin bu tür boş vaatlerine de ancak o kadar güvenilebilir.

Şimdilik bu kadarı ile iktifa edelim.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin