Bekçiler Saray’ı koruyabilir mi? (1)

YORUM | LEVENT KENEZ

Kararı çok önceden alınmış olmasına rağmen sokağa çıkma yasağı, başlamasına 2 saat kala ilan edildi.

İnsanlar panikle sokakları, dükkanları doldurdular.

Yetkililerin kendilerini yırttıkları sosyal mesafe ancak bu kadar ihlal edilirdi.

Türkiye, izdiham ve kavga görüntüleri ile dünyaya rezil oldu, korona ile mücadelesinde kendi bacağına sıktı.

İçişleri bakanı bütün sorumluluğu aldı ve istifa etti.

Ve Türkiye 1 dakikalığına medenileşti…

…demeyi çok isterdim ama milyonlarca insanı ölümcül bir hastalığa yakalanma riskiyle karşı karşıya bırakacak bir ihanet ve beceriksizlikten bile bir ‘kahraman’ çıkaran toplum, bu kadar hayati bir meselede siyasi hesaplar yapılan ülke için medeniyete epey bir zaman daha var.

Bazılarının abarttığı gibi Soylu, AKP’nin tanrısına “ben benim, sen sensin” diyebilecek kadar şeytanlaşamadı.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Köpek demek çok ayıp kaçar ama hem istifa metninde hem de geri dönüş hamasetinde açıkça görüldüğü gibi şunu dedi, “evet benim bir tasmam var ama sahibim sen değilsin”.

Berat ya da Pelikan çetesi ya da kısmen Erdoğan için krizi fırsata dönüştürme şansı Soylu’nun erken hamlesi ile mümkün olmadı. Ve Erdoğan, güçlü bir lider sanılırken bir bakanını görevden alamadı ya da “gidersen git” diyemedi. Bakmayın Saray’ın açıklamasındaki “kelleri ancak biz alırız” mesajına.

Ama şu oldu. Erdoğan bir kez daha korkularının gerçek olduğunu görmüş oldu. Amortiden, Berat da haklı çıkmış oldu. Soylu’ya neden uyuz olduğu noktasında partinin elitleri nezdinde karşılık gördü. Bence o da o akşam epey telefon alanlardan.

Pelikan çetesi ile Erdoğan yüzde yüz aynı şeye karşılık gelmiyor. Pelikan çetesi Saray’dan beslenen aldıkları ulufelerle hayatlarını sürdüren, küfredin denilene küfreden, yalayın denileni yalayan, iradesiz ergenler topluluğunun yanında, Osman Kavala gibiler bugün neden içerde ise ona karşılık gelen her dönemin adamları topluluğu. Bunların Saray’a yakınlığından dolayı bunlara yakın durmaya çalışanların çok bir ehemmiyeti yok. Ama Erdoğan’ın durumu  farklı. Çünkü Erdoğan hassas dengeler üzerinde ülke yönetiyor. 

O yüzden Pelikancılar ne kadar dır dır etse de Erdoğan’ın her zaman bir bildiği oluyor. Hele hele 15 Temmuz’da havaalanında basın toplantısı düzenlerken Berat’ın salak salak sırıtışlarını gördükten sonra ne kadar dikkat etmesi gerektiğini bir kez daha anlamıştır.

Soylu’ya gelmeden şunu tamamlayalım. 

Rejimin kendisi dengeler ve kirli bir koalisyon üzerine kurulu olduğu gibi de AKP de ortak amaca bağlı farklı gruplar topluluğu.

Birinci grup hanedanlık yanlıları ve kapıkulları. Bunlar her türlü kazanımı Saray’dan dolayı elde ettikleri için ve Saray devrildiğinde başlarına gelecek felaketi bildikler için sıkı sıkı Saray’a bağlılar. Güçlü bir suç ortaklığı ve çıkar dayanışması. Bunlar için ne olursa olsun ‘hanedanlık’ ülkeyi yönetmeye devam etmeli. İlginçtir, “tavuk döner-ayran 5 lira” kuyruğundaki Erdoğan aşığı saftirikleri de buraya ilave edebiliriz.

Diğer bir grup klasik partililer. Lider olarak Erdoğan’a sorunsuz ve şartsız bağlılar. AKP iktidarda olduğu sürece nemalanacakları için bunların tek derdi bu. Bunların bir özelliği son yerel seçimlerdeki İstanbul ve Ankara hezimetlerindeki gibi AKP’ye oy kaybettiren herkese tepkililer. Erdoğan’a bir şey demek mümkün olmadığı için damat başta olmak üzere partinin çilesini çekmemiş paraşütle gelenlere karşı içten içe dolular. Bunlar yüzünden ellerindeki devleti ve hükümeti kaybedeceklerinden dolayı tedirginler. Bir ekonomik krizin çok kötü etkileri olacağını bildileri için damadın başarısız olmasını istemiyorlar. Soylu’ya sanıldığı gibi bir sempatileri yok. Bir kişinin değeri Erdoğan’ın o kişiye verdiği değer kadar. Erdoğan o gece çıkıp “davayı satmıştır” ya da “kendi tasarrufudur, hizmetleri için teşekkür ediyorum” dese idi Soylu’ya en ağır hakaretleri yapacaklardı. Ne var ki Erdoğan gibi partide bir kavga gürültü istemiyorlar. Amma Erdoğan’ın olmadığı bir denklemde eğer Soylu genel başkan olduğu durumda kervanın yürüyeceğini görseler bir kaç fire dışında herkesten çok Süleymancı olurlar. Binali ya da Berat’ı bir çırpıda satarlar. 

Bir de yığınlar var tabii ki. Kabul etmek gerekir ki bütün farklı sesleri bastıran Erdoğan rejimi kendi propaganda makinası ile buna dünden razı tabanı epey dönüştürdü. Erdoğan tepede ne kadar üst akıl oyunu oynasa da dayandığı kitlenin olabildiğinde düşük zeka ile düşünmesi gerektiğini ıskalamıyor. Türk-İslam sentezi, faşist-dinci siyaset olarak anlamlandırmak belki daha doğru olabilir, güçlü bir sentezdir ve bir diktatörlükte bunun etkileri sanılanın çok ama çok ötesindedir. ilk defa Erdoğan diktatörlüğünde de uygulanmamıştır onu da belirtmek lazım. Kilidini ancak para açar.

Batı’da insanların her sabah uyandıklarında bugün Türkiye’ye ne kötülük yapabiliriz diye uyandığını, Suriye’de destan yazdığımızı, Libya’da dünyaya ayar verdiğimizi sanan bir kitle var. Bütün dünya Korona’dan kırılırken Türkiye’nin parlayan bir yıldız olduğuna inanan. Hristiyan düşmanı. Dünyadaki bütün kötülüklerin arkasında Yahudiler olduğunundan şüphesi olmayan. CHP geldiğinde Türkiye’nin artık Müslüman bir ülke olmayacağını sanan. Kürt düşmanı. HDP’lilerin hapiste olmasından daha doğal ne olabilir ki? Kaç şehit vermişiz çok da bir önemi yok. Cemaat onlar için bir terör örgütü. İnsan haklarıymış, hukukmuş, zulümmüş bunların hiçbirinin bir anlamı yok. Çok ciddi ekonomik kırılma yaşanmadığı sürece karın tokluğuna devleti ayakta tutmak için kendisini feda etmeye ikna edilecek bir kesim.  

Bütün bunların Soylu ile ne ilgisi var. Onu da yarın anlatalım….

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin