Bediüzzaman mehdiyetini mi ilan etti?

YORUM | SEYİD NURFETHİ ERKAL

Üstadımız Bediüzzaman’ın kendi mehdiyetini iddia ettiği dolayısıyla gerek nur hareketinin gerekse de Risale-i Nur’ları kendine mehaz kabul eden hizmet hareketinin sapkın mesihiyanik bir hareket olduğu isnadında bulunulmaktadır.

Peki, Üstadımız Bediüzzaman kendisine Mehdi veya Mesih demiş midir veya kendisi hakkında böyle bir iddiayı kabul etmiş midir?

Bu yazıda mütalaa etmeye çalışacağız üzere; kesinlikle Hayır.

Bu iddiaların ne kadar tutarlı olduğunu madde madde ele almaya çalışalım.

1- Öncelikle bir müslüman Bediüzzaman gibi pek ciddi bir alim ve dava adamını değil de itikadi, ameli bir sapkınlık içinde bulunmayan mahallesindeki sıradan bir cami imamını Mehdi kabul etse hatta bunu iddia edip yaymaya çalışsa, bu itikadi bir sapıklık mıdır?

Hayır. Olsa olsa şahsi bir yanılgı denilebilir.

2- Peki fıkhen günah mıdır?

Hayır. Dini hükümlere muhalif bir harekette bulunmadığı sürece böyle bir kabulün kendisi bizzat günah değildir.

3- Hukuken suç mudur?

Hayır. Niyet okuması yapmayan hiçbir hukuk böyle bir kabulü suç unsuru sayamaz.

4- Sünni İslam düşüncesine göre mehdinin geleceğine inanmak sapık bir inanç değilse; tarih boyunca ehli sünnet alimlerinin geneli itibariyle reddedilmeyen hatta kabul gören bir inanç mıdır? 

Evet. Tarih boyu bir inanç esası olarak ele alınmasa da mehdinin gelişi pek çok muteber ehl-i sünnet alimi tarafından kabul görmüştür. Hatta İbn-i Haldun gibi bu konuda tenkidi tavır takınanların bile bütünüyle reddetmemiştir.

5- Mehdi’nin geleceğini kabul eden sünni alimler bazı hadisleri mi kaynak olarak göstermektedir? 

Evet. Ebu Davud, Tirmizi, ibn Mace ve Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i gibi hadis kaynakları mehdi meselesine yer vermektedir. Ebu Davud, Sünen’inde mehdi meselesini ayrı bir kitap olarak ele almıştır.

“Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var.” (Şualar)

6- İslam tarihinde tabi olanları tarafından mehdi kabul edilen başka şahıslar olmuş mudur?

Evet. Hz. Ali’ye, Hz. Hüseyin’e, Ömer b. Abdulaziz’e, Süleyman b. Abdülmelik’e, Hisam b. Abdülmelik’e, Mehd-i Abbasî’ye ve bir kısım meşayihe zamanında mehdi ismi verilmiştir.

“Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş.”  (Mektubat)

7- Peki bunların hepsi sapık, müfsit hareketler midir?

Hayır. Tarih boyunca bazı sapık, müfsit hareketler olmuşsa da ismi geçen meşhur zevatın yanı sıra yakın tarihte mehdi ismiyle yad edilen Sudan Mehdisi Muhammed Ahmed (1303/1885), Somali Mehdisi Muhammed b. Abdullah Hasan (1339/1920), es-Seyyid Muhammed es-Sünûsi (1320/1902) gibi pek çok müspet İslamî hareket ve lideri de bulunmaktadır.

“…rahmet-i İlâhiye ile her devirde, belki her asırda bir nevi Mehdî Âl-i Beytten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Meselâ, siyaset âleminde Mehdî-i Abbâsî ve diyanet âleminde Gavs-ı Âzam ve Şah-ı Nakşibend ve aktâb-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdînin bir kısım vazifelerini icra eden zâtlar…” (Şualar)

8- Geleceğe bakan yönüyle mehdiyet inancı İslam toplumlarını atalete atan bir inanç mıdır?

Hayır. Bilakis müminleri zamanın günahlarına, hastalıklarına, tuzaklarına karşı uyarıp, metafizik gerileme geçirip, mücahedeye motive etmek için gerekli ve etkili olduğu da söylenebilir.

“Her zaman ve her asır kuvve-i maneviyyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak mehdi mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır.” (Sözler, s.309-10)

9- Diğer dinlerde ve ehl-i sünnet dışındaki mezheplerde de bir Kurtarıcı inancına rastlamak mümkün müdür?

Evet. Hristiyanlıktaki Mesihiyet ve Şiadaki mehdiyet inancı başta olmak üzere pek çok inançta tarihin sonuna doğru bir Kurtarıcı inancına rastlamak mümkündür. Ehl-I sünnetin mehdiyet inancıyla tamamen farklı olsa da böyle bir kurtarıcı beklentisi insanlığın ortak kabulü olması itibariyle bu inancın makuliyetini zayıflatan değil bilakis güçlendiren bir durumdur.

10- Bunun böyle olması bu inancın kaynağının İslam dışı olduğuna delil teşkil eder mi?

Hayır. Dini inançlardaki ritüeller, anlatılar, semboller ve kültlere ait benzerlikleri dinlerin ilahi kökenindeki birliğin değil de sosyal evrimci bir anlayışla salt insan muhayyilesi kaynaklı toplumlar arası etkileşimin ürünü olarak değerlendirmek; sadece mehdiyet inancı hususunda değil namazdan, kurbandan, oruca kadar İslam dinine ait bütün meselelere tatbik edilebilir bâtıl bir yaklaşımdır. Bu tür bir dinler tarihi anlayışının da akademik mahfillerde yeri olabilir ama Kur’ânî ve imanî bakışla yakından uzaktan bir alakası yoktur.

11- Bediüzzaman mehdiyeti kabul etmek ve gerekli görmekle birlikte bir şahıs olarak mehdinin geleceğini haber vermiş midir?

Evet.Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun (Mehdi’nin) cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.” (Emirdağ Lahikası)

Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.” (29. Mektup)

“Cenâb-ı Hak bir dakika zarfında beyne’s-semâ ve’l-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder. Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelâl, Mehdî ile de âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir. Ve vaad etmiştir; vaadini elbette yapacaktır.” (29. Mektup)

 

12- Bediüzzaman kendisinin mehdiyetini iddia etmiş midir?

 

Hayır. Hatta talebelerinin bu istikametteki iddialarını red etmiştir.

“Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz.” (28. Mektup)

“Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” (Kastamonu Lahikası)

Benim gibi âciz ve zaif bir biçarenin, böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklemek tarzında şahsı, medâr-ı nazar etmemeli.” (Kastamonu Lahikası)

“Nurlara o ismi vermek münasip görülmüyor. Belki müceddittir, onun pişdarıdır, denilebilir.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi)

“Risale-i Nur’a da siyaset mânası da taşıyan o unvanı vermemek münasibdir. Müceddidiyet kâfidir.” (Osmanlıca Lahika Mektupları) demiştir.

Bilenler için malumun ilamı olan bu ifadeler ve tespitleri sıralamamızdan maksat hem haksız iddialara kısa bir cevap vermek hem de yazı dizimin gelecek yazılarında bahsi geçecek bazı konulara sâlim bir bakış açısı kazandırmaktır. Bu konuda daha detaylı ve doyurucu bilgi edinmek isteyenler şu iki kaynağa müracaat edebilirler.

Mesih Nerede, Mehdi Kim?, Kırık Testi 4, M. Fethullah Gülen

Ehl-i Sünnet İnancına Göre Mehdilik Meselesi, Dr. Zeki Sarıtoprak

2 YORUMLAR

  1. Ali Ünal bey “Bilsem ki Üstad Hazretleri mehdidir, ona olan saygım ve sevgimde hiçbir artış olmaz. Ve bilsem ki Üstad Hazretleri mehdi değildir ona olan saygı ve sevgimde hiçbir azalma da olmaz.” demişti. Rabbim bizleri bu mübarek zatları hakkıyla anlamaya muvakkat kılsın. Amin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin