Başak Demirtaş: ‘AKP’li, MHP’li olmayan herkes maalesef terörist’

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, eşinin gözaltına alınışından itibaren kendisi ve kızlarının yaşadığı 4 yıllık süreci anlattı.

En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi Selahattin Demirtaş için ”Derhal serbest bırakılsın” dedi. Bu karar uygulanmazken, bir hafta sonra Kobani olaylarının iddianamesi kabul edildi. Böylelikle Demirtaş hakkında yeni bir dava daha açılmış oldu.

Başak Demirtaş süreç için, “AİHM kararı ile Selahattin’in bırakılacağını düşünmüyordum. Biz, siyasi rehine olduğunu biliyorduk. AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi. Tarihe Selahattin Demirtaş kararı olarak geçmiş olabilir ama haksız yere tutuklanan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan birçok insan var Türkiye’de.” dedi.

Başak Demirtaş ayrıca, “Türkiye’de AKP’li, MHP’li olmayan herkes maalesef terörist.” ifadelerini kullandı.

İşte Euronews’in Başak Demirtaş ile yaptığı röportaj;

AİHM Demirtaş ‘serbest kalmalı’ dediğinde siz bu kararın uygulanacağını bekliyor muydunuz? Yani serbest kalacağını düşündünüz mü?

”Hayır düşünmedim. Selahattin’in tutuklanmasının hukukla alakalı olmadığını gördük. Yaşadığımız ihlaller, karşılaştığımız haksızlıklar, mahkemelerdeki hukuksuzluklar ve iddianamelerden bu durumun hukukla alakası olmadığını gördük. O nedenle biz Selahattin’in mevcut yasalara göre bir gün dahi tutuklu olmaması gerektiğini biliyoruz zaten. Selahattin ve arkadaşlarının özgürleşmesinin yasalarla, Anayasa ya da hukukla alakalı olmadığını biz biliyorduk. Tabii ki bu kararın çıkması çok önemliydi, sevindirdi bizi. Çünkü hem Selahattin’in hem de diğer HDP’li siyasetçilerin, belediye başkanlarının, Figen Yüksekdağ’ın, İdris Baluken’in, Bekir Kaya’nın ve adını sayamayacağım bir çok siyasetçinin siyasi rehine olduğunu biz biliyorduk. AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi. Tarihe Selahattin Demirtaş kararı olarak geçmiş olabilir ama aynı zaman da Figen Yüksekdağ kararı ya da haksız yere tutulan gazetecilerin kararı. Yani sadece HDP’lilerle ilgili bir karar da değil. Çünkü Türkiye’de haksız yere tutuklanan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan bir çok insan var.”

”Türkiye’de hukuk ve adaletin işlediğini düşünmüyorum. Sadece bugün ile ilgili değil. Türkiye’de tam bir demokrasi hiçbir zaman olmadığı için hukuk sisteminde hep sorunlar oldu. Hala devam ediyor ama özellikle son altı yılda hukuk düzeninin yerle bir olduğunu düşünüyorum. Eskiden hiç beğenmediğimiz yasa ve Anayasa’ya göre kararlar alınırdı. Ama son altı yılda maalesef böyle değil. Özellikle iktidar partisi bekasını daha ne kadar sürdürülebilir diye mahkemelerde kararlar alınıyor. İktidar partisinin talimatlarına göre kararlar alınıyor. Belki çok istisnai durumlar olabilir ama genel olarak mahkemelerde durumlar böyle. Yasa ve Anayasa’nın çiğnendiği, hukuk düzeninin kalmadığı bir toplumda yaşıyoruz. Bu çok sakıncalı bir durum. Şu anda AKP’ye oy vermeyen hatta oy verse bile desteğini sürekli yenilemeyen insanlar bile terörist olarak suçlanıyorlar. O nedenle hukuk sisteminin adil olduğunu düşünmüyorum. Yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Sadece ben değil, toplumun büyük çoğunluğu böyle düşünüyor. Geçenlerde bir ankette toplumun yüzde 60’ının yargının bağımsız olmadığına inandığını gördüm. Bu çok kaygı verici bir oran. Bir ülkede hukuk düzeni olmazsa o ülkede kimse kendini güvende hissetmez. Ayrıca sadece siyaseten muhalif olmanızla alakalı da değil, ekonomi ya da herhangi bir şey ile ilgili iktidarın bir eksiğini söylediğinizde terörist oluyor, yargılanıyorsunuz. Yargının sopası sürekli başınızda duruyor. Yani mesela Türk Tabipleri Birliği terörist oluyor. Neden? Sağlıkla ilgili eksiklikleri söylüyor. Barolar terörist oluyor. Ya da Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri terörist oluyor. Yani AKP ve MHP’li olmayan herkes maalesef terörist. Bir de şöyle bir durum var eskiden yargılama mahkemelerde olurdu, şimdi öyle değil. Şimdi iktidarın temsilcileri televizyonlarda yargıya neredeyse talimat verecek şekilde söylemlerde bulunuyorlar.”

AİHM kararından sonra bu kez Kobani iddianamesi geldi. Hem Cumhurbaşkanı hem de İçişleri Bakanı ”Demirtaş teröristtir” dedi. Ne diyorsunuz?

”Çok talihsiz bir açıklama. Bir Cumhurbaşkanının yargılaması hala devam eden biri ile ilgili böyle bir açıklama yapması çok talihsiz. AİHM kararıyla Selahattin ve arkadaşlarının terörist olmadığını bütün dünya biliyor. AİHM, siz bu insanları konuşmalarından ve siyasi faaliyetlerinden dolayı cezaevinde tuttunuz diyor. Hatta daha büyük bir şey söylüyor; ”Siz bu insanları kendi iktidarınız için keyfi bir şekilde tutukladınız ve cezaevinde tutmaya devam ediyorsunuz.” Yani 18. madde ihlali öyle çok basit bir ihlal değil. Bunu görebiliyorlar ama görmek istemiyorlar. Kesinlikle keyfi bir tutuklama. AİHM kararındaki ihlalleri görürseniz, bunu daha iyi anlayabilirsiniz.”

Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun bu kadar uzun süreceğini bekliyor muydunuz?

”Aslında Selahattin ilk tutuklandığında bu kadar uzun sürebileceğini düşünmedim. Çok kısa sürede bırakılacağını düşünüyordum. Ama uzun sürdü. Aslında Türkiye’de geçmişten bu yana kötü deneyimlerimiz var. Siz eğer tam demokratik bir ülkede herkesin eşit, adil ve kardeşçe yaşamasını istiyorsanız ve bu yönde bir mücadele yürütüyorsanız hele de Kürtseniz her zaman bir bedeli oluyor. Geçmişte daha farklı şekillerde ödedik, deneyimledik. 90’larda faili meçhuller, köy boşaltmalar, işkencede katledilenler vardı. Bugün gelinen noktada yine kaderimize mahpusluk düştü. Evet böyle olmasını beklemiyorduk ama geçmişten de gelen böyle bir deneyimimiz maalesef var.”

Bu uzun tutukluluk, kararların uygulanmaması ne hissettiriyor size? Sonuç alınamıyor gibi bir duygu oluşturuyor mu?

”Aslında sonuçsuz bir yargılama süreci diyemeyiz. Beş yılın sonunda AİHM gibi bir kararımız oldu. Belki bugüne kadar Türkiye’de Selahattin ve arkadaşlarının özgürlüğüne yansıyan bir durum olmadı. Ama bunu bütün dünyanın görmesi ve bilmesi, bize hak vermesi açısından bence bu bir sonuç. Umarım ileriki zamanlarda tutuksuzluluğunun da gerçekleşmesini sağlayacağız.

İlk günden bugüne çok büyük bir algı yürütüldü. Hala da devam ediyor. İktidar bu yönde bütün gücünü kullanmaya devam ediyor. Biz bunun hem tanığı hem mağduruyuz. Mesela Selahattin’in ilk tutuklanmasına neden olan iddianamede bunu gördük. O kadar büyük bir algı yürütüldü ki Selahattin 142 yılla yargılanıyor denildi. Hatta siz 142 yılla yargılanan birini nasıl savunursunuz, bu bir terörist denildi. Bu gibi şeyler söylendi. Sonra iddianameye baktığımız zaman gördük ki siyasi faaliyetleri ve bunların haberleri hepsi. Yani konuşmaları, düşünceleri ve muhalafeti başka da bir şey yok. İddianameye bir sürü yalan yanlış şey koymuşlardı. Mesela, ilk iddianamede örgüt yöneticisi olarak gösteriliyordu. Buna delil olarak ne gösteriliyordu biliyor musunuz? ‘’Mercek’’ kod adlı biri. Bir ifade vermiş ve Selahattin’in örgüt yöneticisi olduğunu söylüyor. Sonra biz bu Mercek kim araştırılsın istedik. Sonra mahkeme heyeti böyle bir tanık yok dedi. Ve suçlama düşmedi, 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama devam ediyor işte. Yani böyle bir iddianame ile karşı karşıyaydık. Sonra herkes Selahattin halkı kin ve düşmanlığı sevk eden bir tweet atmış dedi. Böyle bir tweetin atılmadığını aylarca yıllarca söyledik. Sonra ortaya böyle bir tweetin atılmadığı ortaya çıktı. Bunu da ispatlamış olduk.

Şimdi dönüp yeni iddianameye baktığımızda belki adlar değişiyor. Bu sefer Mercek değil, Ulaş diye bir tanık göstermişler. Bu da tanık olmaktan çok uzak sadece tahmin ve yorumlarını söylemiş. Şimdi de Selahattin Demirtaş’ın tweeti yok ama sahte Demirtaş Twitter hesabı var. İşte böyle yalanlara sığınıyorlar. Böyle bir hesap yok, biz biliyoruz bunu. Hukuki belge olmaktan uzak, neredeyse Google iddianamesi. Biraz daha işimiz var ama dönüp geriye baktığımızda çok daha iyi bir yerde olduğumuzu düşünüyorum. Çok daha umutluyum, iddianameyi gördük. Ben AİHM Büyük Daire’de görülen duruşmada oradaydım. O ana tanıklık ettim. Orada 17 tane bağımsız yargıç var. Orada hükümeti temsil eden hukukçuların ne kadar zor duruma düştüğünü gördüm. Gözlemledim. Bazı sorularda çok zor duruma düştüler. Yargıçlar ‘Siz bu insana terörist diyorsunuz ama başka kanıtınız var mı?’ sorusunu iki defa sordu. Çünkü birincisine yanıt alamadılar. Somut ne var dediler. Onlar da geçiştirdiler, belgeleri size sonra göndeririz dediler. Ama şimdi AİHM kararına bakınca görüyoruz ki o belgeleri sonra da gönderememişler. Çünkü gerçekten bir şey yok. Sadece siyasi faaliyetleri ve konuşmaları. O yüzden umutluyum. Haklı olduğumu biliyorum.”

İktidar yargı reformu geliyor dediğinde temel beklenti Demirtaş’ın serbest kalacağı yönünde oldu. Hala reformlar olacak deniliyor. Ne bekliyorsunuz yargı reformundan?

”Aslında Demirtaş ve arkadaşlarının dışarı çıkması için bir yargı reformuna ihtiyaç yok. Mevcut yasaların uygulanması bile tek başına yetecek. Çünkü çok keyfi. Hukuken Selahattin yargılanmıyor, siyaseten rehin tutuluyor. O nedenle yeni bir yargı reformuna ihtiyaç yok. Gerçekten bir şeyler yapmak istiyorlarsa, Türkiye’de bir şeylerin kötü gittiğini düşünüyorlarsa mevcut yasa ve Anayasa’yı uygulamaları yetecek bence. Tabi ki Türkiye’deki yargı sisteminin iyileştirmelere ihtiyacı var her şey güllük gülistanlık diyemeyiz. Ama Selahattin’in ve arkadaşlarının dışarı çıkması için mevcut yasaların uygulanması yetiyor. AİHM kararı var başka bir şeye ihtiyaç var mı? AİHM söyleyeceğini söylemiş, derhal serbest bırakılmalı demiş.”

Demirtaş’ın evden ilk gözaltına alındığı güne dönersek, o gün nasıl bir gündü? Neler yaşandı?

”Aslında o gece için bir gözaltı operasyonu demek belki eksik kalır. Yani Selahattin o gece bizlerden ailesinden adeta kaçırıldı. Çünkü Selahattin daha iki gün önce yurt dışından gelmişti ve gün boyunca da evdeydi. Sabah kahvaltı yaptık, ben okula gittim. O da evdeydi. Gün boyunca istedikleri bir anda gelip Selahattin’i evden alıp dedikleri gibi gözaltı operasyonu yapabilirlerdi. Bunu tercih etmediler. Gece saat 01.20 sularında kapımız adeta kırılırcasına çalındı. Bizim binanın 500 metre ötesinde bile polisler vardı. O sırada ne olduğunu anlamadım, bu sıradan bir gözaltı operasyonuna benzemiyordu. Kapıyı kıracaklarını söylediler ben de çocukların evde olduğunu ve korktuğunu söyledim. Sonra da kapıyı açmak durumunda kaldım. Selahattin de hazırlanmaya devam ediyordu. Derken onlardan biri hızlı bir şekilde içeriye girdi. Bir sürü kar maskesli insan kapının önünde bekliyordu. Hatta sonra her katta ve yangın merdiveninde kar maskelilerin olduğunu öğrendim. Komşular ne olduğunu tahmin edip kapıya çıkmaya çalışmışlar onlara silah doğrultup kapıyı açmayacaksınız denilmiş. O nedenle o gece Selahattin’in adeta bizlerden ailesinden kaçırıldığını düşünüyorum. Özellikle olağanüstü bir şey yaratmak istediler. Yoksa 6 milyon oy almış bir partinin eş genel başkanına gelir gözaltı kararı olduğunu söylersin ve kendisi de gelir zaten. Kaçmak istese daha iki gün önce yurt dışından gelmiş ve hatta dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra da defalarca yurt dışına gitti geldi bu süreçte. Tutuklanacağını bile bile geldi. Tutuklandığının sabahında kahvaltıda çocuklarla konuştuk, onları hazırlamaya çalıştık. Selahattin böyle bir şeyin olabileceğini söylemişti. Selahattin bunu öngörüyordu ve o burada kalıp mücadele etmeyi tercih etti.”

Selahattin Demirtaş’sız geçen dört yıllık zamana baktığınızda kaçırmasını istemediğiniz ve keşke dediğiniz anlar neler oldu?

”O kadar an var ki bununla ilgili. Özellikle çocuklarla ilgili. Hep ah şimdi burada olsaydı da Dılda’nın şu dediğini dinleseydi, şu sohbetini görseydi diyorum… Ya da Delal’i görebilseydi dediğim çok anlar oluyor. Çünkü Selahattin tutuklandığı gün daha çocuklardı, şimdi iki genç kızım var artık. Bana arkadaşlar, yoldaşlar. Selahattin bunu tabii ki biliyor ve hissediyor ama görse dediğim anlar çok oluyor. Mesela şu geliyor aklıma; Selahattin’in bir şarkısı vardı cezaevinde paylaştıkları, bize telefonda mırıldanmıştı. Delal ile Dılda bunu notaya dökmeye çalışmışlardı ve döktüler sonunda. Ama değişik değişik versiyonlarını yaptılar ve yaparken de çok eğlendiler. Ben işte o an keşke Selahattin de burada olsaydı dedim. Sonra aklıma o anı kameraya çekmek geldi, çektim de. Belki sonra Selahattin ile izleyebiliriz.

Aslında tek başına değilim. Yani Selahattin fiziken yanımızda değil ama hep yanımızda. O yüzden tek olduğumu düşünmüyorum. Ben Selahattin’den bir çok konuda öneri istiyorum onun da önerileri oluyor. Kızların O’na danıştığı ve destek istediği durumlar oluyor. Mesela bir kedi almayı düşünüyordu kızlar. Benim geçmişten gelen bir korkum var kedi konusunda. Ama kızlar epey bir kulis yaptı Selahattin’le. Sonra demokrasi kazandı. Üçe bir kalınca şimdi evde bir kedimiz var. Bunun gibi bir çok konuda onun ne düşündüğünü merak ediyoruz.”

Pandemi nedeniyle cezaevi görüşlerine sınırlamalar getirildi. Sizin cezaevi trafiğiniz nasıl etkilendi bu durumdan?

”Selahattin ile bugün konuştuk. Yeni roman yazıyor. Yazdığı her bölümü bize gönderiyor biz de kızlarla bilgisayara geçiriyoruz. Her yeni bölümde çok heyecanlanıyoruz. Hala yazmaya devam ediyor ama biz neredeyse yarısını bilgisayara geçirdik. Zaman veremiyorum çünkü geçen mektupta Selahattin bazen saatlerce romanı düşündüğünü ama bazen de hiç yazmak istemediğini söylemiş. O nedenle yazarımızın durumuna bağlı.

Bu koronadan sonra daha sık mektuplaşmaya başladık. Görüşmeler sınırlandırıldı biliyorsunuz. Örneğin haftada iki defa mektup gönderiyoruz. Her gün mutlaka fotoğraflar çekiyoruz, gönderiyoruz. Çünkü Selahattin bütün bunları çok merak ediyor, hem bizi hem neler yaptığımızı. Kızların durumunu… Önce genel olarak sağlık durumlarımızı soruyoruz. O genelde Diyarbakır’ın hava durumunu çok iyi takip ediyor. Geçen gün Edirne’de yağmur yağınca ”Size yağmur yolladım bir kaç güne gelir” dedi. Ben de az gönderdin, cimrilik yapmışsın dedim. Dılda kedisinin fotoğraflarını çekiyor onları gönderiyor. Kitap önerileri yapıyor. Hatta bununla da kalmıyor bize de gönderiyor. Delal son hafta babasının gönderdiği üç kitabı bitirdi.”

RÖPORTAJIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin