Barzani’nin geleceği ve Kürdistan’daki ayaklanmalar

YORUM | EBUBEKİR IŞIK

25 Eylül 2017’de Irak Kürdistanı’nda yapılan bağımsızlık referandumunun olumsuz etkileri her geçen gün derinleşmekte. Referandum sonrası Irak Kürdistanı 2014’ten bu yana ele geçirdiği toprakların hemen hemen tamamını kaybederken, özellikle Türkiye ve İran’ın ortak hareket etmesi sonucu 2017’yi çok büyük bir diplomatik ve ticari hezimetle kapatmak üzere.

Irak Kürdistan yönetimi referandumdan bu yana bir tarafta Avrupalı muhatapları ile adeta bir mekik diplomasisi eşliğinde görüşmeler yürütmeye çalışırken, diğer tarafta gerek Bağdat hükümeti gerekse de Türkiye ve İran ile bir takım nizalı konulara dair fikir birliğine varmaya çalışmakta. Bu bağlamdan hareketle, Irak Kürdistan Bölgesel yönetimi başbakanı Neçirvan Barzani geçtiğimiz günlerde önce Fransa başkanı Emanuel Macron ardından Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile görüştükten sonra, Irak başbakanı Haydar El Abadi ile Bağdat’ta görüşme fırsatı yakaladı. Bu görüşmelerin ana gündemi referandum sonrası Kürdistan’a Bağdat, Türkiye ve İran tarafından uygulanan ‘ambargonun’ hafifletilmesi olsa da, özellikle son iki haftadır Süleymaniye ve çevresinde başlayan ayaklanmalar ve bu ayaklanmaların çevre şehirlere sıçrama ihtimali Barzani ailesi ve Kürt federe yönetiminin temsilcilerini son derece kaygılandırmakta.

Ayaklanmalara Sebep Olan Gelişmeler

2014 yılına kadar Kürdistan özellikle petrol gelirlerinin etkisi ile son derece büyük bir ekonomik büyüme ve refah artışı kaydetti. Fakat, bu refah artışının özel ve kamu yatırımlarına dönüşmediği, lüks ve bireysel tüketime aktarıldığı, bu sebeple özellikle Erbil ve civarında insanların son derece lüks arabalar ile seyahat ettikleri bölgeye gidip gelen birçok uzmanın ifadeleri arasında bulunmakta. Bununla beraber, 2014 yılı ortalarında İŞID ile başlayan savaş ve akabinde petrol fiyatlarının küresel ölçekte düşmesi, Irak Kürdistan’ın petrol gelirleri üzerine inşa ettiği ekonomik modelin çökmesi sonucunu doğurdu. Bu sebebe istinaden, 2014 yılı ortalarından referanduma kadar geçen süreçte kamu sektörü çalışanlarının maaşlarının ödenmesine dair bir takım sorunlar baş gösterdi. Fakat, her seferinde bu sorunların önemli bir kısmı dışarıdan gelen ‘direkt bütçe yardımları’ ile çözülebilmişti.

Ancak, referandumdan hemen sonra Erbil ve Süleymaniye hava alanlarının uluslararası uçuşlara kapatılması, Kürdistan’ın şehirleri arasına Irak merkezi ordusu ve Haşdi Şabi tarafından kurulan onlarca kontrol noktasının ticari hayatı felç etmesi ve son üç aydır kamu sektörü çalışanlarının maaşlarının verilememesi bardağı taşıran son damlalar oldu.

Sayıları bir buçuk milyona yaklaşan kamu sektörü çalışanlarının bir takım temsilcilerinin iki hafta kadar önce Süleymaniye merkezli bir ayaklanma başlatarak özellikle Barzani ailesi ve KDP yönetimine karşı şiddet içeren protestolar başlattıkları Erbil merkezli Rudaw tarafından son dakika haberi olarak verilmişti. Süleymaniye’de başlayan ayaklanmalarda göstericiler KDP’nin ofisini taşlamış ve ardından ateşe vererek adeta Barzani’ye olan nefretlerini ortaya koymuşlardı. Bu gösteriler benzer şekilde Barzani KDP’sinin varlığının olmadığı şehirlere de sıçrama eğilimi göstermesi riskinden ötürü KDP tarafından kaygıyla takip edilmekte.

Büyük bir kısmının Talabani’nin partisi olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve 2006’da KYB’nin içinden çıkarak yeni bir siyasi oluşum haline gelen Goran Hareketi’nin destekleyicileri olan bu göstericilerin temel motivasyonlarına baktığımızda karşımıza üç temel itiraz kaynağının çıktığını görmekteyiz.

Bir, göstericilerin kahir ekseriyeti kendilerinin ve bağlı oldukları partilerin Barzani ve yönetimine referanduma dair itirazlarını ilettiklerini, referandumun Kürdistan’a yaramayacağını ve sorunlar getireceğini söylemelerine rağmen dinlenmedikleri için kızgın olduklarını görmekteyiz. İki, göstericilerin beyanatlarına ve protestoların diline baktığımızda özellikle Barzani ailesinin petrol ve doğalgaz kaynaklarının işletilmesine dair yolsuzluklara bulaştıkları, enerji kaynakları gelirlerinin büyük bir kısmının Malta, Lihtenştayn, Man Adası, İsviçre gibi ülkelere çıkarıldığı söylemini duymaktayız. Son olarak, Barzani ailesinin 6 milyonluk bir ülkede 1,5 milyon kadar insanı kamu sektörü ile bir şekilde ilişkilendirip, kamu hizmeti üretip üretmemesine bakılmaksızın birçok kişiye maaş bağladığı ve bu yolla halkın desteğini kazandığı ifade edilmekte. Hatta öyle ki, silah altında bulunan Peşmerge sayısının 100.000 kadar olduğu halde, 250.000 kadar kişiye Peşmerge Bakanlığı’ndan maaş verildiği yapılan diğer eleştiriler arasında.

Bağdat’a Verilen Tavizlerin Devam Etmekte Olan Gösteriler Üzerindeki Etkisi

Referandumdan bu tarafa özellikle Kerkük’ün Iran destekli Haşdi Şabi marifetiyle tekrar Irak merkezi hükümetinin eline geçmesi, Kürdistan’ın en büyük iki partisi olan KDP ve KYB arasında son derece ciddi problemlerin baş göstermesi, İran’ın Süleymaniye ve civarında etkisini arttırması Erbil-Bağdat görüşmelerinin Kürdistan aleyhine gelişmesi ve sonuçlanması ihtimalini doğurdu. Bu bağlamdan hareketle özellikle üç alanda Erbil’in Bağdat hükümetine taviz vermek zorunda kaldığı ve kalacağı kuvvetle muhtemel görünmekte.

Bir, El Abadi hükümeti Kürdistan’ın Bağdat’ı bypass ederek bugüne kadar yaptığı petrol satışlarının artık sona erdiğini, Irak sathında yapılacak her türlü petrol satışının Bağdat hükümetinin onayı ile yapılacağını ve petrol gelirlerinin bir havuzda biriktirildikten sonra Bağdat hükümeti tarafından dağıtılacağını diretmekte. Öne sürülen bu şartın Erbil tarafından kabul edilmeme ihtimalinin son derece düşük olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır.

İki, Bağdat hükümeti özellikle İran ve Türkiye sınır kapılarının koruma ve yönetilmesinin tamamen Bağdat hükümeti güvenlik güçlerine bırakılmasını diretmekte ve büyük ihtimalle bu şartın Bağdat hükümeti lehine yerine getirilmesi önümüzdeki üç aylık süreçte tamamlanacak gibi görünmekte. Bununla birlikte, Bağdat hükümeti aynı başlık altında Süleymaniye ve Erbil hava alanlarında göç ve vize meseleleri ile ilintili olarak oluşturulan birimlerin Bağdat’tan yönetilmesini istemekte.

Üç, Haydar El Abadi geçtiğimiz haftalarda Neçirvan Barzani ile yaptığı görüşmenin hemen akabinde bugüne kadar Irak’ın devlet bütçesi gelirlerinin yüzde 17’sinin Erbil’e ayrılması teamülünün artık geçersiz olduğunu, bu miktarın yüzde 12’ye düşürüleceğini belirtti. Birçok uzmanın ortak beyanıyla ifade etmek gerekirse, Kürdistan yönetiminin bu hususta yapabileceği çok bir şey bulunmamakta.

Ayaklanmalar Hangi Yöne Evrilir?

Süleymaniye ve çevresinde başlayan ayaklanmaların demografisine baktığımızda binlerce genç ve hayal kırıklığına uğramış Kürdün varlığından söz edebiliriz. Diğer taraftan bu ayaklanmaların özellikle lojistik anlamda İran tarafından ve ideolojik olarak ise PKK-KYB tarafından desteklendiğini ifade edebiliriz.

Gösterilerin aynı tempoyla devam etmesi, talep edilen hususlara dair iyileştirmelerin yapılamaması durumunda KDP’nin varlığının olmadığı bölgelerde ciddi anlamda bir Barzani nefretinin oluşacağını ön görmek güç değil. Diğer taraftan, birçok Kürt gencin bugüne kadar uluslararası etkin güçlerin istedikleri gibi hareket ettiklerini fakat gelinen sürecin geçmişte olduğu gibi yine hüsran olduğu şeklindeki bir takım hissiyatlarının kendilerini daha da radikal örgütlenmelere itebileceği ve bu sebeple özellikle daha seküler Kürt şehirlerinden (Süleymaniye, Halepçe, Sincar) PKK’ya katılımların olabileceği beklenilebilir.

Son olarak, İran’ın da telkinleri ile şayet Bağdat hükümeti ve Kürdistan Yurtseverler Birliği Barzani’nin Irak Kürdistanı’nı terk etmesini talep ederlerse, uzun bir zamandır Kürdistan’ın en büyük iki partisi arasında cereyan etmemiş sıcak çatışma riskinin artacağını öngörebiliriz.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin