TARIK TOROS | YORUM
Önce politik gündemdeki birkaç soruya kısaca cevap verelim, sonra nedenlerine geliriz.
Soru: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’nu serbest bıraktırır mı?
-Bunu yapacak olsa, tutuklatmazdı.
Soru: İstanbul Büyükşehir’e ve CHP’ye kayyum söz konusu mu?
-Elde tutuluyor, şimdilik ileri bir tarihe ertelendi. İstanbul ilk sırada, kuşkunuz olmasın.
Soru: Af veya kısmi af çıkar mı?
-Gündemde tutuluyor; lakin satır aralarında “terör suçları müstesna” ifadesinin altı özellikle çiziliyor.
Soru: İktidar erken seçime gider mi?
-“Son seçenek” olarak dahi masada değil. MHP lideri Devlet Bahçeli çağrı yaparsa, durum değişir; o ayrı.
Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ı açık ara yenecek en güçlü rakibi. Bunu Erdoğan da bildiği için, 2022 yılında meşhur “Ahmak Davası” ile siyasi yasak koydurdu, İstinaf’ta onaylatmayarak da konuyu diken üstünde tuttu. Bu, İmamoğlu’nun aday olarak 2023 denkleminden çıkmasına yetti.
Dava hâlen İstinaf’ta bekliyor; çünkü çürük! Çünkü, kamuoyu ikna olmadı. O sebeple bu süreçte İmamoğlu hakkında toplamda 5 iddianame düzenlendi, hepsi de “siyasi yasak” içeren. Yetmedi, diploması iptal edildi.
***
Şimdi soru şu: Diploması iptal edilen biri cumhurbaşkanlığına aday olamıyor; peki, Erdoğan’ın derdi ne? Rakibini kâğıt üzerinde ekarte etmişken ne diye tutuklattı?
Tutuklattı çünkü İmamoğlu rüzgarı, her şeyi önüne katacak bir fırtınaya dönüşüyordu; bunu gördü. Siyasi yasak da koysa, diplomasını da iptal ettirse onu tutamayacağını anladı.
İmamoğlu -tıpkı siyasi yasaklıyken Erdoğan’ın yaptığı gibi- yurt ve dünya turuna çıkacak, ayağındaki prangalara rağmen karşısına dikilecekti. Durdurulmasının tek yolu, demir parmaklıkların ardına gönderilmesiydi.
Erdoğan böyle düşündü. Risklerin farkındaydı; toplumsal tepki, piyasaların etkilenmesi gibi…
Köşeye sıkışan her otoriter gibi kalemini kırdı; çaresi yoktu. Totaliter evreye geçtiğinin de farkındaydı. Ama dedim ya, çaresi yoktu.
Dünya ve Türkiye kamuoyunun “tutuklamayı” satın almayacağını, ikna olmayacağını da biliyordu; gelgelelim tüm tuşlara basmak zorundaydı.
Bastı da…
***
Merkez Bankası, finans piyasalarını dengelemek için 50 milyar doları yaktı.
Toplumsal öfkeyi bastırmak için rejim muhafızları, tüm kanun ve kuralları rafa kaldırıp orantısız şiddetle yürüdü kalabalıkların üstüne.
Erdoğan risklerin farkındaydı da… Bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemişti kuşkusuz.
***
Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanmasının üzerinden neredeyse bir ay geçti. Tüm Türkiye ve dünya, onun içi boş dosyalarla tutuklandığını ve bunun Erdoğan tarafından yapıldığını biliyor ve buna inanıyor. Bu konuda ellerinde hayli güçlü argümanlar da var.
Yine tüm ülke ve dünya, Erdoğan’ın seçimle gitmeyeceğini; sarsıntısız bir geçişle iktidar değişiminin mümkün olmadığını da gördü.
Klasik tabirle artık “kral çıplak.”
Değer miydi?
Dedim ya, Erdoğan’ın başka çaresi yoktu. Diktatörlüğün kitabı böyle yazıyor ve o da harfiyen uyguluyor.
Yüzde 25 civarındaki tedirgin AKP azınlığı dışında, hiçbir dünya vatandaşı onun yönetiminde ne ekonominin ne de ülkenin düzeleceğine inanıyor. Bilakis, her şeyin daha da kötüye gideceğinin farkında.
***
Herkesin birbirine sorduğu soru şu: Peki ne olacak?
Bırakmayacağına göre, ne zaman ve nasıl bitecek?
Toplumsal öfke bastırılabilir mi?
İmamoğlu ateşi bir süre sonra söner mi?
Cevapsız bir soru bu. Yanıtı, soran da bilmiyor; muhatabı da.
Fakat yıllardır değişmeyen tek gerçek, iktidarın yumuşak karnının MHP olduğu. Bir ayağı çukurda olan MHP lideri, giderayak erken seçim çağrısı yapar mı, yapacak mı?
İktidarın büyük ortağı gibi, küçük ortağı da hesabını veremeyeceği suçlara batmış durumda. Beklenti, Bahçeli’nin “devlet” refleksiyle -tıpkı önceki “beka” söylemlerinde olduğu gibi- bir çıkış yapması.
Şahsi sağlığı itibariyle kaybedecek bir şeyi kalmadığı için bu yönde bir beklenti var.
Bu çağrıyı yapması, ne kendini ne de örgütünü kurtarır. Bunu o da biliyor. Şimdiden berbat bir sicille tarihe geçmiş durumda.
Peki, bir “ölüm vuruşundan” ne çıkar? İşte kestirilemeyen de bu.
Devlet Bahçeli, 2017 “başkanlık” referandumundan bu yana can suyu verdiği iktidarı, tek hamleyle yere serebilecek siyasi güce sahip tek kişi olduğunu biliyor. Bunu, hâlâ nefes alıp verebiliyorken yaparsa bir anlamı olacak.
Ancak bu fikir, onun dile getirmesinden önce Saray’a uçarsa…
Fişi çeken başkası olur…

Sayın Toros gündem yapılmasını genç öğretmen adayları istiyor”Mülakat Devam Ediyor, Güvensizlik Büyüyor”
“Millî Eğitim’in Vicdan Sınavı”
Öğretmen atamalarında bir süredir devam eden mülakat uygulaması, eğitim camiasında ve özellikle genç adaylar arasında derin bir endişeye neden oluyor. Şu an başvurusu alınan öğretmen atamalarında da bu uygulamanın sürdürüleceği yönündeki açıklamalar, KPSS’ye yıllarını vermiş on binlerce genci yeniden belirsizlikle karşı karşıya bırakmış durumda.
Özellikle son bir aydır üniversite gençliği gözle görülür bir stres içinde. Ekonomik kaygılar, gelecek endişesi ve sınav hazırlıklarının ardından bir de mülakatla yarışmak, çoğu genç için ağır bir yük hâline geldi. KPSS’de yüksek puan almasına rağmen elenen adayların sayısı arttıkça, adalete olan güven de zedeleniyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen atamalarında mülakat uygulamasına devam etme kararı, bu genç kitlede hayal kırıklığı oluşturmuş durumda. Oysa geçmiş yıllarda bazı bölgelerde yaşanan mülakat puanı dengesizlikleri, sistemin adil işlemediğine dair ciddi soru işaretleri doğurmuştu.
O nedenle, mevcut atamalarda mülakatın kaldırılarak yalnızca KPSS puanına göre yerleştirme yapılması yönünde bir adım atılması, hem öğretmen adaylarının içini ferahlatacak hem de toplumsal vicdanda derin bir rahatlama sağlayacaktır. Bu yaklaşım, sadece bireysel beklentilere değil, kamu yönetiminde güven duygusuna da katkı sunar.
Millî Eğitim Bakanlığı, atama sürecinde gençlerin umutlarını gözeten, adaleti önceleyen bir duruş sergilerse; bu, sadece bugünün değil, yarının da eğitimine atılmış sağlam bir temel olur.
Kelimeler bazen sadece bir çağrı değil, aynı zamanda bir duadır. Bu satırlar da, gençlerin sesine kulak verilmesi umuduyla kaleme alındı.