AVRUPA KONSEYİ | Strazburg’da göç zirvesi: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yeni dönem kapıda

ENSAR NUR | TR724 STRAZBURG

Avrupa Konseyi üye devletlerinin Adalet Bakanları, göç konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi etrafında alevlenen tartışmaları görüşmek üzere Genel Sekreter Alain Berset’nin daveti üzerine Strazburg’da toplandı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un da katıldığı konferansta düzensiz göç ve ağır suçlu yabancıların durumu karşısında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) nasıl yorumlanacağı sorusuna yanıt arandı. Zirvenin ardından 46 ülkenin imzaladığı bir sonuç bildirgesi yayımlanırken, 27 ülke ayrı bir bildiriye daha imza attı.

Konferans, başta İngiltere olmak üzere pek çok üye ülkenin Sözleşme’ye ve AİHM’e sert göç politikalarına engel olduğu gerekçesiyle tepki göstermesi üzerine başlayan tartışmaların ardından gerçekleştirildi. Açılış konuşmasını yapan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alain Berset, 9 ülkenin Mayıs 2025’te yayımladığı açık mektuba işaret ederek “Diyalog hemfikir olduğumuzda önemli, hemfikir olmadığımızda vazgeçilmezdir” dedi. Sözleşme’nin 1950’lerde yazılmış olsa da “canlı bir belge” olduğunu vurgulayan Berset, “Amacımız Sözleşme’yi zayıflatmak değil, 21. yüzyılın zorluklarına uygun, güçlü ve geçerli kılmaktır” mesajını verdi.

Berset, 2014’teki Aylan Kurdi trajedisine atıfla göçün insani yüzünü hatırlattı, “Göç, politikaların ötesinde insanlık meselesidir; kaçakçılık ve araçsallaştırma gibi suçlar ise devletleri zorluyor.” dedi.

Öte yandan, Berset basın mensuplarının Sözleşme metninde değişiklik yapılıp yapılamayacağı sorusuna net bir cevap vermedi. Berset, sözleşmenin canlı bir belge olduğunu söyledi; ancak Sözleşme’nin yazıldığı 1950 yılıyla günümüz dünyasının çok farklı olduğunu dile getirdi. Bazı üye devletler Sözleşme’de değişiklik yapılarak işkence yasağı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı gibi kuralları içeren maddelerin daha dar çerçevede yorumlanmasını istiyor.

Yaklaşık 3 saat süren basına kapalı tartışmaların ardından kabul edilen sonuç bildirgesi, Sözleşme’ye ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bağlılığın tartışmasız olduğunu teyit etse de devletlerin ulusal güvenlik, kamu düzeni ve sınır koruma sorumluluklarını açıkça öne çıkardı. Açıklamada, bir yandan AİHM’in bağımsızlığı ve kararlarının bağlayıcılığı hatırlatılırken, bir diğer yandan da Mahkemenin “ikincillik ilkesi” çerçevesinde görev yaptığı ve ulusal devletlerin “takdir marjı” olduğu vurgulandı.

Sonuç bildirgesine göre, Bakanlar Komitesi 2026 mayıs ayında Moldova’da yapılacak yeni konferansa kadar yeni bir siyasi deklarasyon hazırlanacak. Bu deklarasyon özellikle düzensiz göç ve ağır suç işlemiş yabancıların iadesi konularında ulusal güvenlik ve kamu güvenliğini koruma hakkını merkeze alacak. İnsan kaçakçılığıyla mücadele için yeni bir tavsiye kararı çıkarılacak. Göç politikalarına yönelik yeni bir hükümetler arası bir komite kurulması değerlendirilecek.

27 ülkeden ortak bildiri: AİHS sınır dışı işlemlerine engel olmamalı

Danimarka ve İtalya öncülüğünde hazırlanan, İngiltere, Macaristan, Hollanda, İsveç, Norveç, Polonya, İrlanda, Romanya, Avusturya ve Ukrayna’nın da aralarında bulunduğu 27 ülke tarafından imzalanan metin, Sözleşme’nin iki temel maddesinde açıkça “yeniden dengeleme” istedi. 27 ülkenin imzaladığı bildiride AİHS’te düzenlenen insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ve aile ve özel hayata saygı maddelerinin yorumlanmasında daha orantılı olunması talep edildi.

Bildiriye göre, işkence yasağının “yalnızca en ağır durumlarla sınırlandırılması”; sağlık durumu veya cezaevi koşulları gibi gerekçelerle sınır dışı işlemlerinin engellenmemesi gerektiği savunuldu. Ayrıca, yabancı suçluların sınır dışı edilmesinde suçun ağırlığına çok daha fazla, aile bağlarına çok daha az önem verilmesi gerektiği vurgulandı. Ciddi şiddet suçları, cinsel saldırı, organize suç, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı işleyenlerin aile hayatı gerekçesiyle ülkede kalmasının önlenmesinin elzem olduğu belirtildi.

27 ülke, devletlerin iltica ve iade işlemleri için Tunus, Arnavutluk, Ruanda gibi üçüncü ülkelerle serbestçe anlaşma yapabilmesi gerektiğinin de altını çizdi. Bildiride düşmanca rejimler ve kötü niyetli bireyler tarafından göçün araçsallaştırıldığının kabul edilmesi, “kendini savunabilen demokrasi” ilkesi devreye sokulması gerektiği de vurgulandı.

Bildiri, Genel Sekreter Alain Berset’in 4 maddelik yol haritasını desteklediğini belirtirken, Mayıs 2026’da Moldova’da yapılacak toplantıda yeni bir “Göç ve Sözleşme Deklarasyonu” kabul edilmesini talep etti.

46 ülkenin imzaladığı resmi sonuç bildirgesi ise Sözleşme’de herhangi bir maddi sorun görmezken, 27 ülkenin ayrı bildirisi Avrupa’da derin görüş ayrılığına işaret etti.

İnsan Hakları Komiseri O’Flaherty bu talepleri “kanıttan yoksun ve tehlikeli” diye nitelendirdi ve şunları söyledi: “Göçün araçsallaştırılmasının ulusal güvenliği tehdit ettiği iddiası inandırıcı değil; devletler bu kişilerin iltica taleplerini değerlendirebilecek kapasitede. Göç-suç ilişkisi kurmak yanlış ve tehlikelidir. Sözleşme yorumunu değiştirmenin düzensiz göç akımlarını durduracağı varsayımı da gerçek dışıdır.”

Starmer ve Frederiksen’den ortak çağrı: “Sınırları korumak demokrasiyi savunmaktır”

Zirveden önceki gece İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, The Guardian’da yayımlanan ortak makalelerinde zirveye güçlü bir destek verdi. “Sınırlarımızı korumak demokrasilerimizi savunmaktır” başlığıyla kaleme alınan yazıda, liderler düzensiz göçün hükümetlere olan güveni sarstığını ve popülist sağın yükselişini tetiklediğini savundu.

“Avrupa daha önce büyük sınavları birlikte aşmayı başardı, şimdi yine aynı şeyi yapmalıyız. Aksi takdirde bizi bölmek isteyen güçler daha da güçlenecek” diye yazan ikili, mevcut iltica sisteminin “başka bir çağ için tasarlandığını” belirtti. İkili “Kitle hareketliliğinin hüküm sürdüğü bir dünyada, dün işe yarayan çözümler artık yetersiz. Savaş ve terörden kaçanları her zaman koruyacağız ama dünya değişti, iltica sistemleri de değişmeli.” ifadelerini kullandı.

Starmer ve Frederiksen, AİHS’nin yorumunun modernize edilmesini “21. yüzyıl zorluklarını yansıtmak” için şart gördü. “Ana akım, ilerici siyasetin bu sorunu çözebileceğini göstermek, nefret ve bölünme güçlerine karşı en iyi silahtır” diyerek, insan kaçakçılığına karşı daha sert önlemler talep etti.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin