Asimile olmayın, entegre olun ama bize masrafsız olun! [Analiz: Hasan Cücük]

Şubat 2008… Recep Tayyip Erdoğan, başbakan sıfatıyla Almanya’yı ziyaretinde, mevkidaşı Angela Merkel’le birlikte Berlin’de Türk kökenli öğrencilerle bir araya geliyor. Erdoğan, Almanya’da bir Türk okulu açmak istediklerini dile getiriyor. Merkel, “Yeterli Almanca öğrenemezler” gerekçesiyle okul fikrine sıcak bakmadığını ifade ediyor.

Mart 2010… Almanya Başbakanı Angela Merkel, 4 yıl aradan sonra Türkiye’ye geliyor. Merkel’i ağırlamasına günler kala Die Zeit Gazetesi’ne konuşan Erdoğan, “İstanbul’da bir avuç Alman yokken Alman Lisesi kuruldu” diyor, sayıları 3 milyonu aşan Türkiye kökenlinin olduğu Almanya’da mutlaka bir Türk lisesi açmak isteğinden bahsediyor. Hatta bunu bir adım daha ileri götürerek Türk üniversitesi açma hayalini de açıklıyor. Erdoğan-Merkel görüşmesinden çıkan tek somut gelişme, Türkiye’nin Almanya’da lise, Almanya’nın Türkiye’de üniversite açmasına yeşil ışık yakılması oluyor. Gelgelelim, Erdoğan’ın söz verdiği Türk lisesi 7 yıl geçmesine rağmen gerçeğe dönüşmezken; Almanya, 2013’te İstanbul’da Alman Üniversitesi’ni açtı.

Bu hatırlatmayı Binali Yıldırım’ın Londra’da Türklerle buluşmasında sarfettiği cümleler için yaptım. Binali Yıldırım “Bulunduğunuz ülkelerde hiç o ülkenin insanlarına benzemeye çalışmayın” diye başladığı konuşmasından hareketle “Sakın bunlara benzeyip, bozulmayalım” başlıklı yazıyı kaleme almıştım. Yıldırım konuşmasında “Kendi değerlerinizi koruyarak ‘ben varım’ deyin. Asimile olmadan ama entegre olalım” cümlelerini de kuruyordu. Gelin biz asimilasyon ve entegrasyon nedir üzerinde durup, Türkiye’nin Avrupa’da yaşayan 5 milyon vatandaşı için neler yaptıklarına bakalım.

Uzun yıllar ‘döviz’ kaynağı şimdi ‘oy deposu’

Türkiye, Avrupa’daki ‘gurbetçisine’ uzun yıllar sadece ‘döviz’ kaynağı olarak baktı. AKP, kurduğu Yurt Dışı Türkler Başkanlığı aracılığıyla sorunlara çözüm bulmak için çalıştığı intibaı verirken, ilerleyen yıllarda bu kurumun Avrupa’da kuracağı ‘arka bahçesi’ Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) için ‘mayalık’ ettiği ortaya çıktı. Yurt dışında yaşayan Türklere bulundukları ülkede oy kullanma hakkının verilmesiyle, AKP için Avrupa’daki 2,5 milyon seçmen ‘oy deposu’ olarak görülmeye başladı.

Devletimizin övünç kaynaklarından biri  Avrupa’ya ‘imam’ göndermedir. Bir lütuf gibi sunulan bu hizmetin arka planında 1980’li yıllarda Avrupa’da güçlenen cemaatler var. Gurbetçilerin ‘zararlı cemaatlere’ bulaşmaması için devlet, Diyanet aracılığıyla kontrol sağlamayı amaçlamıştır. Öyle her isteyene imam gönderilmiyor. Gurbetçiler bulundukları şehirde cami alıyor, tapusunu Diyanet’e teslim ediyor. Milyonluk mülkün tapusunu alan Diyanet de lütuf olarak imam gönderiyor. İmamlar devrin iktidarının dünya görüşüne göre şekil alıyor. Son dönemde partizanlıkta hayli ilerleyip, ajanlık yapmaya başlayanların sayısı bir hayli fazla.

Türk liseleri projesi hayata geçirilmedi

Asimilasyonun önündeki en büyük engellerin başında ana dili bilmek geliyor. Ana dilini bilenler kendi kültür ve değerlerini unutmadan yaşayabiliyor. Bizim devlet masrafsız hizmet vermeyi sevdiği için gurbetçilerinin ana dil eğitimini pek ciddiye almıyor. Bu konuyu ciddiye almış olsaydı 7 yıl önce sözünü verdikleri Almanya’da Türk lisesi projesini hayata geçirirlerdi. Sahi Maarif Vakfı ile Hizmet Haraketi’nin dünyanın değişik ülkelerinde açtığı okullara çökme yerine neden Avrupa ülkelerinde okul açmazlar?

Eğitim ataşelikleri boş

Haydi okul işi çok masraflı diyelim. Ya konsolosluklardaki boş olan eğitim ataşeliklerine neden atama yapılmaz? Hem de yıllarca. Milli Eğitim Bakanlığı 20’den fazla ülkede 54 eğitim ataşesi ve müşaviri kadrosuna sahip. Ancak bu kadroların yarısından fazlasında ataşe ya da müşavir bulunmuyor. Almanya genelinde mevcut olan 13 eğitim ataşeliğinden Berlin dışında 12’sinde eğitim ataşesi bulunmuyor Frankfurt’ta yaklaşık 10 yıldır, Mainz’de 7 yıldır eğitim ataşesi yok. Türk nüfusunun yoğun olarak yaşadığı yerlerden Stuttgart, Karlsruhe, gibi şehirlere 2012 yılında atanan eğitim ataşeleri sürelerini tamamlayamadan geri döndüler. Durum sadece Almanya’da vahim değil. Danimarka, Avusturya, İsviçre, Belçika ve Fransa gibi Türklerin sayısının çok olduğu ülkelerde eğitim müşavirliği kadrosu yıllarca boş bulunuyor.

Türkçe ana dil eğitimi ülkelerin mevzuatına göre değişiyor. Ana dili hak olarak gören ülkeler olduğu gibi gönüllü kuruluşlar aracılığıyla bu hizmetin yerine getirilmesine izin verip, maddi destek sağlayan ülkelerde var. Maalesef devlet yine bu konuda ihmalkar. Konuştuklarında mangalda kül bırakmayıp, gurbetçilere gaz verenler iş icraata gelince sessizliğe gömülüyorlar. Türkiye gurbetçilere masrafsız hizmeti seviyor. Tabi döviz getireni ve iktidara oy vereni bir başka seviyor. Hepsi bu kadar.

Ya içinde yaşadığımız ülkeler? Sanki Türkleri asilime etmek için pusuda bekleyen birer canavar gibi gördüğümüz bu ülkeler tam tersi bir tutum sergiliyor. Dini özgürlükler konusunda sorun çıkarmıyorlar. Yeterli öğrenci sayısı olunca ana dil eğitimi için lokal hizmet veriyor. Bazı ülkeler masrafın tamamını bazıları bir kısmını karşılıyor. Vatandaşımız eline cebine atması durumunda, tıp devletimiz (Türkiye) gibi düşünüp ‘Zaten evde Türkçe konuluyoruz’ deyip, çocuğuna ana dil eğitimi aldırmıyor. Dini ve kültürel değerleri yaşamada Avrupa’nın hiçbir ülkesinde ciddi sıkıntı bulunmuyor. Ha buna karşı olanlar yok mu? Zaten onlara ırkçı deniyor ve toplumun büyük kesimi tarafından tasvip edilmiyor.

Ana dil eğitimi sorunu kim çözüyor dersiniz?

Türkiye’nin masraflı olduğu için gurbetçilerinde cebine dokunduğu için yanına yanaşmadığı asimilasyonun panzehiri ana dil eğitimi sorununu kim çözüyor dersiniz? Kestirmeden söyleyelim, Hizmet Hareketi. Hem de tam 25 yıldır. Nasıl mı? Hizmet Hareketi’ne gönül verenler tarafından Avrupa’da açılan özel okullar sayesinde. Özel okullara tanınan müfredat ‘esnekliğinden’ dolayı bu okullarda Türkçe ana dil eğitimi veriliyor, ‘ana dil’in unutulmasının, dolayısıyla asimilasyonun önüne geçiliyor. Bu okullarda dini eğitim verilmiyor ancak müfredatta olan din dersinde İslam ve Müslümanlıkla ilgili bilgiler öğretiliyor. Diyanet İşleri’ne bağlı olarak faaliyet gösteren camilerde hafta sonları dini eğitim veriliyor ancak yaşı 12-13’lere gelenler kurslara uğramıyor. Bu kurslara gidip de yeterli dini bilgi öğrenenlerin oranı oldukça düşük.

Bu okullar ana dilin yanı sıra gurbetçi çocuklarının kriminal suçlara karışmasına engel oluyor. Avrupa’da Türkler arasında kriminal suç işleyenlerin oranı azımsanmayacak oranda. Eğitim hayatında başarılı olamayanlar veya ayrımcılığa tabi tutulduğuna inanan gençler, yasa dışı çetelerin ve grupların ağına kolayca düşüyor. Bu okullarda sadece eğitim değil, rehberlik hizmetleriyle gençlerin suç şebeklerinin ağına düşmesi engelleniyor. Velilerin bu okulları tercih etmesinde en önemli etkenlerden biri eğitim kalitesi yanında suçtan uzak duran bir nesil yetiştirmesi.

Hizmet’in entegrasyona katkısı

Ve tabi ki bu okullar yaşanan ülkeye entegrasyonu sağlıyor. Türk yetkililer, Avrupa’daki Türklerle her buluşmasında ‘bulunduğunuz ülkeye entegre olun’ diyor ama yine bu görevi bu okullar yerine getiriyor. Avrupa’da entegrasyon denince kastedilen, vatandaşlık bilinci, eğitim ve iştir. Bu okullarda yetişenler, bulundukları ülkenin kanun ve kurallarına uyuyorlar, başarılı eğitim sonunda iş hayatına atılarak entegrasyon soruna çözüm oluyorlar.

Kısaca Türkiye, asilime olmadan entegre olun diyor ama bunun gereğini yerine getirmediği gibi bu yolda çalışanlara köstek oluyor. Olan bu süslü laflara kanıp, çocuklarına yıllarca eğitim veren kurumlara sırtını dönen gurbetçilere olacak. Ama şimdilik bunun farkında değiller. Farkına vardıklarında umarım çok geç olmaz!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin