Anayasa yok, KHK verelim

OHAL döneminin alametifarikası hükmüne geçen ve Erdoğan’ın “normal zamanda yapamadıklarımızı yapıyoruz” diyerek açıkça itiraf ettiği Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yine toplu tasfiyeler ve sivil toplumun yıkımı gerçekleşti. Dün yayınlanan 677 ve 678 no’lu KHK’lar, 16 bin memurun ihracını, 500 STK’nın kapatılmasını getirdi.

Başta Anayasa’nın belirlediği temel hak ve hürriyetler olmak üzere; taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Ulusalarası Çalışma Örgütü (İLO) sözleşmeleriyle güvence altına alınmış bütün haklar KHK’lar eliyle gasp ediliyor. Maaş, özlük, sigorta, hatta yargıya ulaşıp dava etme hakları dahi ellerinden alınıyor. Konu bir süredir ‘sivil ölüm’ başlığıyla tartışılıyor.

Mer’i Türk Ceza Kanunu’nu yapan isimlerden Prof. Dr. İzzet Özgenç’in tabiriyle “Ağaç kökü yiyerek hayata tutunmaya mahkumiyet cezası” veriliyor insanlara. Semt pazarlarında çalışan öğretmenler, onlarca işyerinden kovulan memurlar, bulaşık yıkayarak çocuklarına bakan hakim-savcı eşleri. Aileler bölünüyor, neyle suçlandığı bilinmeyen 100 binden fazla insan gözaltına alınmış, 40 bine yakını hapishanelerde. Bir de üstüne insanların işleri, bankalardaki birikimleri dahi ellerinden alınarak hayatta kalma imkanları ortadan kaldırılıyor.

Cezaevindekiler bu  ‘sivil ölüm’ mahkumiyetini aileleriyle birlikte çekiyor maalesef. Varsa, evlerine, arabalarına tedbir konmuş ya da hacze verilmiş. Sendikal örgütlenme hakları, sivil toplum kurma, muhtaçlara yardım etme gibi en temel insani görevleri yapamaz hale getirilmiş bir toplum yapısı var karşımızda.

Hizmet Hareketiyle irtibatlı bütün STK’lar kapatılmış. Önünden geçen, suyundan içen, bankasından kart alan kodese gönderilme tehdidiyle karşı karşıya. Alevi, Sünni, Kürt, Zaza, sol, sosyal demokrat, Milliyetçi, ülkücü muhalif kim varsa gözaltı ve mahpus ile terbiye edilmeye çalışılıyor. İşkenceler, maddi-manevi gasplar, mala mülke çökmeler, ırza, insanlık onuruna tecavüzler almış başını gidiyor.

Peki KHK’larla inşa edilen hukuksuzluklara anayasa ve evrensel hukuk ne diyor; birlikte bakalım.

DİN, DİL, IRK, SİYASİ DÜŞÜNCE, İNANÇ, MEZHEP FARKI GÖZETMEKSİZİN KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK

Anayasa Madde 10. “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Yani siz filanca cemaatten, siz filanca fırkadan, ırktan, görüştensin diye kimse işinden, evinden, barkından, malından, canından, namusundan edilemez.

TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİ, REFAH VE  HUZURU KORUMA GÖREVİ

Anayasa Madde 5. “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

Manzarada huzur bulanlar, sadece Erdoğan ve AKP rejiminin zulümle serfiraz elit zümresi gözüküyor. Topyekûn ülkedeki huzursuzluk, bir trafik kazasından kahvede çıkan tartışmaya kadar en ufak olay ölümle, cinayetle, kavgayla sonlanıyor. Cinayet üstüne cinayet işleniyor. Cinnet, ahlaksızlık, hırsızlık gırtlağa dayanmış. Toplum boğuluyor.

TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER ORTADAN KALDIRILAMAZ, SINIRLANAMAZ

Anayasa Madde 14. “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.”

İki taraflı bu hüküm, devletin temel hak ve hürriyetleri ortadan hiçbir şartta kaldıramayacağını söylüyor. Bu ülkede Anayasa maalesef 4 senedir askıda. Bir adamın, bir grubun sözleri kanun. Uymayanlar şaki, terörist!

tef1

SUÇLULUĞU İSPATLANANA KADAR HERKES MASUMDUR, İNSANIN MADDİ MANEVİ VARLIĞI ORTADAN KALDIRILAMAZ

Peki, savaş, sıkıyönetim, olağanüstü hallerde hak ve hürriyetlerin kullanımı durdurulabilir mi? Hayır. Anasaya’nın 15. maddesinin ikinci fıkrası çok açık. “…Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

Bırakın düşünce açıklamayı; gazete, kitap, cevşen okudu, TV izledi, internete girdi, filanca kişiyi twitter’da takip etti, filanca onu takip etti diye hapse giren onbinler var. Haksız yere hapsedilen masumların evinden çıkan suç aletlerine bir bakın; kitap, cd, bilgisayar, tefsir, risale…. Ya masumiyet karinesi!? Yerle yeksan. Anayasal, yasal, insani, İslami hiçbir güvence işletilmiyor. Devlet kanunla değil, sanki hukuksuzlukla, çete-mafya düzeni ile yönetiliyor.

tef

MADDİ MANEVİ VARLIĞINI KORUMA HAKKI

Madde 17. “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

Suçsuz yere hapse atılmış, iddianamesi bile yazılmamış 40 bin kişi var.

Madde 19. “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir”

Evinden alınmış, 2-3 aydır eşiyle, avukatlarıyla görüştürülmeyen binlerce insan var. OHAL ve KHK’lar gerekçesiyle gözaltı süresi 30 gün. 5 gün avukatla görüşmek yasak.

Madde 20. “Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”

Madde 21. “Kimsenin konutuna dokunulamaz. “

Madde 22. “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir”

Madde 23.Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir”

Madde 24. “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir”

Madde 25. “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir”

Uzağa gitmeyin, Diriliş Ertuğrul dizisini seyretmediğini söyleyen Okan Bayülgen’in havuz medyası ve Saray eliyle nasıl hizaya getirilip, özür diletildiğine bakın. Bir diziyi seyretmediğini söyleyecek kadar özgür bir ülke Türkiye! Ya da şarkıcı Sıla’nın, Yenikapı mitingini eleştirdiği için konserlerinin ardı ardına iptal edildiğini hatırlayın.

BASIN VE İFADE HÜRRİYETİ; TUTUKLU GAZETECİLER, KAPALI KURUMLAR

Madde 28. “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz. Müsadere edilemez.”

Tutuklu gazeteci sayısı 146. Kapatılan basın yayın ve medya kurumu sayısı, son KHK ile eklenenlerle birlikte 174.  Bunların 50’si gazete, 32’si televizyon, 29’u kitap yayınevi, 3’ü Türkiye’nin en büyük ajanslarından… Sendika ve derneklerin rapor ettiğine göre 10 bin civarında gazeteci, basın çalışanı son 3 yılda işsiz kaldı.

Madde 33. “Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.”

667 sayılı KHK ile 1125 vakıf ve dernek, son KHK ile 500 sivil toplum kuruluşu kapatıldı.

AİLEYİ, BİREYİ, ÇOCUKLARI VE MASUMLARI KORUMA

Madde  41. “Aile, Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması sağlar.”

Anne-babası hapiste, kendisi devlet yurtlarına verilmiş, hayatları gasp edilmiş yüzlerce çocuk var. En iyisinin durumu, akraba-taallukatın yanında sığınmacı olarak hapis yolu gözlemek. On binlerce çocuğun durumu bu maalesef. Anne-babadan yoksun bırakmak nasıl bir anayasal ceza olabilir ki!?

Madde 42. “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.”

Okul, yurt, etüt merkezi dahil 2 binden fazla eğitim kurumu kapatıldı. Açığa alınan öğretmen sayısı 78 bin. Öğretmensiz kalan öğrenci sayısı 1.5 milyon. Kapatılan özel eğitim kurumu mağduru öğrenci sayısı 200 bin. İşsiz öğretmen sayısı 80 bin.

ÖRGÜTLENME, SENDİKALI OLMA HAKLARI

Madde 51. “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.”

Sendikalar kapatıldı, sendikalı olduğundan dolayı binlerce öğretmen, memur tutuklandı. Sadece bugünü KHK’lar ile kapatılan 500 derneğin içindeki iki isme bakmak bile yeterli. Barış Derneği. Güvenilir Gıdalar Vakfı. Barış Derneği hemen her darbe ve cuntanın hedefi olmuş. 12 Eylül darbesi bile yargılamayı seçmiş, kapatmamış.  Hayrettin Karaman, Tayyar Altıkulaç, Şemsi Kopuz, Murat Ülker gibi isimlerin kurucusu olduğu bir vakıf, Zaman ve Samanyolu’ndan iki gazeteci de üye olduğu için kapatılıyor. Türkiye’de helal ve güvenilir gıda adına yola çıkmış bir sivil toplum kuruluşu ortadan kaldırılıyor.

FİİLİ DURUM MASALI VE ANAYASA’NIN BAĞLAYICILIĞI

Cumhurbaşkanı, başbakandan başlamak üzere devletin en üst kademesi anayasanın fevkinde yetkiler kullanıyor. Ve bunu ‘fiilî durum’ masalıyla satıyor. Oysa Anayasalar kamu erkini kullananların yetkilerini, görevlerini, sorumluluklarını dağıtırken iktidar gücünün suistimal edilmesini engelleyecek hükümler getirir. Burada amaç iktidarda temsil edilmeyen azınlıklara kadar her bireyin, kurumun hakkını korumaktır.

Bizde de 12 Eylül darbesinin bir ürünü olsa bile törpülenmiş ve değiştirilmiş maddeleriyle Anayasa, hak ve özgürlükleri koruma altında tutuyor. Ama OHAL ve KHK’larla özgürlüğün bu kadarına bile tahammül edemeyen bir rejim kendi zulüm kalesini inşa etmeye devam ediyor.

Anayasanın 90. maddesi modern hukukun bize kazandırdığı ve tahaahüt altına alınmış haklarımız olduğunu söylüyor. O maddede “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir” deniyor. Yani KHK’dan ve hatta kanunlardan dahi üstte bir anayasa normu ile bütün evrensel hak ve özgürlükler güvenceye alınmış. Ama buna rağmen KHK’ları çıkaran zihniyet, “Kimse Türkiye’nin iç hukukuna karışamaz” diye naralar atıyor.

Yukarıdaki maddeleri okurken sıkılmayın lütfen. Bu kanunsuzlukları ve hukuksuzları yaşayan akraba, eş-dost, yakınlarınızın açacağı davalarda, suç işleyenlere bu maddeler sorulacak. Çünkü işkence yaparak temel yaşama hakkını, sermaye, din-vicdan hürriyetini, basın ve örgütlenme özgürlüğünü, bu ve benzeri  temel hürriyetleri yok edenler modern dünyada mutlaka mahkeme ediliyor. Bekleyelim görelim KHK rejiminin sonunu.

1 YORUM

  1. Hiçbir Kanunu Kabul Etmeyen bir toplum için kanun maddelerini yazıp durmak neyi ifade eder ki?
    Sadece kendilerine hayat hakkı tanıyanlar için başkası diye bir şey olmadığını açık seçik ortaya koymuşlardır. Bunlar üzerine yorum yapmak dahi boşuna zaman israfıdır maalesef.
    Teşekkürler…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin