Amiraller ve Peker

YORUM | NEVİN ERDEM

Türkiye’de gündeme düşen neredeyse her olay, bir kez daha şunu doğruluyor:

Bağımsız bir yargı yok. Mevcut yargı, iktidarın operasyon aracı!

İktidar, yargıyı sopa olarak kullanmayı o kadar sevdi ki, her yeni güne bu sopadan çıkan farklı seslerle uyanıyoruz.

Geçtiğimiz hafta, amirallerin bildirisiyle ilgili olarak başlatılan soruşturma da, Sedat Peker ve adamları hakkında başlatılan soruşturma da aynı sopadan çıkan sesler.

Amirallerin Montrö Sözleşmesi hakkındaki iktidara yönelik açıklaması medyada yer alır almaz, Ankara Başsavcılığı TCK’nın 316. maddesi kapsamında “Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek için Anlaşma” suçundan re’sen soruşturma başlattı.

Soruşturmanın re’sen yani herhangi bir şikayet olmaksızın başlatılmış olması önemli. Zira, eğer bir şikayet olsaydı, başsavcılığın bir suçun var olup olmadığını araştırmak için yasal olarak bir soruşturma açması gerekirdi.

Ancak emekli amirallerin bildirisinde, Başsavcılık anında bir suçun varlığını tespit ediyor ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nden “bildiriyi hazırlayan ve yayımlanma sürecinde aktif olarak faaliyet göstererek imza listesinde yer alan diğer kişiler tarafından imzalanmasını sağlayan kişilerin” tespitini istiyor.

Liste gelince de, hemen gözaltı talimatı. Sabah 6’da ev baskınları, aramalar…

Başsavcılık soruşturmayla ilgili bir basın bildirisi yayınlıyor. Ama bildiride TCK’nın 316. maddesindeki suçun oluşması için varlığı zorunlu olan “elverişli vasıtalar”ın neler olduğuna, yani bu emekli amirallerin suçu işlemek için hangi araçlara sahip olduklarına dair tek bir kelime yok.

Ama Başsavcılığın açıklamasında sadece ismi bulunan “Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek için Anlaşma” suçunun işlendiğine, normalde dosya kendisine geldikten sonra karar vermesi gereken Yargıtay dahi öyle bir ikna olmuş ki, hemen “darbe, muhtıra ve vesayet hevesi olanlar”ın geçmişte olduğu gibi “bağımsız ve tarafsız yargı” tarafından bertaraf edileceğine dair bildiri yayınladı.

Yargıtay amirallerin bildirisiyle ilgili kararını ilan eder de, Danıştay durur mu? Aynı gün amirallere karşı bir bildiri de Danıştay tarafından yayınlandı.

Yargıda iktidar seferberliği!

Amirallerin bildirisi, siyaseten desteklenebilir veya eleştirilebilir. Nitekim, hem destekleyenler hem de eleştirenler var. İfade özgürlüğü tam da bunu gerektirir.

Ancak iktidarın sadece politik tartışmaların konusu olabilecek bir konuya hemen sopasını çıkararak koşması, yargı açısından çok acıdır.

Bağımsız ve tarafsız olması gereken yargının, kuvvetler ayrılığındaki üç erkten biri değil de iktidar partisinin bir koluymuş gibi hareket etmesi hak ve özgürlükler açısından en büyük tehlikedir.

Maalesef Türkiye’de iktidarın yönü ve tercihleri değiştiği anda, yargıdaki soruşturma ve yargılamaların seyri, başlangıcı ve sonucu tamamen değişmektedir.

Sedat Peker’in suç örgütü hakkında birkaç gün önce başlatılan soruşturma bu değişimin net görülebileceği örneklerden biridir.

Sedat Peker’in iktidarın gözde mafyası olduğu dönemlerde, Barış Akademisyenleri’ni “Oluk oluk kanlarını akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız,” tehdidinde ve cezaevindeki siyasi tutukluları “Onları cezaevlerinde de asacağız,” tehdidinde suç unsuru görmeyen, bu sözleri ifade özgürlüğü sayan yargı, Alaattin Çakıcı’nın “gözde” olmasıyla birlikte, Peker’e yönelik operasyonlara başladı.

İktidar lehine mitingler yapan, Erdoğan’la samimi görüntüler sergileyen, askerlerin yürüyüş sırasında hep birlikte ismini marş gibi söylediği, Özgür Suriye Ordusu’na askeri malzemeler gönderen Reis Sedat Peker gitti, suç örgütü elebaşısı Sedat Peker geri geldi.

Olayın politik yönleri elbette çok derin.

Yargıya bakan yönü ise oldukça basit: Soruşturma ve yargılamalar talimatla yapılıyor.

Talimat geldiği anda, hemen gözaltı emri, sabah 06:00’da ev baskınları, aramalar…

Siz suç örgütü lideri olabilirsiniz; insanları öldürüp, kanlarını içip, mallarına çökebilirsiniz, duşunuzu da kanla alabilirsiniz; nereden geldiği belli olmayan (!) paralarla birçok şeyi organize edebilirsiniz ve daha birçok suçu “yargılanırım, ceza alırım” korkusu olmaksızın işleyebilirsiniz.

Tek şartla: İktidar sizinleyse.

Gerek amiraller gerekse Sedat Peker hakkındaki soruşturmalar açık bir şekilde göstermektedir ki, Türkiye’de bağımsız yargı yok, iktidar var.

Geçen hafta Almanya’nın önemli düşünce kuruluşlarından Bilim ve Politika Vakfı (SWP) tarafından yayınlanan rapor Türkiye’deki durumu, “Kurumlar felce uğratıldı” diye özetlemişti.

İşte felce uğrayan bu kurumların başında, maalesef yargı geliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin