Ali Babacan, iki ileri bir geri

YORUM | Av. MEHMET TAHSİN

Yaklaşık 15 yıl kadar önce, yine bir bayram öncesi Yenikapı-Bandırma feribotuna binmiş, annemi ziyarete gidiyordum. Dört kişilik bir masada, karşımda saçına sakalına bakıp ‘entel’ diyebileceğim orta yaşın üzerinden bir karı-koca oturuyordu. Masaya yaydıkları Radikal gazetesinde, o günlerde AK Parti’nin başarılı bakanlarından Ali Babacan ve eşi Zeynep Hanım’ın fotoğraflı bir haberi vardı.

Karşımdaki ‘entel’ amcanın ‘laikçi teyze’ görünümlü karısı, büyük bir öfkeyle yüksek sesle söylenmeye başladı. Söylediklerini bugün bile neredeyse kelimesi kelimesine hatırlıyorum:

“Bunların başörtülü resimlerini böyle iyi bir şeymiş gibi basıyorlar, bu şekilde türbanı özendiriyorlar. Nefret ediyorum bunlardan. Gitsinler Suudi Arabistan’a! Elime silah alıp savaşmak istiyorum bunlarla!”

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

 

Kulaklarıma inanamadım. Onu rahatsız eden Zeynep Babacan’ın sade ve şık kıyafetini tamamlayan baş örtüsüydü. Kadın eline silah alıp savaşmaktan bahsediyordu!

Canım sıkıldı. O öfkeyle çantamdaki Zaman gazetesini çıkarıp o küçücük masanın üzerine koydum, okumaya başladım. “Deli deliyi görünce sopasını saklar” misali, karşımdaki ‘laikçi teyze’ ve ‘entel’ kocası bir anda sessizliğe büründüler. Yolculuğun kalan kısmı, vukuatsız olarak sessiz sedasız bitti çok şükür.

O günden sonra köprünün altından çok sular aktı. AK Parti, AKP’ye evrildi. Yolsuzluk ve hırsızlık adeta parti politikası oldu. AK Parti iktidarının en başarılı bakanlarından biri olan Ali Babacan, Reza Zarrab’ın karışık işlerini ve rüşvet ilişkilerini bilmesi gereken bir makamda oturduğu halde yapılanlara ses çıkarmadı. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ‘hükümeti devirmeye yönelik’ olduğu gerekçesiyle hırsızların yanında saf tuttu.

Ancak bu tutumu bile AKP içinde kalmasına yetmedi. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı iken, yükselen dövizi kontrol edebilmek için faiz artırımı yapılması gerektiğini söylediğinde Erdoğan’ın “Ama Yiğit (Bulut) öyle demiyor” tepkisiyle karşılaştı. 2015 yılında bakanlık görevini bıraktı ancak başbakan danışmanı olarak bir süre daha sistem içinde kalmaya devam etti. 2018 seçimlerinde milletvekili adayı olmadı. 2019’da da AKP’den istifa etti.

Ali Babacan yaklaşık iki yıldır Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin Genel Başkanı olarak karşımızda. Partisini kurmaya karar verdikten hemen sonra, hakkında jet hızıyla “FETÖ” soruşturması açıldı ancak dosya aynı hızla kapatıldı. Her ne kadar o gün dosya kapanmış olsa da yandaş medyada Babacan’ın “FETÖ’cü” olduğuna dair haberler sıklıkla yer almaya devam ediyor. Bu saldırılar seçim yaklaştıkça daha da artacaktır. Çünkü Babacan yolsuzluklarla mücadele edeceğini, yanlış yapanlardan yargı önünde hesap sorulacağını vaat ediyor.

Yandaş medya, hakaretin bini bir para, Babacan ve partisini yerin dibine batırırken, muhalif medya tam aksine Babacan’ı parlattıkça parlatıyor, özellikle eski mahallesine yönelttiği ağır eleştiriler manşetlere taşınıyor. Çünkü Babacan’a bir parti liderinden çok “AKP itirafçısı” muamelesi yapıyorlar!



***

Önceki gün muhalif bir gazetecinin Youtube kanalına konuşan Babacan, yolsuzluklardan bahsederken “Bir Avrupa ülkesinde Türkiye’de yaşananların onda biri yaşansa bir hükümet bir günde devrilir, istifa etmek zorunda kalırdı” dedi. Babacan’a göre Türkiye’de bunun olmamasının nedeni yolsuzluğu kanıksanmasıymış. Doğru bir tespit. 

Ancak sonrasında söyledikleri tuhaftı. Ona göre bu kanıksamanın nedeni, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarıymış! Babacan konuşmasının devamında üzerine basa basa, “FETÖ, terör örgütü, organize bir şekilde yolsuzluk dosyalarıyla alakalı iddiaları, kendi kontrollerindeki savcılar ve kendi kontrollerindeki kolluk kuvvetleri tarafından bir anda paket olarak gündeme getirince, … vatandaşın zihninde yolsuzlukla ilgili iddiaların hükümeti devirmeye çalışan teşebbüsler olarak algılandığını, … kim Türkiye’de yolsuzluktan bahsetse, ‘bunlar gene hükümeti devirmeye çalışıyor’ gibi bir iklim oluştu.” diyor.

17 Aralık operasyonu “günah işleme özgürlüğüne müdahaledir” diyen Metin Külünk bile bu kadarını akıl edememiştir. Duydukları karşısında şaşıran gazeteci, bir daha sordu:

Ben yanlış duymadım değil mi? ‘FETÖ terör örgütü’ dediniz?

Babacan,Tabii ki… Çok açık… dedikten sonra, “Bunlar kendini gizlemekte çok mahir insanlar… Dolayısıyla devletin FETÖ’yle mücadele konusunda hiçbir taviz vermemesi gerekiyor.” diyerek el yükseltti.

Bir an karşımda Ali Babacan değil de “acırsanız, acınacak duruma düşerseniz diyen Recep Tayyip Erdoğan ya da yancısı Süleyman Soylu varmış gibi hissettim. Demokrasiyi, insan haklarını ve evrensel hukuku önemseyen bir politikacı değil, “acıma yok tepeleme var” ya da “Çoluk çocuk demeden intikam alacağız…” diyen Balyoz paşaları gibi…

Umalım ki Babacan, karşısındaki ‘laikçi teyze’ kılıklı muhalif gazetecinin kışkırtmasıyla bunları söylemiş olsun. Aksi halde onun demokrasiye, hukuka ve insan haklarına saygı içeren söylemleri AK Parti’nin ilk yıllarındaki Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinden bir farkı olmayacak.

Şimdi tam bu noktada, Sayın Babacan’a şunları sormak lazım: 

Konuşmalarında “Bir parmak şıklatmasıyla” hukuka dönüleceğini, KHK’ların mağduriyetlerinin giderileceğini söylerken bu söylediklerinde ne kadar samimi?

Suç işleyenin yanına asla kâr kalmaz…diyen Ali Babacan, soruşturulan bakanın bile “dosyamda ne varsa doğrudur” dediği 17-25 Aralık soruşturmalarını ne yapacak? Eski yol arkadaşlarının ‘yolsuzluk’ olduğunu söylediği eylemleri nedeniyle tekrar yargılanmasının önünü açacak mı? Bunu nasıl yapacak? Bugün terörist olmakla itham ettiği yargı ve emniyet görevlilerinden farklı olarak nasıl bir soruşturma ve yargılama olacak? Türkiye’de yaşananların onda birinin bile bir Avrupa ülkesinde olması halinde hükümetin devrileceğini söyleyen Babacan, yolsuzlukların hesabını sormaya başladığında, bugün hükümeti devirmekle itham ettikleriyle aynı noktaya gelmiş olmayacak mı?

Konuşmasının devamındaToplu cezalandırma yapamazsınız.diyen Babacan’ın, şiddet eylemi olmayan, son derece yasal ve meşru anayasal hakları kullandığı için suçlanan bir grubu, kadın, erkek, genç, ihtiyar, çocuk demeden toptan terör örgütü ilan etmesi ‘toplu cezalandırma’ değil midir?

Hepimiz biliyoruz ki Erdoğan rejiminin FETÖ söylemiyle kastettiği kesimin tamamına yakını, öğrencilere burs vermek, kurban bağışlamak, yasal bir gazeteyi satın almak, yasal bir bankaya para yatırmak, yasal bir sendikaya üye olmak gibi eylemleri nedeniyle suçlanıyor. Babacan’ın FETÖ söylemiyle kimleri kastediyor?

O da çok iyi biliyor ki Erdoğan’ın terörist olmakla suçladığı kesim sadece Gülen Cemaati değil. Osman Kavala, Ahmet Şık, Rahip Brunson, Cumhuriyet gazetesi yazarları, Can Dündar vs… Muhalif olan herkes ‘FETÖ’cü’! Babacan’ın Erdoğan’a bayrak açtığı günden beri aynı suçlama kendisi de muhatap. Biraz daha AKP’nin canını acıtacak olursa, “geçmişte AKP’nin içine gizlenmiş kripto FETÖ’cü” suçlamasıyla karşı karşıya kalması hiç de sürpriz olmaz.

Öte yandan bugün yaranmaya çalıştığı gazetecilerin, Ali Babacan’dan, eşinden ve onun duygu ve düşüncelerinden nefret ettikleri apaçık ortada. O kesimin nezdinde itibar görmesinin tek yolu, “AKP itirafçısı” olması. Aksi halde hiçbir kıymeti yok.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

1 YORUM

  1. Sayın Editör ve Yazar
    “ devamında üzerine basa basa, “FETÖ, terör örgütü, organize bir şekilde yolsuzluk dosyalarıyla alakalı iddiaları, kendi kontrollerindeki savcılar ve kendi kontrollerindeki kolluk kuvvetleri tarafından bir anda paket olarak gündeme getirince, … vatandaşın zihninde yolsuzlukla ilgili iddiaların hükümeti devirmeye çalışan teşebbüsler olarak algılandığını, … kim Türkiye’de yolsuzluktan bahsetse, ‘bunlar gene hükümeti devirmeye çalışıyor’ gibi bir iklim oluştu.“
    Bu ibarede ki FETÖ terör örgütü söylemini çıkarıp Cemaat diye ifade kullanın.
    Ondan sonraki bölüm aynen geçerli.
    Babacan a yüklenir iken birde o açıdan bakın ☺️
    Yapabilirmiyiz acaba 🤔😔
    Ne dersiniz

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin