NECİP F. BAHADIR | YORUM
Sosyal medyada haberi görünce inanamadım, önce ‘fotoşop’ zannettim. Meğerse gerçekmiş… Acaba ayaklarında da çizme var mıydı? Baktım göremedim. Levent Kırca’nın skeçlerinden fırlamış gibi bir görüntü… Gerçek olamayacak kadar tuhaf…
Üzerinde koyu takım elbise… Beyaz gömlek ve kravat… Elinde mikrofon… Belki spor bir kıyafetin üzerinde bu kadar iğreti durmazdı… Ama hayır, o da olmaz, siyasi bir toplantıda ‘mavi berenin’ ne işi var? Bir askeri operasyona mı gidiyorsun?
AKP milletvekili Mehmet Ali Çelebi’den söz ediyorum. Başına geçirdiği ‘mavi bereyle’ İzmir’de ‘Terörsüz Türkiye’ toplantısına katılmış. Çelebi, asker kökenli bir siyasetçi… Ergenekon davasının sanıklarından… Henüz teğmen rütbesindeyken hapisle tanıştı. 41 ay içeride kaldı. Devran döndü, AKP hukuku ters yüz etti, Çelebi de bundan nasibini aldı ve davası beraatle sonuçlandı. Yargı sürecindeki şöhreti onu siyasete taşıdı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun teklifini kabul etti, önce parti yönetimine ardından Meclis’e girdi. Siyasette pek varlık gösteremedi. CHP rozeti taktığı yıllarda ‘hatırı sayılır’ faaliyeti olmadı. Yemin dışında Meclis kürsüsünde pek arzı endam etmedi. Hulusi Akar’la bir atışması oldu. Çakarlı lüks arabasıyla manşetlere çıktı. Kendisini savunamadı, ‘kem küm’ etti, ne dediği anlaşılamadı. Oysa onun gibi ‘cevval’ bir ismin fırtına gibi esmesi beklenirdi. Rüzgar bile olamadı, hafif bir esinti belki…
Ülke kürsülerde görünmeyen Çelebi’nin parti değiştirmekte ‘pek mahir’ olduğunu gördük. 2 yıl sonra CHP’den ayrılıverdi. Gerekçesi ilginçti. “Tek bir cümleyle özetleyebilirim.” dedi; “Demirtaş’a şeref madalyası, Çelebi’ye linç kampanyası. HDP yönetimi ile aranıza mesafe koyun dedik. 10 Aralık yapılanması var partide ve bölücü, ayrılıkçı bir yapı var… Biz HDP ile nasıl yan yana gelebiliriz diye sorduk…”
Bahaneye bakar mısınız? Ah bu siyaset! İnsanı ne hallere düşürür? İddiasıyla insanı sınayıverir…
Bir süre ‘bağımsız’ kaldı. Baktı ki partisiz olmayacak, Muharrem İnce’nin kurduğu ‘Memleket Partisi’nde aldı soluğu… CHP’den ayrılıp, Memleket Partisi’ne (MP) geçmek ‘attan inip…’ benzer. Hiçbir siyasi anlamı olmaz. MP bir parti bile değildi. Muharrem İnce’nin yeriydi. Ne geleceği vardı, ne de herhangi bir iddiası. Orası da kalıcı değilmiş. Bir atlama tahtasıymış. Belli ki yeni fırsatlar kollamaya başladı.
Ve yönünü AKP’ye çevirdi.
Siyaset dönüşlerde alışkındır. Bu kadar keskinini pek az gördü. 3 yıla 3 parti sığdırmak her milletvekilinin harcı değil. Fırıldak olmak lazım. Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti boşuna söylememiş; “Siyasette döneklik Meclis’in kapısında başlıyor…”
Doğru, Meclis’e ‘dönerli kapılardan’ girersiniz. Attığınız o ilk adım eğer kişiliğiniz oturmamışsa ‘karakteriniz olur’. Hadi Çelebi ‘tamam’ dedi, peki AKP böyle bir ismi nasıl kabul etti? Çünkü sadece bir ismi değil, onun temsil ettiği misyonu da alırsınız.
Kapılarını açtı, çünkü çoktan köklerinden kopmuş, değerlerinden uzaklaşmıştı. Kan ve doku uyuşmazlığı söz konusu olamazdı. Erdoğan kimlerle kol kola girmedi ki! Mehmet Ali Çelebi’yi mi bünye kaldıramayacak?
Taban sindirebilir mi? Erdoğan ‘evet’ dedikten sonra parti teşkilatlarının, tabanın lafı mı olur? Hem Çelebi, hem de AKP için ilkesizliğin, dönekliğin ve ihanetin ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Erdoğan grup toplantısında Çelebi’ye milletvekillerinin alkışları arasında ‘AKP rozetini’ taktı. Eşi de kürsüdeydi. Herkesin içinde, kameraların önünde “Kaç çocuk var?” diye de sordu. Erdoğan, “1 çocuğumuz var, eşim doktora yapıyor, kariyer!” sözünden hoşnut olmadı. Çelebi’nin eşine döndü; “Bu işin kariyeri çocuk yapmak. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane, 10 tane, 15 tane var!” dedi. Çelebi, AKP’li olduktan sonra çocuk sayısından bir artış oldu mu? Bilmiyorum. Haberlere yansımadı.
Mehmet Ali Çelebi’nin baş döndüren parti geçişlerini çevresi sindirmekte zorlandı. Sık sık ‘Neden AKP?’ sorularıyla karşılaştı. CHP’den kopuşunu izah ederken hep söylediği HDP faktörüydü. Sözde CHP’nin Kürt siyasetiyle içli dışlı olmasını kabullenememişti. Şu cümle onun; “PKK-Öcalan severlerin hoş görüldüğü denklemlerde olmam düşünülemez!”
AKP veya Erdoğan PKK, HDP ve Kürt karşıtı siyasetin adresiydi. Erdoğan, Mayıs seçimlerini de muhalefete terör ithamı ve güvenlikçi politikalarla kazandı.
Ve devran döndü, 180 derecelik dönüş… Bahçeli’nin açtığı yoldan yürüdü. Muhalefeti suçladığı ve itham ettiği ne varsa ‘politika’ olarak benimsemekte bir sakınca görmedi. Dün ‘kara’ dediğine, bugün ‘ak’ diyebildi. Normal şartlarda bu siyasi iflastır. Ama şartlar ve iklim hiç de normal ve olağan değil. ‘Ne oluyoruz?’ diye soran ne parti var ne de taban. ‘Reis ne yaparsa doğrudur…’. Çelebi için de mi aynı ilke geçerli?
Çelebi, Kızılcahamam kampında Erdoğan’ın ağzından, “Bundan sonra AK Parti, MHP ve DEM birlikte yürüyeceğiz…” dediğinde acaba ne hissetti? İmralı’ya yoğun trafik, DEM heyetinin Beştepe’de ağırlanmasını içine sindirebildi mi? Hani AKP’ye PKK ve DEM’le mücadele ettiği için geçmişti? CHP’den Kürt siyasetçilerle kol kola olduğu için kopmuştu?
CHP’nin HDP ile ilişkilerinin dozu daha düşüktü. AKP’nin DEM’le ilişkisi ittifak ortaklığına doğru gidiyor. Çelebi’nin var mı bir itirazı? Hayır, ne duyan, ne gören oldu. Siyaset bu… Kader ve tarih böyle ensenden yakalar. İddiandan vurur seni. ‘Ne oldum delisine’ dönüverirsin.
Başına ne geçireceğini şaşırırsın… Elinin altındaki ‘mavi bere’ yetişir imdadına. Uyarsa tabii. Takım elbisenin üzerine olur mu hiç? Spor kıyafete belki… Ama mavi bereyle konferansa gidilmez. Halkın karşısına çıkılmaz. Adaya, “Hayırdır hemşerim! Askeri operasyon veya savaşa mı?” diye sorarlar.
İsmet Paşa ‘çizmelerini’ giyerdi. Mavi bere aklına gelmemişti. Mavi bere için Çelebi’yi beklemek gerekti. Biraz ağır olacak ama o kıyafet bana Bakırköy’den kaçmış biri gibi göründü!
Çelebi sayesinde anlamını da öğrendik; “Mavi bere düşmez yere der Mehmetçik. Berenin sağa yatık olması dinimize göre sağa yatırılmamızı ifade eder. Arkasında ipler kefenimizin iplerini temsil eder. Mehmetçik şunu söyler; Biz şehadetimizi başımızın üzerinde taşıyan insanlarız…”
Peki ‘Terörsüz Türkiye’ ne yana düşüyor? Öcalan’la görüşmeler ne olacak? ‘Mavi bere’ DEM’le kol kola yürümeleri örtebilecek mi? Mümkün bu.
Ülke pek çok siyasetçinin savrulmasına tanık oldu. Çelebi gibi dağılan, ne yaptığını bilmeyen birini sanki ilk kez görüyor. Takım elbise ve kravat üzerine ‘Mavi bereli’ bir milletvekili fotoğrafı bugüne çekilmedi. Böyle giderse başına ‘ampül’ geçireceği günler yakındır.
Siyasetin en çok kendisiyle oynamaya kalkanları ‘rezil’ duruma düşürmesini seviyorum. Vezir ile rezil arasında çok ince bir çizgi var. Vezir olmak için yola çıkarsınız sonunda ele güne rezil rüsva olursunuz.
Zübükzade İbrahim Bey’e bile rahmet okutursunuz. Yazık, hem Çelebi’ye hem de AKP’ye…
Bir parti ve insan düşmeye görsün… Dibi yok…

haber yapmaya değmez, boş.
keske cesur ve hakkaniyetli bir kalem icimizdeki zubukleri de yazabilse…