Adamına göre adalet [Mehmet Yıldız yazdı]

Hizmet hareketini yok etmeye dönük operasyonlar hız kesmiyor. Artık gazeteler hava durumu ya da borsa bilgisi verir gibi Cemate dönük operasyon haberlerine özel bir yer ayırıyor.

Adalet Bakanlığı’nın son açıkladığı verilere göre bugüne kadar Cumhuriyet savcılıkları tarafından 161.752 kişi hakkında adli işlem yapılmış. Bu kişilerden 50.402’si tutuklanmış, 47.136 kişi hakkında adli kontrol kararı verilerek serbest bırakılmış, 13.497 kişi tutuklama veya adli kontrol olmaksızın emniyet veya adliyeden serbest kalmış, 7.969 kişi tutuklama sonrası yapılan itirazlar üzerine tahliye edilmiş. Halen de 7.605 kişi hakkında ise yakalama kararı bulunuyor.

15 Temmuz’dan sonra tutuklananların büyük bir kısmı 10 aydır, daha öncesinde tutuklananlarsa çok daha uzun bir zamandan beri iddianameleri düzenlenmediği için cezaevinde tutuluyor. Bırakın tahliyeyi, insanlar kendileri için istenen cezalara bile bakmadan sırf iddianamesi verildi diye sevinir hale geldiler. Savcıların bol keseden dağıttığı müebbet hapis cezaları bile bu durumu değiştirmiyor.

Bugüne kadar okuduğumuz iddianamelerin hiç birisinde ortaya konulmuş bir suç deliline rastlamadık. Delil diye yazılan saçmalıklar, “evinde 1 dolar bulundu, Bankasya’ya para yatırdı, çocuğunu cemaat okuluna verdi, gazete veya dergisine abone oldu, Digiturk aboneliğini iptal ettirdi, Bylock kullandı…” dan ibaret. Bunlardan biri veya bir kaçı sizde varsa ‘silahlı terör örgütü’ üyeliği veya yöneticiliğinden hapislerde çürümeniz işten değil.

HANGİ SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ?

Bildiğimiz kadarıyla iddia olunan yapının silahlı terör örgütüolduğu konusunda verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok. Ayrıca 15 Temmuz 2016 tarihine kadar şiddete başvurduğunu gösteren herhangi bir eylemi de tespit edilebilmiş değil.

Her ne kadar yetkisinde olmasa da, ilk defa 26 Mayıs 2016 tarihinde Milli Güvenlik Kurulu, bu yapıyı terör örgütü olarak nitelendirmiş, bu karar 30 Mayıs 2016 tarihli Bakanlar Kurulunda kabul edilmiş. Bütün bunları Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un 30 Mayıs 2016 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası yaptığı açıklamalardan öğreniyoruz.

Anlaşılacağı gibi, 30 Mayıs 2016 tarihine kadar suçlamalara dayanak yapılan oluşumun terör örgütü olduğuna dair ne bir mahkeme kararı ne de kamuoyuna yapılmış açıklama var.

Her ne kadar kişi ya da grupların suçlu olup olmadığına sadece bağımsız ve tarafsız mahkemeler karar verebilirse de (AY m. 6, 9, 38/4), bu tarihten önce söz konusu yapının terör örgütü olduğunu gösteren ne bir silahlı eylemi, ne mahkeme kararı ne de benzer bir MGK ve Bakanlar Kurulu kararı bulunmadığı için kişilerin olmayan bir silahlı terör örgütüne üye olması da mümkün olamaz.

Zira hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesinin gereği, kişiler sadece öngörebildikleri ve sonuçlarını bilebildikleri, kestirebildikleri iradi eylemlerinden sorumlu tutulabilir. Bir kimsenin önceden hangi eylemde bulunursa ne türden sonuçlarla karşılabileceğini bildiği rejimin adıdır, hukuk devleti.

Örneğin, 21 Temmuz 2016 tarihinde bir açıklama yapan Başbakan eski Yardımcısı ve MGK eski üyesi Bülent Arınç 15 Temmuz’u kastederek, bu yapının “silahlı terör örgütü olduğunu o gece öğrendim” demişti. O tarihe kadar onlarca MGK toplantısına ve Bakanlar Kuruluna katılmış olan Sayın Arınç, Temmuz 2016 ya kadar söz konusu yapının ‘silahlı terör örgütü’olduğuna inanmıyor/bilmiyormuş.

Benzer bir açıklama da Cumhurbaşkanı’nın Genel Sekreter Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından yapılmıştı. Kalın 19 Ağustos 2016 tarihinde TRT’nin Fransızca yayını için kaleme aldığı “Bruxelles a un probleme” başlıklı yazıda “Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren yeni bir terör örgütü ile karşı karşıyadır” demişti.

Şunu sormak gerekmez mi: Tüm gizli bilgilere vakıf olması beklenen Başbakan yardımcısı ve Cumhurbaşkanı’nın sözcüsü böyle bir örgütün varlığına inanmıyorlarsa, düz vatandaşların bu tarihten önce söz konusu yapının terör örgütü olduğunu bilmesine imkan var mı?

Hukuk devletinde bir oluşum, velevki sonrasında yasadışı yollara sapmış olsun, ‘silahlı terör örgütü’ olduğu kararlaştırılıncaya kadar ‘sivil toplum örgütü’dür. Yürürlükteki yasalara göre sivil toplum örgütlerine yardım etmek, okullarına çocuk göndermek, bankalarında hesap açmak, derneklerine bağış yapmak suç değildir. Ancak suç örgütü olduğu kararlaştırıldıktan sonra insanlar hareketlerini ona göre belirler ve sorumlu olacaklarını ancak bu andan sonra bilebilirler. “Bilerek ve isteyerek suç örgütüne üye olma ya da yardım etme suçu” ancak bu andan sonra oluşur.

Şidi bir soru daha: Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, meclis başkanları, bakanlar ve üst düzey bürokratların programlarında boy göstermek için yarıştıkları cemaat ne zaman terör örgütü ilan edildi?

Birkaç ay önce Tr724’te yayınlanan bir yazı  ‘Cemaat’ hangi tarihten itibaren ‘terör örgütü’ olarak kabul edilecek? sorusuna cevap aramıştı.

Yukarıdaki suç delillerine bakılacak olursa, başta karar veren hakim ve savcılar olmak üzere meclisin yarısından fazlası, bakanlar kurulunun tamamına yakını, iddia olunan ‘silahlı terör örgütü’ üyeliği veya yöneticiliğinden suçlanabilir.

Zira bir çoğunun çocukları ya cemaat dershanesine veya cemaat okuluna gitmiştir ya da bu okulların öğretmenlerinden özel ders almıştır. Çocuklarını cemaat öğretmenlerine teslim etmekte tereddüt etmeyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan, İstanbul Başsavcına, oradan da Ankara’da görülen Çatı davanın savcısından başlanabilir mesela. Ya da Bankasya’da parası olmak suçsa sıradan vatandaşın yatırdığı paralardan yalı kredisi alan Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı çiftinden başlayıp, AKP’li işadamlarına uzanabilir. Veya bugün kim tarafından hazırladığı belli olmayan Bylock listelerinde isimleri olduğu söylenen AKP’lileri gizlemeye çalışmanın anlamı yok, zira gerçeklerin er geç ortaya çıkma gibi bir huyu var. Hem bugün Bylock’tan adam tutuklarsanız 5 yıl sonra birilerinin de WhatsApp’tan tutuklamasının nasıl önüne geçeceksiniz?

AİHM KÖKSAL KARARI NE ANLAMA GELİYOR

AİHM dün (12 Haziran 2017 tarihinde) açıkladığı Köksal / Türkiye kararı ile “doğrudan bir KHK ile kamu görevinden çıkarılmış başvurucunun başvurusunu, kurulacak OHAL Komisyonuna başvurması ve bu yolu tükettikten sonra hala insan hakları ihlalleri devam ediyorsa AİHM”ye başvurabileceğine” karar verdi. AİHM Köksal kararının yorumunu TR724’te bulabilirsiniz.

Bu ne demek?

Öncelikli 685 no’lu KHK çerçevesinde kurulan OHAL komisyonunun görevi sadece KHK’larla ihraç edilen memurlarla, el konulan şirketler, kapatılan dernekler ve medya kuruluşlarıyla sınırlı.

Tutuklular ve KHK’lar haricinde kayyım atanan veya TMSF’ye devredilen şirketlerin komisyonla işi yok. Özellikle tutuklular her halükarda AİHM yolunu takip etmeliler. AİHM’in komisyon kararının onları ilgilendiren bir yönü yok.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin