Adaletin gözbağı ile bağlanan gazeteciler

YORUM | NEVİN ERDEM 

Görkemli heykelleriyle adliye saraylarını ve biblolarıyla birçok yargı mensubunun odasını süsleyen adalet tanrıçası Themis’in gözleri bağlıdır.

Bu sembolik ayrıntı, yargı makamlarının karar verirken, davanın taraflarının sosyal, politik ya da ekonomik statülerini değil, sadece delilleri ve hukuk kurallarını dikkate almaları gerekliliğinin altını çizer.

Tarafların bir önemi yoktur Themis için. Önemli olan hukukun üstünlüğüdür, adalettir.

Kör değildir Themis sadece bilinçli olarak gözlerini kapatmıştır; tarafların kimliklerine bakmamak, duygularına göre değil, hukuka uygun vicdani kanaatine göre karar vermek için.

Siyasi iktidarın her geçen gün biraz daha otoriterleştiği Türkiye’de, Themis’in gözbağı çıkarılalı çok oldu.

Themis bugün Türkiye’de iktidar tarafından ‘istenmeyenler’i baskı altına almak, pasifize etmek, susturmak ve yok etmek için kullanılan, iktidardan maaş alan, bir paralı askerdir.

Themis’in tarafsızlığının sembolü olan gözbağı, ‘istenmeyenler’in ellerini bağlamak, ağızlarını kapatmak için kullanılıyor artık.

Bu gözbağı ile bu hafta dört gazetecinin daha elleri bağlandı, ağızları kapatıldı. Van’da Servet Turgut ve Osman Şiban’ın askerler tarafından alıkonulduktan sonra helikopterden atıldıkları iddialarını haberleştirdikleri için gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı muhabirleri Adnan Bilen, Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala tutuklandı.

Gözaltı ve tutuklamanın torba gerekçesi önceden hazır zaten: Örgüt üyeliği!

Hakimler ve savcılar sanığı böyle bir torbaya attıkları anda adeta rahatlıyorlar. Çünkü yazdıkları hukuki bir değer taşımayan gerekçelerin bu torba içinde eriyeceğini, görünmezlik gücünü kazanacağını düşünüyorlar.

Yanılıyorlar! Hiçbir şey erimiyor ve kaybolmuyor.

Tutuklama talep yazısında aynen şu yazıyor:

“… ‘silahlı terör örgütü’ PKK/KCK lehine ve devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaparak veya röportaj ile KCK doğrultusunda örgütün perspektif ve talimatları ile kamuoyunda ajite ve propaganda yaptıkları yine şüphelilerin örgüte müzahir haber sitelerinde örgüt ve taraftarları sempatizanları lehine ajitasyon ve propaganda yaparak örgütün talimatı doğrultusunda hareket ettikleri…”

Anahtar kelimeler: Haber ve röportaj yapmak, haber siteleri!

Google’dan bu anahtar kelimeleri girerek arama yaptığınızda karşınıza çıkan tek şey: Gazetecilik!

Gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteciliğin ta kendisi!

Tutuklanan gazetecilerin, askerler tarafından helikopterden atıldıklarına dair haber yaptıkları iki kişiden birisi olan Servet Turgut öldü!

Bir gazeteci bunu haber yapmayacaksa neyi haber yapacak? Haberleri “PKK lehine” ya da “devlet aleyhine” diye sınıflandırıp gazetecileri tutuklayanlar, cinayetin faillerini “PKK aleyhine” ya da “devlet lehine diyerek mi koruyorlar?

Hukuki bir terim olarak haber verme hakkının unsurları arasında, haberin kimin lehine kimin aleyhine olacağına dair bir değerlendirme yapılması gerekmiyor ki!

Bu kriterler dikkate alınacaksa, Roboski Katliamı, KHK’lılar, Cumartesi Anneleri’nin dramı, Gezi Eylemleri, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı, 17/25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonları ve bunlar gibi daha nice olayda “devlet” daha doğrusu “iktidar” lehine tek bir söz söylemenin çok zor olduğu konularda tutuklanma göze alınmadan nasıl haber yapılacak?

Galiba tam da istenen bu! Sadece iktidarın lehine haber yapılması, gerçeklerin kamuoyuna duyurulmaması; Erkan Tan’lı haberlerle, mehter eşliğinde halkın “Almanya bizi kıskanıyor” noktasına getirilmesi.

Hakim tutuklama kararında şöyle diyor: “Geçerli basın kartının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebileceği, doğal olarak mevcut şartları taşımadıklarından söz konusu şüphelilerin basın mensubu olmadığının anlaşıldığı…

Yani bir kişinin gazeteci olup olmadığına Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı karar verecek ve siz de ‘kuzu kuzu’ bu kararla bağlıyız diyeceksiniz, öyle mi?

Yani bir siyasi partinin lideri olan Cumhurbaşkanı kime ‘gazeteci’ diyecekse sadece o gazetecidir; sadece onun ifade hürriyeti vardır.

Yargı makamları dahil herkes için bağlayıcı olan Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle güvence altına alınan ifade hürriyetini nereye koyacaksınız peki?

Bunlar bizi bağlamaz mı diyeceksiniz? Doğru; gözbağınız çıkarıldıktan sonra sizi ne bağlar ki!

Sahi sizi ne bağlar?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin