Abdülhamit muhalifi bir damat: Mahmut Celaleddin Paşa [Padişah Damatları-4]

Yorum | Dr. Serdar Efeoğlu

Abdülhamit’in çeşitli bahanelerle anayasayı askıya alarak meclisi kapatması ve ülkeyi “Tek Adam” olarak yönetmesiyle Jön Türklerin Avrupa’daki muhalefeti giderek arttı.  Abdülhamit de sürgündeki muhaliflerle kıyasıyla bir mücadeleye girişti. Kimisini para, kimisini makam ve mevki vaadiyle geri döndürmeye çalıştı.

Bir süre sonra Jön Türklere büyük moral verecek bir gelişme yaşandı. Abdülhamit’in kız kardeşi Seniha Sultan’la evli olan “damat” Mahmut Celaleddin Paşa İstanbul’dan ayrılarak Paris’e gitti ve Jön Türklerle birlikte hareket etmeye başladı.

Bu gelişme Abdülhamit için hem onur kırıcı, hem de muhalefeti daha da güçlendirecek bir hareket olduğundan Paşa’nın Avrupa’daki bütün faaliyetleri yakından izlendiği gibi çeşitli yollarla geri döndürülmesine çalışıldı.

MAHMUT CELALEDDİN PAŞA

1853 yılında İstanbul’da doğan Mahmut Celaleddin’in babası II. Mahmut’un kızı Saliha Sultan’ın eşi ve Gürcü asıllı bir köle olan Halil Rıfat Paşa’dır. Annesi ise Halil Rıfat’ın Saliha Sultan’ın ölümünden sonra evlendiği İsmet Hanım’dır. Babasının iki yaşındayken ölümü sonrasında babasının kâhyası Ali Kemalî Paşa’nın himayesinde büyümüş ve iyi bir eğitim almıştır.

Memuriyete başladıktan sonra Paris’e gönderilen Mahmut Celaleddin, burada Fransızcasını geliştirdi. Ardından Abdülaziz’in onayıyla bir önceki padişah Abdülmecit’in kızı Seniha Sultan’la nişanlandı. İki yıla yakın süren nişanlılık süresi sonunda 1877 Aralık’ında Hırka-i Saadet dairesinde nikâhları kıyıldı. Böylece o da babası gibi “padişah damadı” oldu.

Mahmut Celaleddin’in 1876’da tahta çıkan “kayınbiraderi” Abdülhamit’le başlangıçta dostane münasebetleri vardı. Abdülhamit de eniştesinin tecrübesinin artması için fırsatlar sundu. Mahmut Celâleddin önce Şura-yı Devlet üyeliğine getirildi. Kısa bir süre sonra da hanedana damat olmasından dolayı “vezir” rütbesi ve “paşa” unvanı verildi.

İkbal basamaklarını hızla tırmanan “Damat Paşa”, Nisan 1878’de kurulan Sadık Paşa Hükümetinde Adliye Nazırlığına getirildi. Görevi esnasında, Abdülhamit’in çıkardığı affın kapsamının genişletilmesinde önemli rolü oldu.

PAŞA’NIN FİRARI

Paşa’nın “ikbal günleri” uzun sürmedi ve 1 Ağustos 1878’de bakanlık görevinden azledildi. Azledilme nedeni olarak çok farklı şeyler yazıldı. Bunlardan en önemlisi, Abdülhamit’i tahttan indirerek yerine V. Murat’ı yeniden hükümdar yapmayı amaçlayan Aziz-Skalyeri Komitesi içinde yer aldığına dair iddialardır.

Paşa’nın, eşi Seniha Sultan’ın da adının karıştığı bu olayda sonradan suçsuzluğunun anlaşılmasına rağmen Abdülhamit’e küstüğü ileri sürülmektedir. Yeni Sadrazam Saffet Paşa’nın, tecrübesizliğinden dolayı kendisini kabinesinde istememesi de diğer bir neden olarak gösterilmiştir.

Abdülhamit, gönlünü almak için yeniden Şura-yı Devlet üyesi yaptıysa da Paşa göreve başlamamış, kendisine 1881’de Murassa Âli Nişanı, 1889’da da Murassa Mecidi nişanı verilmesi de küskünlüğü bitirmemiştir.

Mahmut Celaleddin Paşa, inziva döneminde konağını bir şairler meclisine çevirmişti. Gelen misafirlerine idarecilerin yetersizliğinden ve sistemin çürümüşlüğünden şikâyet ediyordu. Diğer taraftan da eniştesi Abdülhamit’e devletin kötü gidişini ve çözüm tekliflerini içeren layihalar sunmaktaydı.

Paşa, Osmanlı topraklarının tam bir rekabet alanına dönüştüğünü görmüş ve Abdülhamit’in Alman yanlısı dış politikasına karşılık İngilizleri tahrik edecek girişimlerden uzak kalınmasını istemişti. Bunun bir sonucu olarak da Bağdat Demiryolları ihalesinin İngilizlere verilmesi için “lobi” faaliyetlerinde bulunmuştu.

AVRUPA’DA BİR DAMAT PAŞA

Mahmut Celaleddin Paşa sonunda “istibdat rejimiyle” yurt dışında mücadele etmeye karar verdi ve 1899’da eşi Seniha Sultan’ı İstanbul’da bırakarak oğulları Sabahattin ve Lütfullah’la birlikte Fransa’ya doğru yola çıktı.

Abdülhamit’in damat paşanın firarını duyunca küplere bindiği anlaşılmaktadır. Padişaha göre bu; hem Osmanlı Devleti ve hanedan için büyük bir itibar kaybıydı, hem de Avrupa’da çeşitli yollarla zayıflatılan Jön Türklerin yeniden güçlenmesi anlamına geliyordu. Nitekim Paşa, artık Jön Türklerin lideri olarak görülmekteydi.

Padişah önce Paris Sefiri Münir Paşa vasıtasıyla Fransa’ya baskı yaparak Paşa’nın girişine engel olmaya çalıştı. Bundan bir sonuç alamayınca Paris başta olmak üzere gittiği her yerde takip ettirdi ve yabancı devletlerden de Paşa’nın iadesini talep etti. Paşa’nın vefat ettiği 1903 yılına kadar Avrupa’daki Osmanlı elçilerinin en önemli gündemini Mahmut Celaleddin Paşa’nın takibi oluşturmakta, sefaretlerin bütçesi bunun için harcanmaktaydı.

Abdülhamit’in Avrupa devletlerinden aslı astarı olmayan iddialarla Paşa’nın iadesini istediği görülmektedir. Avrupalı devletler ise genellikle olayı hukuki sürece havale etmişler ve “hükümetlerinin yargıya müdahale edemeyeceğini” ifade etmişlerdir.

Paşa bu dönemde Paris’ten sonra Brüksel ve Londra’ya da gitmiş, İttihatçıların yayın organı Osmanlı gazetesini finanse etmiş ve bu gazetede yazıları yayınlanmıştır.

Padişahın diğer taktiği ise Damat Paşa’yı çeşitli pazarlıklarla geri getirmekti. Bunun için birkaç defa görüşme yapılmışsa da bir sonuç çıkmamış, Paşa şart olarak Padişahın yetkilerinin kısıtlanmasını ve Meclisin yeniden açılmasını talep ederek Abdülhamit’i çileden çıkarmıştır. Abdülhamit, bu kez de Paşa’yı “dinsizlikle” itham etmiştir.  Bu sırada Seniha Sultan’ın da Avrupa’ya kaçacağı söylentilerinin baskıların artmasında etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Paşa Avrupa’da bulunduğu yıllarda ekonomik sıkıntılar yaşamış ve eşi Seniha Sultan’ın mülklerini rehin olarak göstererek para bulmaya çalışmıştır.

Mahmut Celaleddin Paşa daha sonra Mısır’a giderek Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın desteğini alamaya çalıştı. Ancak Abdülhamit’in baskısıyla buradan da ayrıldı ve Paris’e geri döndü. Bu sırada Abdülhamit’in hilafetinin “meşru” olmadığına dair bir fetva alınarak yerine kardeşi Mehmet Reşat adına hutbe okunduğuna dair beyannameler dağıtılmasına da öncülük yaptı.

PAŞA’NIN ÖLÜMÜ

Paşa rahatsızlığı üzerine kendisine iyi geleceği ümidiyle Korfu’ya gitti. Bu seyahati, Abdülhamit rejimine karşı Arnavutları ayaklandıracağı şeklinde yorumlandı ve Abdülhamit’le arasının açılmasını istemeyen Yunan Hükümetinin baskısıyla buradan İtalya’ya geçti.

Abdülhamit ise Paşa’yı geri döndürmek için son bir adım daha atarak yurtdışına kaçıp devlet aleyhinde bulunanların tutuklanması amacıyla çıkarılan kanuna dayanarak Paşa’nın gıyabında tutuklanması ve mallarına el koyulması kararı verdirdi. Daha sonra da idama mahkûm edildiği açıklanarak bütün rütbe ve nişanları geri alındı. Artık Mahmut Paşa’ya “Paşa”, oğulları Prens Sabahattin ve Lütfullah’a “Bey” denilemeyecekti.

Paşa’nın hastalığına rağmen Jön Türk hareketine en büyük katkısı, 1902’de Birinci Jön Türk Kongresi’nin toplanması oldu. Mahmut Celaleddin Paşa’nın fahri başkanlığında toplanan kongre, muhalefete moral olsa da aralarındaki bölünmeye engel olamadı.

Paşa, 1903 Ocak ayında sürgünde vefat etti ve bu sefer de “cenaze krizi” yaşandı. Abdülhamit, cenazenin İstanbul’a getirilmesi için girişimlerde bulunsa da oğulları Prens Sabahattin ve Lütfullah’ın babalarının “Meşrutiyet ilan edilmedikçe ülkeye dönmek istemediği” gerekçesiyle karşı çıkmalarıyla hukuki süreç başladı. Sonunda Paşa, Paris’te defnedildi.

PAŞA HÜRRİYET KAHRAMANI OLUYOR

Prens Sabahattin Meşrutiyetin ilanından sonra 1908 Eylülünde ülkeye dönerken babasının cenazesini de İstanbul’a getirdi. Marsilya’dan yola çıkan bir gemiyle getirilen cenaze, büyük bir merasimle karşılandı. Abdülhamit de cenazenin karşılanması için Çanakkale’ye bir istimbot gönderdi.

Abdülhamit’in temsilcilerinin de katıldığı görkemli bir cenaze merasimiyle Paşa’nın naaşı, Eyüp Sultan’a defnedildi. Devrin Şeyhülislamı cenazede yaptığı konuşmada Paşa’nın “hürriyet şehidi” olduğunu, vatan ve milletin saadeti için öldüğünü belirtiyor, daha beş yıl önceki “hain damat paşa” artık bir kahraman oluyordu.

TALİHSİZ SULTAN

Seniha Sultan o dönemde hanedanın “en rahat ve açık fikirli sultanı” olarak görülmekteydi. Batı tarzı kıyafeti ve kısa saçlarından dolayı “serbest tavırlı” olarak değerlendirilmekte, bazı tavırları sarayda laubali bulunmaktaydı. Semiha Ayverdi de Sultan’ı “cüretkâr ve hoppa” olarak nitelemekte ve Abdülhamit’i tahta layık görmediğini yazmaktadır.

Eşinin yurt dışına firarıyla çok büyük sıkıntılar yaşayan Seniha Sultan ağabeyi Abdülhamit,  eşi ve çocukları arasında kalmıştır. Sürekli gözetim altında tutulmasına rağmen kendisinin de yurt dışına firar etmek istediği anlaşılmaktadır. Eşine gönderdiği mektuplarda sitemde bulunduğu görülse de bunun Abdülhamit’in baskısı nedeniyle olabileceği dikkate alınmalıdır.

Seniha Sultan, Osmanlı hanedanının 1924’de sürgüne gönderilmesiyle yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Murat Bardakçı’nın yayınladığı bir mektuba göre o sırada yetmiş sekiz yaşında olduğundan M. Kemal Paşa’ya başvurarak odasından çıkacak halinin olmadığını, bu nedenle kalmasına müsaade edilmesini istediyse de olumlu bir cevap alamadı.

Önce oğlu Prens Sabahattin’in yanına gitti. Onun maddi sıkıntıya düşmesiyle de son halife Abdülmecit’in yanına sığındı ve Nice’te 1931’de vefat etti. Cenazesi Şam’a götürülerek kardeşi Vahdettin’in yanına defnedildi.

Ankara Hükümeti’nin mal varlığına el koymasından dolayı yurt dışında yokluk içinde yaşayan Seniha Sultan’ın varislerinin, aralarında Kandilli Kız Lisesi’nin de bulunduğu yerleri geri almak için dava açtıklarına dair haberler “60 milyonluk miras davası” başlığıyla 1962’de Hürriyet gazetesinde yer almıştı.

V. Murat, Abdülhamit, Mehmet Reşad ve Vahdeddin’in kardeşi olan ve dört kardeşi tahta çıktığından her zaman itibarlı bir konuma sahip olan Seniha Sultan böyle bir hayat yaşamış, bu itibar ve zenginliğe rağmen Nice’de bir hizmetçi odasında vefat etmiştir.

 

Kaynakça: F. Satar, Mahmud Celaleddin Paşa’nın Hayatı ve Siyasi Mücadelesi, MÜ SBE yüksek lisans tezi, 2000; A. Akyıldız, “Mahmud Celaleddin Paşa”, TDV İA, C. Ek 2; Ş. Demir, “Damat Mahmut Celaleddin Paşa ve Cenazesi”, AÜ Türkiyat Dergisi, S. 47, 2012; A. Bedevi Kuran, “M. Celaleddin Paşa”, Resimli Tarih Mecmuası, S. 31, 1952; T. Toros, “Prens Sabahattin”, Milliyet, 1982 (yazı dizisi).

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin