ABD sopayı gösterdi kapıyı da kapatmak üzere

HABER ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN, WASHINGTON 

Bir önceki yazımda “Erdoğan’a darbeyi Biden mi yoksa Trump mı vuracak?” başlığıyla Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle CAATSA yaptırımlarının kaçınılmaz olduğunu, cevabı aranan sorunun ipin kim tarafından çekileceği noktasında düğümlendiğini anlatmıştım.

Cevap Pazartesi günü itibariyle geldi ve Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları Başkan Trump tarafından hayata geçirildi.

Gerçi gerek buradaki yazılarım gerekse de TR724 YouTube kanalındaki yayınlarımı takip edenler Trump’ın CAATSA yaptırımlarının en hafif beş maddesini imzalayıp giderayak ‘dostu’ Erdoğan’a jest yapabileceği fikrine aşinadır.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Nitekim bir önceki yazıda anlattığım gibi Trump, 12 maddelik CAATSA yaptırımlarının en hafif olanlarını uygulamaya koydu.

Pazartesi günü itibariyle ABD Hazine Bakanlığı Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemi nedeniyle CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) kapsamında yaptırımlara muhatap olduğunu duyurdu.

Böylece Savunma Sanayii Başkanlığı bürokratları ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir ile birlikte üç üst düzey bürokrat daha yaptırım kapsamına alındı.

Buna göre Savunma Sanayi Başkanlığı ABD’den ihracat lisansı alamayacak, ABD’li ve uluslararası finans kuruluşlarından kredi isteyemeyecek.

Yaptırım listesindeki kişilerin ABD’ye girişleri yasaklandığı gibi bu ülkede mal varlığı varsa dondurulacak.

Hazine Bakanlığı’nın yaptırımları duyurduğu saatte bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise yaptırımların siyasi mesajına dair şunları söyledi: “Uyarılarımıza rağmen Türkiye, Rusya’dan S-400 sistemi satın alma ve test etme çalışmalarına devam etti. Bugün Türkiye’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na uygulanan yaptırımlar, ABD’nin CAATSA’yı tam olarak uygulayacağını gösteriyor.”

ABD tarafından bu açıklamalar yapılırken Ankara’dan da beklenen açıklamalar ardı ardına geldi.

Kabine toplantısı ardından kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan “NATO müttefikimiz Amerika’dan da yaptırım değil terör örgütlerine ve bölgemizde ilgili hesabı olan güçlere karşı verdiğimiz mücadelede destek bekliyoruz,” dedi.

Son dönemde adı ‘kınama bakanlığı’na çıkan Dışişleri Bakanlığı ise “ABD’nin Türkiye’ye karşı tek taraflı yaptırımlar içeren kararını kınıyor ve reddediyoruz. Mukabelede bulunulacaktır,” sözlerini kullandı.

Yaptırımların hedefindeki Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, Twitter’dan yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Şahsım veya kurumumuza yönelik yurtdışında alınan herhangi bir karar, benim ve ekibimin duruşunu değiştirmeyecek; Türk savunma sanayiini hiçbir şekilde engelleyemeyecektir.”

Yaptırımlara dair en ilginç tepki ise Moskova’dan geldi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov kararı ‘yasa dışı’ olarak tanımladı.

Sürece dair açıklamalar özetle böyle. Gelelim olayın yorumuna.

Peki yaptırımlar ne anlama geliyor, bundan sonra ne olabilir?

İlk olarak, Trump’ın CAATSA yaptırımları içerisinde en hafif olanları seçip uygulamaya koyması Erdoğan’a bir ‘kıyak’ olarak görülebilir. Her ne kadar Biden yönetimi göreve gelir gelmez Türkiye’ye ağır yaptırımlar uygulamak istemeyebilirse de kucağında bulacağı yasada Trump kadar kibar olmayabilirdi.

Fakat şunu da unutmamak gerekir, iş Trump’a kalsa bu yaptırımlar asla uygulamaya konmazdı. Ancak başta Dışişleri Bakanı Mike Pompeo olmak üzere ‘Amerikan müesses nizamı’ Türkiye’nin uyarılması konusunda ısrarcıydı. Alınan kararda Amerikan müesses nizamının izleri var.  

İkincisi, her ne kadar Türkiye’ye karşı uygulanan beş maddelik yaptırımlar ‘hafif’ (soft) olarak tanımlansa da gerçekte hayli ağır sonuçlar doğuracak. Öncelikle S-400’ler Türkiye topraklarında bulunduğu sürece yaptırımlar da sürecek. Ayrıca Pompeo’nun açıkça belirttiği gibi Türkiye CAATSA yaptırımlarının tamamına muhatap olabilir.

Buradaki mesaj açık: ABD tarafı sopayı gösteriyor ama tamamen de kapıları kapatmış değil. Yani ilişkilerin geleceği daha çok Ankara’nın tercihleri ve tavırlarına bağlı.

Avrupa Birliği gibi ABD de Türk ekonomisini çökertme derdinde değil.

Aslında alınan bu kararı “Türkiye’yi Erdoğan’dan daha çok önemsediklerinin göstergesi” olarak yorumlamak mümkün.

Çünkü yaptırımların hedefindeki Savunma Sanayii Başkanlığı’nın bir iradesi yok.

S-400’ün alınması, kurulması ve bu konuda ısrarlı olunması tamamen Erdoğan’ın tercihi.

Üçüncüsü, seçilen yaptırım maddeleri içerisinde yer alan “Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı” maddesi Türk Savunma Sanayii’ne büyük hasar verebilir.

Ayrıca finansman ve ihracat yasağı da var.

Her ne kadar son yıllarda savunma sanayiinde yerlilik oranının arttığı iddia edilse de, hali hazırda Türk Ordusu’nun temel unsurları ABD ve Batı’ya bağlı. Türkiye kritik elektronik parçaları ve yazılımları ABD ve Kanada gibi ülkelerden alıyor.

Bu da Aselsan, Havelsan ve MKE gibi kurumların sıkıntıya düşmesi ve aynı zamanda ‘yerli ve milli’ denen çok sayıda projenin de pratikte sorun yaşaması anlamına gelecek.

Dahası S-400’ler nedeniyle Türkiye aynı zamanda üretici ortağı olduğu F-35 yeni nesil savaş uçağı projesinden çıkarıldı. Buradaki zararı ölçmek bile mümkün değil.

Çünkü Türk sanayicisinin milyonlarca dolarlık kaybı yanında uçakların eksikliği ile ortaya çıkacak güvenlik riskinin boyutu hesaplanamıyor.

Türkiye hem F-35 gibi stratejik bir silahtan mahrum kalmış oldu hem de NATO’nun stratejik karar mekanizmalarından dışlanmayla karşı karşıya.

Unutmamak gerekir ki bu yaptırımlar ilk kez bir NATO üyesine uygulanıyor.

Ayrıca TSK’nın elindeki F-16’ların modernizasyonunda da sorun yaşanıyor. Türkiye bu uçakların modernize edilmesi için ABD’li Lockheed Martin ile görüşüyordu ancak ABD Kongresi’nin engeline takıldı.

Yani ne yeni nesil F-35 alabiliyoruz ne de F-16’ları modernize edebiliyoruz.

Bu yaptırımların şöyle bir sonucu daha olacak:

Bundan sonra NATO müttefiki olsun ya da olmasın hiçbir Batılı ülke ile teknoloji transferi anlaşması ya da ortaklık yapmak kolay olmayacak.

Türkiye’nin muhatap olduğu siyasi ve stratejik kayıplara dair listeyi uzatmak mümkün. ABD yönetimi yaptırımları uygulayarak ‘kararlılık’ gösterirken aynı zamanda ‘kapıyı da kapatmadığını’ gösterdi.

Bir başka ifadeyle topu Türkiye’nin sahasına bıraktı.

Eğer Erdoğan rejimi mesajı alır ve Türkiye’nin NATO içindeki konumunu ve ittifak ilişkilerini riske atmazsa çözüm hala mümkün.

Ancak tersi olursa, Erdoğan’ın S-400 sevdası Türk halkının üzerine çok büyük bir fatura bırakacak.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin