ABD ile Türkiye’yi karşılaştırmak

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN 

ABD yeni başkanını seçti. Popülist eğilimli başkan Donald Trump seçimleri kaybetti. Seçimin kazananı Demokrat Parti adayı Joe Biden oldu. Biden seçim sürecinde seçmene birlik ve Trump döneminde başlayan sistem dışı anomaliyi düzeltme sözü vermişti.

Süreç boyunca ABD medyası dördüncü güç olarak Trump ve Biden’a tamamen eşit oranda yer verdi. Trump’ın manipülasyonlarını doğru bilgiler ve gerçeklerle etkisiz hale getirdi. İki adayın televizyon tartışmalarında sunucular son derece iyi bir performans sergilediler. ABD basını ne kadar özgür ve eleştirel olduğunu gösterirken, bilgiye erişim hakkının neden bir demokraside hayati olduğunu da sanırım herkes anladı.

Dahası, oy kullanma ve özellikle de oy sayım sürecinde Trump’ın adayı olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin yönetimindeki eyaletlerde nasıl tarafsızca hareket edildiği görüldü. Bu eyaletlerde sayım görevlileri ve Cumhuriyetçi yöneticiler partizanlıktan uzak bir tarafsızlık içinde görevlerini yaptılar. Trump’ın usulsüzlük iddiaları karşısında gerçekleri açıkladılar, partiye sadakat yerine demokrasiye sadakati tercih ettiler. Bu hem ademi merkeziyetçi ABD federalizminin, hem de bireyin otonomisine dayanan liberalizmin zaferidir.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Türkiye kökenli akademisyenlerde ve gazetecilerde genel yaklaşım ABD’deki olumlu gelişimi Türkiye ile karşılaştırmak yönünde oldu. Bir ölçüde bu anlaşılır olsa da, ABD ve Türkiye arasındaki farklıkları göz ardı ederek beklentilere girmek, rasyonellikten uzak bir yaklaşım. ABD’nin kurumsallaşmış bir demokrasi olduğu unutulmamalı. 200 yılı aşkın zamandır her dört yılda bir seçim yapıp başkanını seçen, geliştirmelerle birlikte kurulduğu günkü anayasası ile yönetilen, basının alabildiğine özgür olduğu, düşünce ve inanç özgürlüğünün liberal-anayasal bir kutsallıkla sistemin merkezinde yer aldığı, insanların özgür ruhlar olarak eğitildiği ve sosyalleştiği bir ülkeden bahsediyoruz.

Oysa Türkiye bu özelliklerden çok uzak bir vaka olarak önümüzde duruyor. Yakından bakın, nesnel olun. Türkiye’nin ABD’den yapısal olarak da, bireysel seviyede de ABD’den çok farklı olduğunu göreceksiniz. ABD’de demokrasiye dönüş yaşanmadı. ABD’de yaşanan, demokrasiye verilen zararın durdurulması, su kaçıran havuzdaki çatlağın tamirinden ibaretti.

ABD’de olan toplumsal seviyedeki gerilimler, Amerikan toplumunun homojen olmamasından kaynaklanıyor. Türkiye’deki veya diğer otoriter toplumlardaki gibi toplumsal farklılıklar bastırılmadığından, kendilerine toplumsal iletişimde ve siyasi karar süreçlerinde yer buluyor. Türkiye ise nüfusunun dörtte birinden fazlasını oluşturan Kürtler konusunda bile eşit vatandaşlık ilkesine geçememiş vaziyette. Yani on dokuzuncu yüzyılın homojen toplum idealini merkezine alan, katı merkeziyetçi bir devlet. ABD’nin her eyalete kendi egemenlik alanını tanıyan çeşitliliği ve federal merkezin gücünün sınırlandırılması ilkelerinin yerine, yerelin hiçbir işlevi ve etkisi olmayan despotik bir doğu toplumu Türkiye. Devlet, Türkiye’de tamamen bunun yansımasıdır.

ABD seçimlerinde merkezin (Beyaz Saray’ın) beklentilerini dikkate almayan yerel birimleri salt anayasal ve yasal-bürokratik yapıyla alakalı değil. Temelinde bireyin otonomisi olan bir felsefenin yarattığı ruhun yansıması! Hukukun üstünlüğü ilkesi birey olamayanların diyarında hayata geçirilemez. Hep birilerinin güdümüne girmeye, hiyerarşi dışına çıkmamaya programlanmış Türkiye insanı, bu nedenle demokrasi kurmakta zorlanıyor. Hasbelkader bir demokrasi inşa edebilecek olsa da, onu işletemiyor, kâğıt üzerinde kalmaktan kurtaramıyor.

ABD’deki gibi bir seçimle yeniden ümitlenmek bu nedenle Türkiye için nesnel bir beklenti değil. Türkiye’de insan haklarını benimsemiş, ortak değerleri olan, bireylerden oluşan bir toplum mevcut değil. ABD’deki kırsal kesimin sağcı- muhafazakâr reflekslerine bakarak bunu Anadolu’daki muhafazakar yapılarla karşılaştırmak, şurası ABD’nin Yozgat’ı, burası ABD’nin Konya’sı gibi yaklaşımlarda bulunmak, son derece gerçeklerden kopuk bir tutum.

Türkiye’deki dönüşümün sosyolojik-beşeri düzeyde gerçekleşmesi gerektiğini uzun zamandır yazıyorum. Küme düşen demokrasinin bu sosyolojiden kaynaklandığını gördüğümüzde, sorunun tanısını koyma bakımından bir aşama kaydetmiş olacağız. Önce şapkamızı önümüze koyalım. Türkiye’nin yukarıdan aşağıya modernleşmesinde “kazanımlar” olarak görülebilecek her şey şu an yok olmuş durumda. Bu kazanımların geri gelmesi, Erdoğan’ın yerine başkanısın seçilmesiyle gerçekleşmeyecek. Çünkü bu tepeden gelen dönüşümlerin halk tabanında karşılığı yok.

Oysa ABD’de kazanımlar ve demokratikleşme sürekli tabandan tavana doğru gelişen tarihsel bir süreçte gerçekleştirildi. Kültürel olarak liberalizmle ve onun merkezinde olan bireycilikle – devletin değil bireyin korunması ilkesiyle – yerleşti. Türkiye’de Batı’nın beklentilerini tatmin etmek için kerhen yapılan tüm reformlar tepeden inme yapılırken, ABD bu reformların felsefi tartışmalarında merkezi rol oynadı. Anayasal demokrasi, demokratik cumhuriyet gibi gelişimlerde ABD başı çekti, öncü rol oynadı. Oysa Osmanlı-Türkiye geçmişinde sürekli jeopolitik ve stratejik kaygılar yüzünden Batı’ya verilen tavizler olarak anlaşılan bir modernleşme süreci ana gövdeyi oluşturdu. ABD’de insanların temel kaygısı kendilerini ceberut devletten nasıl koruyacakları olurken, Türkiye’de devletin tanrılaştırılması, devlete kutsallık atfedilmesi, varlığına vatandaşın varlığının feda edilebileceği bir felsefe hâkim oldu.

Türkiye’de bir Biden çıkmaz. Zaten Biden olağanüstü veya insanüstü biri değil. Bir kurtarıcı değil, misyonu devam ettiren bir birey. Türkiye bir Atatürk gelmesini beklerken, ABD bir Washington veya Lincoln gelmesini beklemiyor. ABD’de var olan kronik sorunların on katı Türkiye’de var ve daha bunlar tartışılmaya bile başlanmadı. ABD’de ırkçılık 100 yıldır tartışılıyor. Her aşama tabandan gelen taleplerle oldu. Devlet dönüştü, ana kurallar ve değerler değişmedi. Oysa Türkiye’de daha homojen toplum üretme siyaseti, ırkçı Türk nasyonalizmi, Ermenilere yapılan soykırım, Kürtlere yapılmakta olan son 100 yılın derin asimilasyoncu politikaları gibi birçok habis özellik halının altına süpürüldü. ABD ile Türkiye’yi karşılaştırmak, zaman tüneline girmeyi bu yüzden gerektiriyor. Çünkü ABD’de son iki yüz yılda aşamalarla çözülen birçok sorun Türkiye’de süpürüldüğü halının altından çıkarılacağı zamanı bekliyor.

Türkiye gibi toplumların önce zaman tünelinden çıkması lazım.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin